HAYATİ TEK: Hünkârım, Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin manevi talebesi, Horasan Eren’i, Anadolu Alperen’i ve büyük bir veli olan zatınızla Makâlât isimli eseriniz üzerine söyleşmek istiyoruz. Sohbetimize geçmeden önce, UNESCO’nun 2021 yılını sizin 750’nci, Yunus Emre’nin 700’üncü, Ahi Evran’ın ise 850’nci doğum günleriniz dolayısıyla Anma ve Kutlama Yıldönümleri programına aldığını büyük bir memnuniyet ve iftiharla ifade etmek isterim. Eserinizde insanın yaratılış hikmetleri hakkında hem akıl hem de hal ilminin esaslarına uygun ilham verici tespitlerde bulunuyorsunuz. Bu kapsamda öncelikle sormak istiyorum: Cenabı Allah insanı neden ve nasıl yarattı?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Hak Subhanehu ve Ta’âlâ Âdem’i (insanı) dört türlü nesneden yarattı, dört bölüğe ayırdı. Dört bölüğün de dört türlü ibadetleri, dört türlü arzuları ve dört türlü halleri vardır. (s. 3)

HAYATİ TEK: İnsanın yaratıldığı dört nesne hangileridir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: İlki toprak, ikincisi su, üçüncüsü ateş ve dördüncüsü yeldir. (s. 3)

HAYATİ TEK: Peki yarattığı dört bölük insan ne gibi özelliklere sahiptir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Birinci bölük, âbidlerdir; bunlar şeriat kavmidir ve asılları yeldendir. Yel (hava), hem şifa verici hem de kuvvettir; bu sebeple bunlar da gece gündüz Hakk’ın ibadetinden ayrılmazlar. Yel esmeyince ekinler samanından ayrılmaz, bütün âlem kokudan helak olurdu. Öyle ki bu dünyada ne varsa; helal, haram, temiz ve pis hepsi şeriat ile malum olur. Çünkü şeriat kapısı ulu kapıdır.

Öyleyse, aziz kardeşim; Çalap Ta’âlâ’nın buyurduğunu gayret gösterip tutmak ve sakının dediğinden sakınmak gerek. Bunun için de insan olanlar kendilerini tez ulu bileler ve Hak Ta’âlâ Hazretlerinin yasaklarından sakınalar. (s. 3)

HAYATİ TEK: Âbidlerin ibadetleri nasıldır yahut nasıl olmalıdır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Âbidlerin ibadetleri: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, seferberlik olunca gaza eylemek, cenabetten gusül ederek temizlenmek ve nefse ait arzuları istemeyip, dünyayı terk ederek ahireti sevmektir. Bunlar avam (halk) taifesidir ve işi gücü birbirlerini incitmektir. Kibir, haset, buğuz, cimrilik ve düşmanlık bunlarda her zaman görülür. (s. 3)

HAYATİ TEK: İnsanların tasnifinde ikinci grupta kimler yer alır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: İkinci bölük, zâhidlerdir. Bunların aslı ateştendir ve bunlar tarikat taifesidir. Bu sebeple gece gündüz yanmaları, kendilerini yakmaları lazımdır. Her kim, bu dünyada kendisini yakarsa, yarın ahirette türlü azaplardan kurtulacaktır. (s. 4)

HAYATİ TEK: Zâhidlerin ibadetleri, hal ve hareketleri nasıldır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Zâhidlerin ibadetleri; gece gündüz Tanrı’yı zikretmek, bismi’llahi’rrahmânı’r-rahim’i her işte yâd etmek, korku ve ümit içinde olmak ve arzuları dünyada ahiret için yararlı işler yapmaktır. Halleri de ilm-i ledünne (gayb ilmi) ermektendir ve kendi bilgilerinden memnun kalmışlardır. Nereden gelip nereye gittiklerini bilmezler. (s. 5)

HAYATİ TEK: Bunca ibadet ve yakarışa rağmen mi?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Çünkü bunlara hidayet kapısı açılmadı. Eriştikleri her mertebeye kendi gayretleri ile gelmişlerdir. (s. 5)

HAYATİ TEK: Peki, insanların tasnifinde âbidler ve zâhidlerden sonra hangi grup gelir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Üçüncü bölük ariflerdir. Bunların aslı sudandır ve bunlar marifet taifesidir. Su, hem kendisi temizdir hem de temizleyicidir. Bu sebeple arif de hem temiz olmalı hem de temizleyici. Kendileri arıdırlar ve başkalarını da arıtırlar. Kendisini arıtmayan başkalarını da arıtmaz (arıtamaz). (s. 5-6)

HAYATİ TEK: Hünkârım, meseleyi biraz daha açar mısınız?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, azizim! Vay sana ki içinde; kibir ve hased (kıskançlık), cimrilik, düşmanlık, tamah, öfke, gıybet, kahkaha (şamata) ve maskaralık ile bunlar gibi daha nice şeytan fiili varsa, suyla yıkanıp nasıl arınacaksın? (s. 6)

HAYATİ TEK: Anladım Hünkârım.

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Öyleyse hakikaten bil ki arınamazsın. Bundan dolayı, bahsettiğimiz bu sekiz türlü nesnenin birisi bir kişide olsa, onun bütün taât ve ibadeti ile amelleri heba olur. Vay eğer sekiz türlüsü de bir kişide olursa o kişinin hali ne olur?

