Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu ile Azerbaycan üzerine

PROF. KIRZIOĞLU İLE
CAN AZERBAYCAN’IN RENKLİ TARİHİ
ÜZERİNE BİR SOHBET*

Recep KOÇAK

 

Azerbaycan’da bugün yaşanan olayların gerçek yüzünü daha kolay kavrayabilmek için bu ülkenin tarihine bir göz atma zorunluluğu vardır. Geçmişi bilmeden ne bugünü ne de gelecekte vuku bulacak olayları sağlıklı bir değerlendirmeye tabi
tutabiliriz. Azerbaycan nereden nereye geldi? Bu sorunun cevabını Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu’ndan almak istedik.

Kırzıoğlu, 1917 yılında Kars’ta doğdu. İlk ve ortaokulu Kars’ta, Liseyi Erzurum’da, üniversiteyi İstanbul’da bitirdi. Ortaçağ Tarihi üzerine önemli çalışmaları olan Kırzıoğlu, Dede Korkut Oğuznâmeleri üzerine araştırmalar yaptı. Kırzıoğlu’yla oldukça uzun ve tatlı bir sohbetimiz oldu. Ne var ki, sınırlı sayıdaki sayfalarımızda söz konusu sohbetin ancak bir kısmını yayımlayabiliyoruz.

– Azerbaycan tarihinde kilometre taşı mesabesinde yer tutmuş olayları anlatır mısınız?
Azerbaycan’da Türklük tarihi M.Ö 7. yüzyılda Kafkaslar’ın kuzeyinden gelen ve Hazarların, Bulgarların ataları sayılan Kimmerlerle başlar. Kimmerler, Kafkaslar’ın Dağıstan Derbendiyle Tiflis’in kuzeyindeki Daryant geçidinden aşarak
gelmişlerdir. Bunların karşısına, Van Gölü çevresinde büyük bir devlet kuran ve Asurlularla savaşan Urartular çıkmıştır. Fakat Urartu kralı Sardurist M.Ö 713 yılında Kimmerlerin akınlarını durduramayınca -elimizdeki Çin yazısı belgelere görekendi hançeriyle intihar etmiştir. Asur hududuna dayanan Kimmerler daha sonra Orta Anadolu’ya, Sakarya bölgesine gitmişlerdir. Daha sonra at eti yiyen, kısrak sütü içen ve yiyeceklerini yedek atlarla beraber taşıyan Saka Türkleri gelmişlerdir. M.Ö. 680 senesinde Sakalar kalabalık aileler halinde göç etmişlerdir. Bunların hükümdarı Barta Tuğa adını taşır. Soy bakımından Ermeni olan Alman ilim adamı Profesör Markart, “Eranşah”r isimli kitabında, “Sakaların hükümdarı Barta Tuğa, Gence’nin güneydoğusunda bulunan Barda şehrini (Partav) başkent yaptı. Barta Tuğa bütün İran’a, bütün Anadolu’ya hâkim oldu.” diyor. Demek ki, M.Ö. 680 senesinde ilk Türk payitahtı bugünkü Karabağ’da kurulmuş ve kuran hükümdarın
adıyla anılıyor. Bu isim ‘Partav’ şeklinde eski Süryani ve Gürcü metinlerinde de geçiyor.
İslâm kaynaklarında Bardaa şeklinde geçen bu ismi Dede Korkut bugün halkın kullandığı ‘Berde’ biçiminde kullanmış. Azerbaycan Türklüğü Önasya’da Anadolu’dan ve İran’dan daha eski tarihlere kadar gidiyor. M.S. 941 yılında Normanlar
bir gece ansızın baskın yapıyorlar ve Partav şehrini yağma edip yıkıyorlar. Ondan sonra Azerbaycan’da Gence şehri parlıyor.

