Hasan Ferid Cansever: Türkçülük Nedir?

Dr. Hasan Ferid Cansever

Türkçülük Nedir?

I

 

TÜRKÇÜLÜK NEDİR?

Türkçülük, Türk milletinin tehlikeye düşen var­lığım korumak, milleti uyandırmak için yapılan bir harekettir. Her canlı uzviyet gibi bir millet de daima bir çok tehlikelere maruz kalır ve bu teh­likelerden kendisini kurtarmak için her dakika mü­cadele eder. Türk milleti tarihin kendisini tanıdığı devirlerden beri bu mücadeleyi bir an bile terket- miş değildir. Gültekin kitabesi bize bu hayat ve ölüm didişmesinin en canlı bir misalini vermekte­dir. Bir millet var ise onun kendi benliğini, varlı­ğını muhafaza ve idame ettirmesi için didişmesi, çarpışması, millî mevcudiyeti için tehlikeli olan düş­manlarını ortadan kaldırması için öldürmesi ve öl­mesi kadar tabiî bir şey tasavvur olunamaz. Böy­le bir mücadele bütün hayat müddetince hep ayni şiddet, ayni kudrette devam edemez. Zaman zaman dinlenmek, yorgunluk hissetmek, ihtiyaç ve zaru- retleride hasıl olur. Yorgunluğun verdiği zafiyet neticesinde bedbinlik, dalgınlık ile beraber mücadele bazı mağlubiyetler de olabilir. O zamanlar millî mevcudiyetler büyük tehlikelere maruz kalır. Düş­manlarının ellerine esir düşebilirler. Artık her şey bitmiş gibi görünen anlarda yeni yeni hayat hamleleri ile yeni mücadeleler başlar. Düşmanlarını şaşırtan bu hamleler bu defa da hâkimleri mağlup eder, esirleri hürriyete kavuşturur.

Bu mücadele hayatın bir zarureti, bir icabı ve kanunundur. Bunun için milliyetçilik cereyanının başladığı tarih Türk milletinin dünya üzerindeki ilk mevcut olduğu günden başlar. Onun için ben Türk miliyetçiliğini günün bir modası ve icabı bir hareket olarak tanımıyorum. Madem ki bir Türk milleti vardır onun millî varlığım korumak için çalışan bir fikir hareketi de mutlaka onunla beraber mevcut­tur. Buna Gültekin abidesindeki sözler en güzel bir misal olduğu gibi Türk tarihi de buna şahittir. Şu halde Türkçülük hareketinin tarihini Türk mil­letinin tarihinden ayırmağa imkân yoktur. ,

Bizim devrimizde adına Türkçülük ve milliyet­çilik dediğimiz hareket, işte bütün bu tarih boyunca devam edip gelen, millî şuur ve varlık mücadelesinin en son hamlesidir. Deniz dalgalarını nasıl denizden ayırmak mümkün değilse, bu son hamleyi de Türk milletinin yaşamak için yaptığı hayat mücadelele­rinden öylece ayırmak kabil değildir.

Milliyet meselelerini mütalâa ve münakaşa eden bir çok mütefekkirler ve muharrirler milliyet mef­humunun zamanımıza ait bir fikir hareketi mahsu­lü olduğunu ileri sürerek bu fikir hareketlerinin mo. dern bir cereyan olduğunu iddia ederler. Eski insan topluluklarında millî bir fikir ve hissin mevcut ol­madığını ileri sürerler.

Halbuki ben bunun tamamile aksini kabul edi­yorum. İptidaî kavimlerdeki millî his ve millî hayat modern cemaatlardan daha kuvvetlidir. Çünkü bu iptidaî milletleri teşkil eden ferdlerin efkâr ve ta- hassusatında modern cemaatların ve milletlerinkin- den daha kuvvetli bir tesanüt ve ayniyet vardır.

Biz bugün milleti ayni soydan, dini, dili, efkâr ve hissiyatı, anane ve yaşayış şekli birbirlerinin ay­ni olan insanlardan mürekkep bir camia olarak ta­rif ediyoruz.