– Müslümanlar Azerbaycan’a ilk defa hangi tarihte ulaşıyorlar?
Gence’de Sakaların büyük kolu hâkim olmuştu. Latin kaynaklarında bu bölge ‘Sakasen’ diye geçer. Saka abad, saka ülkesi anlamındadır ve buradaki ‘S’ şenlik bildirir. Müslümanlar M.S. 642-646’da burayı ilk fethettiklerinde Sakasenler
bölgesinde Sakaların Balasakan kolunu görüyoruz. Türklük aleminde Önasya’da ilk Müslümanlar Azerbaycan’da. Hz. Ömer zamanında Şam valisinin ordusu buralara kadar gidiyor. Daha sonra burada Sakalardan 24’lü diye bilinen ve ana dilleri Türkçe olan bir göçebeler yaşıyorlar. Dede Korkut kitabında Karabağ bölgesinde yaşayan beylere Afrasyab nesli, Afrasyab oğlu deniliyor. Evliya Çelebi de Nahcivan’dan, Karabağ’dan bahsederken, burada Afrasyab nesline dikkat çeker.
İslâm fethinden sonra burada, Sakalardan gelen Şeddatoğulları 951-1200 seneleri arasında Gence ve etrafına hâkim olmuşlardır. Bunların bir kolu da Arpaçay’ın sağında Anı şehrine gelmişler; Selçuklulara öncülük ettikleri için 1064 senesinde Alparslan bu bölgeleri ilk defa Selçuklulara bağlıyor. Azerbaycan’da Selçuklulara bağlı Atabekleri görüyoruz bir süre tarih sahnesinde. Atabekler, Kafkasların kuzeyinden gelen ve sonradan Müslüman olan Kıpçak Türklerindendir.
Azerbaycan’da Atabeklerden çok sayıda tarihî eser kalmıştır.

– Bugün Anadolu’da Azerbaycan’dan gelen Türklerden kalma izler var mıdır?
Anadolu’da Selçuklulardan sonra Konya bölgesine hâkim olan Karamanoğulları Karabağ’dan gelmedir. Avşarlı oymağından sayılıyorlar. Atabeklerin bir kısmına Kıpçak da derler. Kıpçakların bir hususiyeti bugün Erzurum, Rize ve Trabzon
ağzında varlığını sürdürmektedir. Buralarda göz yerine cöz, Türk yerine Türç, Kâmil yerine Çâmil diye konuşulur. Bu ağızı biz Tebriz’de de görürüz. Tebriz ahalisini Kanuni Sultan Süleyman 1535’te getirip Erzurum’a yerleştirmişti. Şah İsmail
Erzurum’u yıkmıştı. Biz Erzurum’u ıssız olarak devraldık. Erzurum halkı halen Tebrizliler gibi konuşurlar.

– Kafkasların elimizden tamamen çıkması nasıl olmuştur?
1773’te Ruslar Baltık yönünden gelip Cebel-i Tarık’tan geçerek Akdeniz’e
girdiler ve Çeşme’de bizim donanmayı yaktılar. Fransız elçisi bizim vezirlere Rusların geldiğini haber vermiş, “Rusların buraya kadar gelebilmesi mümkün değil.”
demişler. İki Türk devleti İran’la Osmanlılar birbiriyle çarpışırken Çarlık parsayı topladı. Biz birbirimizi yerken evvela Kafkaslar’dan Dağıstan’a, Çerkezler bölgesinden Kırım’a kadar işgal eden Ruslar, gele gele nihayet 1812 muahedesiyle bütün
Azerbaycan’ı, Dağıstan’ı işgal ettiler.