Eski milletlerde bu vasıflar bugünkü milletlere göre daha ahenkli ve daha mütecanis ve daha canlı bir surette mevcut olduğundan o cemaatlar içindeki millî hayat bugüne kıyasla elbette daha kuvvetli ve daha mütesanit ve faal olması icap eder.

Bizim bugün millî bir hareket yapmak zaruret ve mecburiyetini hissetmemiz ve karşımıza bir sürü muarız çıkarak onlarla mücadeleye mecbur oluşu­muz gösteriyor ve ispat ediyor ki içinde yaşadığımız cemaat ferdleri arasında daha bir millet halinde yaşamak hususunda tam bir mutabakat halinde bulunmuyoruz. Halbuki iptidaî kavimlerde böyle bir ferdin cemaat içinde hayat hakkı bile yoktur. Hal­buki biz bugün kendimize Türkçü diye cidden garip bir isim bile takmak zaruretini ve elîm mecburiye­tini duymuş bulunuyoruz. Çünkü Türk millî camia­sı içinde Türk olmayarak yaşayabilmek, Türk mil­lî ananesine, harsına, diline, mukaddesatına hür­mete lüzum görmiyen ve onun ırkma da, tarihine de, millî metrukâtına da hattâ hürmete bile lüzum görmeden ve cezadan korkmadan insanlar, zümre­ler peyda olmuştur ve maateessüf bir zamanlar Türke karşı bir takım yabancı hisler besleyen züm­reler büyük Türk kütlesinin sevk ve idaresini de eline alarak, kendi fikir ve kanaatlarım Millî Türk zihniyet ve kanaatinin üstüne çıkartarak ona ta­hakküm bile etmek imkânmı elde etmişlerdi. Bu­gün Türkçülük dediğimiz hareket işte bu musibet­leri temizliyerek Türke eski tarihi, millî varlığını iade etmeğe matuf bir harekettir.

Türk milleti hiç bir vakit bu kadar acı bir mü­cadeleye mecbur olmamıştır. Onun her vakit kendi millî ideali canlı olarak yaşamıştır. Fakat, bugün kendilerini Türkün okumuş insanları olarak tanı­tanlar arasında Türk milletinin manevî bütün var­lıklarını onun bünyesinden söküp atmak için çalı­şanların mevcut olduğunu teessürle görmekteyiz- Üzerini uyuz böcekleri sarmis olan bir yiğit, kah­raman ruhlu bir insanın ıztırâbı gibi Türk milleti de bu tufeyli fikir ceryanlarmdan çok mustariptir. Milliyetçilik, onu bu parazitlerden temizleyecek olan ilâçtır.

Fakat, bizim idealimizdeki gaye, yalnız bun­larla mücadele değil. Türk milletinin mazide oldu­ğu gibi mütesanit, kuvvetli ve azimli büyük bir mil­let halinde dünyanın kendisinden beklediği vazife­yi ifaya muktedir bir hale gelmiş olmasını görmek­tir.

Bizim dâvamız: Asırlarca devam eden büyük Türk varlığının yine asırlarca devamım teminden ibarettir. Çünkü bize tarih mensup olduğumuz mil­letin büyük bir millet olduğunu gösteriyor.

Her millet Türk milleti gibi büyük olarak yaradılmış değildir. Türk milleti aded olarak büyük bir millettir. Dünya üzerinde bugün «Türküm» di­yen atmış, yetmiş milyon insan vardır. Bu, parça parça edilmiş büyük bir milletin döküntüleridir. Bunlar bir araya toplansalar, bunlar sevgi, aşk ve ihtimam ile korunsalar, üretilseler, terbiye edilse- ler dünya üzerinde yaşayan insanlar arasında en şerefli, en liyakatli mevkii bu Türk milleti işgal edeceğine hiç şüphe yoktur. Nasıl ki tarih bize Türklerin her vakit dünyaya medeniyet ömeği ol­duklarını gösteriyor. Pekin şehri bir Türk şehri idi. Buradaki üniversitelerde binlerce Türk Profesörü dünya ilmine ve bugünkü medeniyetin bu hale gelmesine hizmet etmişlerdir. Hindistana ayak basan Türklerin bıraktıkları eserler karşısında yirminci asır ancak şaşkın ve hayran nazarlarla onları sey­redebiliyor.

İran, Irak, Suriye, Mısır, Anadolu, Rumeli, Tu­na boyları, hâlâ Türk medeniyetinin maddî ve ma­nevî eserlerinin tesiri altında yaşamaktadır. Bugün bile bir Romanya kibrit kutusu alırsanız üzerinde biraz değiştirilmiş olduğu halde türçe kutu ve kib­rit kelimelerimizi bulursunuz.

Dünyanın üç noktası üzerinde bu kadar alem­şümul bir tesir yapmağa muvaffak olmuş ve tabiî bir istifa ve tekâmülle bu büyük varlığını elde etmiş olan Türk milletinin bugünkü parçalanmış, zayıf düşmüş, düşmanlan tarafından aralarına kasten ayrılıklar sokulmağa çalışılan, haline bakarak, eli­mizde en son kalan parçasının da beynelmilel ca­mialardan birinin ideolojisini kabul etmekten baş­ka çare olmadığım ileri sürenlerin her şeyden ev­vel hüsnüniyetlerinden şüphe etmek elbette en doğ­ru bir hareket olur.

Biraz evvel, Türkçülük, Türk milletini sevmek­tir, diye tarif etmiştim. Her Türk bütün dünya Türkleri için faideli olmağa hayatının en mukaddes gayesi bilmelidir, işte Türkçülük bundan ibarettir. Bu prensipten bir sürü millî çalışma sistemleri do­ğar.

Türkçülük, Türk olmayan milletlere düşman­lık değildir. Türkçülük, başka bir milletin aleyhine bir hareket değildir. Türkçülük imperyalizme, zul­me, istibdada, cehle, fakr ve sefâlete karşı bir mücahede ve mücadeledir. Bizim siyasî bir emperya­lizmle hiç bir alâkamız yoktur. Çünkü, Türkün dün­ya üzerindeki yayılışı, onun kendi ülkelerinde mes’ut ve mürefrah olarak asırlarca yaşamasına ve ça­lışmasına müsaittir. Bizim başkalarının ülkelerin­de gözümüz yoktur. Yeter ki başka milletlerin de bizim topraklarımızda gözü olmasın da idealimiz olan sulh ve sükûn içinde millî varlığımızı birliği­mizi, millî medeniyetimizi meydana getirebilelim.

Türk, zulüm, cefa ve eziyetler yüzünden bu ha­le geldiği için hürriyete, adâlete muhtaçtır. Bilgisi az olduğu için teknik vasıtalarını bizzat yapamıyor. Fakir olduğu için âciz bir hale düşüyor. Şu halde milliyetçi bir Türkün en büyük vazifesi şunlardır :

  • 1- Türkü sevmek.
  • 2- Türkün sefaletiyle, fıkaralığıyle mücadele et­mek.
  • 3- Türkü zulüm, cefa ve eziyetten kurtarmak.
  • 4- Türkü emperyalislerin hücumundan siyanet
  • 5- Türkün millî benliğini tehlikeye düşürecek, onun hissini körletecek fikir cereyanlarından onu korumak.
  • 6- Teknik vasıtalarla teçhiz etmek.
  • 7- Ahlâkî vasıflarının inkişafına hizmet etmek.
  • 8- Neslin bozulmamasına ve karışmamasına iytina et
  • 9- Türk millî varlığının yegâne koruyucusu olan Türk devletini yaşatmak.

       İşte, bir milliyetçi Türkün öğreneceği, öğrete­ceği, yapacağı ve yaptıracağı şeyler bunlardır.

* * *
Devamı: http://www.ulkuyaz.org.tr/hasan-ferid-cansever-turkculuk-nedir-2/