– Rusların Ermeniler ile ilgili politikası nasıl olmuştur?
1829 Edirne Muahedesinden sonra Ruslar, içimizdeki 40 bin aileyi götürüp Revan bölgesine yerleştirdiler. İran’dan da çok sayıda Ermeni’yi götürdüler. Bizim elimizde 1908 senesinde bugünkü Ermenistan’ın merkezi Erivan’da basılmış Rusça Ermeni Salnamesi var. Rus istatistiklerine göre 1908 yılı itibarıyla Revan’daki Türklerin sayısı Ermenilerden daha fazladır. Ne zaman ki Cihan Harbi başlıyor, Rus ordusuna alınan Ermeniler Bolşevikliğe çıkıp, Rus askerleri geri dönünce silahları
onlardan alıyorlar ve Müslüman Türkleri acımasız bir şekilde kırıyorlar. 1918-20 yılları arasında oradaki Türkler için tam bir felaket yaşanmıştır.
Yapılan 1921 Moskova Anlaşmasına göre o günkü Ermenistan’da bulunan Türkleri Kars’a aldık. Bizde bulunan Ermeniler de Ermenistan’a gönderildi. Buna rağmen 1930 senesinde 200 binden fazla Türk vardı Ermenistan’da. Maalesef 1947
senesinde “Sizi Azerbaycan’a göndereceğiz.” diye, yayladan inen Türkleri sürülerle beraber ormanlık bölgeye götürüp makinalı tüfek ateşinden geçirmişlerdir. En son aldığımız haberlere göre 20 bin Türk kalmıştır.
Lenin öldükten sonra Stalin vaktiyle 10 bin metrekareden ibaret olan Ermenistan’ı üç katına, yani 30 bin metrekareye çıkardı. Bunu nasıl yaptı? Gökçegöl bölgesinden kesti, Azerbaycan’dan, Nahcivan’dan kesti, kuzeyde Borçalı Türklüğünü kesti ve Ermenistan’a verdi. Stalin, Azerbaycan’la Anadolu’nun arasını ayırdı. Onun için, Ahıska bölgesi Sovyet Gürcistan’ına ait olduğu halde buralara vaktiyle Rusların yerleştirdiği Ermeniler yüzde 25-30’u teşkil ediyorlar.

– Osmanlı Devleti en son ne zaman Azerbaycan’a yardıma koştu?
Azerbaycan 28 Mayıs 1918’de istiklâlini ilan etmişti ama sadece Gence’de tutunabiliyordu. Çünkü yarım milyondan fazla nüfusu olan sanayi şehri, petrol merkezi Bakü, Bolşevik döküntüleri ile Ermeni çetelerinin elindeydi. Onların silahları çok olduğu için Azerbaycan Bakü’yü alamıyordu, bizden yardım istedi. Biz Mehmetçikle Nahcivan’ın içerisine yürüdük. Alman müttefiklerimiz bizim demiryolu ile Tiflis üzerinden gitmemize müsaade etmediler.
Almanlar Gürcistan’ı himayelerine aldılar, oranın magnez yataklarına göz koymuşlardı. Bizim askerimiz karadan yürüdü. 15 Eylül 1918’de Ermeni çetelerinin döküntülerini temizleyerek Bakü’yü kurtardık.
Payitaht Bakü’ye nakledildi. Mehmetçiklerin şehitleri için büyük bir abide hazırlamışlardı. Bolşevikler orayı 27 Nisan 1920’de tekrar işgal edince, bir ay içinde bir proje hazırladılar ve abideyi caddeye rastlatıp ortadan kaldırdılar. Bugün
duyuyoruz ki, Azerbaycanlılar Anadolu şehitleri için köylerde abide yapmak istiyorlar.

– Osmanlının asker göndererek kurtardığı Bakü sonradan nasıl elden çıktı?
Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa, İslâm ordusuyla beraber Azerbaycan’ın ordusunu 6 ayda yeniden yetiştirmiş ve savaşa hazır hale getirmişti. Maalesef İngilizlerin giderek o petrol bölgesini işgal etmeleri ve Ermenilere destek olmaları ve Bolşeviklerin çeşitli yerleri işgal etmelerine seyirci kalmaları sonunda alınan yerler yeniden elden çıktı. Mesela, Batum Millî Mîsâk’a dâhildir. Batum’u 3 Mart 1918’de verdiler. Batum’un bizde mutasarrıfı vardı. İstanbul’un ilk üniversite rektörü Cemil Bilsel, kendisi Batum mutasarrıfı idi. Halepliydi. Lozan kitabında dert yanar.
Maalesef Buhara Hanlığından aldığımız altın paraların üzerine Bolşevik damgasını vurarak Bolşevik altını diye bize verdiler. Ruslar 10 ton altın aldılar, 3 tonunu bize verdiler, gerisini kendileri yediler. Bunun adı, “Sovyet Rusya Türkiye’ye yardım etti.” oldu.

– Rusya, Türkiye’ye yardım etmediği halde neden yardım etmiş gibi görünme ihtiyacını duydu?
Evet, Rusya Türkiye’ye yardım etmedi. Çünkü, Çar taraftarlarına İngiliz, Fransız konsolosları söylüyor; İngiltere, Fransa donanması, İtalyan gemileri Karadeniz’deydi. Sahillerden Çar taraftarlarına yardım ediliyordu. İstanbul’u kurtaracak
olan Ankara hükûmetiydi. Bize o yüzden yardım ediyorlar ki, bir an önce boğazları kapayalım, oradan defolup gitsinler. Babasının hayrına yardım etmedi Rus. Parayı Buhara Reisi Cumhuru vermiştir. Elimizde belgeler, hatıralar var.

– Batum’un verilmesine neden razı olundu?
Bakü’deki petrol, borularla Batum’a geliyor, orada rafine ediliyor. O yüzden Ruslar, Batum’u bize verin diye ısrar ettiler. Bizimkiler de kabul ettiler. Fakat bazı şartlar koştular; öğretim Türkçe olacak, İslâm dini serbest olacak. Kızıl Azerbaycan
diye eski Türkçe yazılmış kitap var.

– Azerbaycan’ın bölgedeki özel önemi nedir?
Türkiye’ye uzak sayılmayacak bir yerdedir. Tarihi ve kültürü itibarıyla Türkiye’ye bir yakınlığı vardır. Azerbaycanlılar Prestroika’ya kandılar. Sovyet Anayasası’nda sözüm ona, “15 Cumhuriyet’ten biri isterse ayrılabilir.” yazılıdır. O sözde
kalıyor. Ayrılırsan işte böyle tanklar gelir.
Azerbaycan’ın en büyük talihsizliği topraklarında petrol bulunmasıdır. Sovyetlerin petrolünün yüzde 60’ı oradan çıkıyor. Hem de çok ucuz, çok kolay çıkıyor.
Tabii gaz çıkıyor. Petrolün elden gitmesi Sovyetler için felaket olur.
Bizim için Azerbaycan’ın bir saatlik işi var. Ama bütün dünya Ermenilere yardım ediyor. Bir papaz özel uçağıyla Fransa’dan silah taşıyormuş Ermenilere… Bunu herkes duydu!

– Kafkaslar ne tür gelişmelere gebe?
Sporcuları, artistleri kaçıyorlar biliyorsunuz. Rus kökünden olanlar da kaçıyor. Hürriyet gibi bir nimet yoktur. Onu insanlardan olamazsınız. Eninde sonunda bu Demirperde yırtılacaktır. Üçüncü Cihan Harbi’ne lüzum kalmadan Müslüman Türk âlemi kurtulacaktır. Yine onların siyasî birliğinde bir bayrak altında olması söz konusu değil. Netice itibarıyla kendi bölgelerinde kendi kültürlerini yaşayarak daha iyi geleceklere kavuşacaklardır.

(*) Recep Koçak, “Prof. Kırzıoğlu ile Can Azerbaycan’ın Renkli Tarihi Üzerine Bir Sohbet”, Kadın ve Aile Dergisi, Sayı 59, Şubat-Mart 1990, s. 23-25.

KAYNAK: Fahreddin Kırzıoğlu Armağanı