Azizim! Ariflerin aslı sudandır ve içlerinde pis şey bulunmaz. Suyun aslı da yeşil cevherdendir ve o cevherin aslı da Tanrı’nın kendi kudretindendir. Bunun için Tanrı Tebaâreke ve Ta’âlâ ariflerini sever. Çünkü ariflerin aslı Tanrı’dandır; asıllının aslını sevmesi şaşılacak bir şey değildir. (s. 7)

HAYATİ TEK: Bu kapsamda ariflerin hal ve tavırları nasıldır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Ariflerin ibadeti tefekkür ile dünya ve ahireti terk etmek; himmet nazarıyla velâyet beklemek ve Çalap Ta’âlâ’ya ulaşmak arzusudur. Ariflerin halleri ise bütün varlığa uyum göstermek ve kötü bir düşünceye kapılmamaktır. (s. 7)

HAYATİ TEK: İnsanları “dört bölük” şeklinde tasnif etmiştiniz, son bölükte kimler var?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Dördüncü taife muhiplerdir. Bunlar hakikat taifesidir ve bunların aslı topraktandır. Toprak teslimiyet ve rızayı temsil eder. Bu yüzden muhip de teslimiyet ve rıza içinde olmalıdır. Nitekim Resulul’lâh (A.S.) Hazretleri şöyle buyuruyor: “Her nesne tekrar aslına döner.”

O halde şimdi, toprak toprağa, su suya, yel yele, ateş ateşe döner; sen neyle Hazret’e (Allah’a) varırsın? (s. 7)

Öyleyse, eğer kötü ahlakım ve kötü amelim varsa, bil ki bu, asıllı aslına döndüğü ve benzediği içindir. (s. 8)

HAYATİ TEK: Muhiplerin hal, hareket ve ibadetleri nasıldır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Muhiplerin ibadeti, Allah’a yalvarma (münâcât), seyir ve gözlemdir. Arzularına ermek, Çalap Ta’âlâ’yı bulmak, kendilerini yitirmek, canları muratlarına ermek ve halleri birleşip bir olmaktır. (s. 8)

HAYATİ TEK: Muhipleri en üst grupta andığınıza göre diğer gruplara göre kazançlı oldukları noktalar olmalı. Cenabı Allah ile bir olabilmenin kazanımları…

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Muhiplerin üç yerde kazancı vardır. (s. 8)

HAYATİ TEK: Nelerdir onlar?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Birinci, Çalap eserini seyretme. İkinci, Çalap’ına münâcât kılma (yalvarma). Üçüncüsü, Çalap aşkına müşâhâdeye oturma. (s. 8)

HAYATİ TEK: Hünkârım, Cenabı Hakk’ı seyredebilmek, Yaradan’a bizzat yalvarabilmek ve Allah aşkına müşahedeye oturabilmek büyük imtiyaz gerçekten. Bu nasıl mümkün olabilir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Eğer muhiplere “Çalap Tanrı’yı nasıl bildin” derlerse, onlar şöyle cevap verirler:

– Çalap Tanrı’yı kendimizden, kendimizi de Çalap Tanrı’dan bildik. Sözümüzün delili, Hazreti Aleyhi’s-selâm’ın buyurduğu şu hadistir: “Her kim kendisini bilirse, şüphesiz Rabbini de bilir.”

HAYATİ TEK: Bu sözleri anlamak pek de kolay görünmüyor. İzah eder misiniz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Muhiplerin sözlerinin hakikati insanın kendi içindedir, başka yerde arayan nasıl bulacaktır? Bu sebeple bir insan kendini bilmeyince Tanrı’yı nasıl bilecek ve görecektir? Nitekim Çalap Ta’âlâ buyurur: “Biz ise, ona, ilim ve kudretimizle sizden daha yakınız; fakat siz (yapılmakta olan işleri) görmüyorsunuz.” (s. 9)

HAYATİ TEK: Neden göremiyoruz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Âbidlerin, zâhidlerin ve ariflerin ibadet, arzu ve halleri birbiri katında değil; fakat muhiplerin katında geçer. (s. 9)

HAYATİ TEK: Neden?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Çünkü âbidler, zâhidler ve arifler dava (zahir ehli), muhipler ise mana (batın ehli) taifesidir. (s. 9)

HAYATİ TEK: Muhiplerin bu çok özel durumları hakkında biraz daha açıklama istesek hadsizlik etmiş olur muyuz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, azizim! Muhiplerin şerhi (izahı) yoktur. Fakat aklın ermesine, gönlün yönelmesine ve suret döğmeye (insanları uyarmaya) bu kadar söz yeter ki onları da yâd ettik. Başka kim var, Allah bilir. (s. 9)

HAYATİ TEK: Nasıl uygun görürseniz Hünkârım. Şimdi izninizle Allah’a dost olabilmek için neler yapmak gerektiği konusundaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Kul, Çalap Tanrı’ya kırk makamda erişir, dost olur. O kırk makamın onu şeriat; onu, tarikat; onu, marifet; onu da hakikat içindedir.

Şeriatın ilk makamı iman getirmektir. Ama hangi insan ki imanın ten üzere olduğunu söylerse hata eder. İmanın can üzere olduğunu söylese de hatadır. (s. 10)

HAYATİ TEK: O halde nasıl bileceğiz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şöyle bilmek gerekir ki arifler katında iman akıl üzeredir. Fakat herkesçe bilinen: İmanın dil ve gönül üzere olduğudur. Kim Çalap Tanrı’ya gönülden tanıklık yapmazsa, mutlak kâfirdir. Öte yandan diliyle tanıklık yapıp da gönlü ile inanmazsa münafıktır. Cehennemin en alt tabakasında olur. İbadete gelince; amel imandan ayrıdır ve iman ibadettir. Değme ibadet, imana ermez; küfür de günahtır ama değme günah küfre ermez. (s. 10)

HAYATİ TEK: Anladım Hünkârım. Şeriatın imandan sonraki makamları nelerdir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şeriatın birinci makamı, iman getirmektir. İkinci makam, ilim öğrenmektir. Üçüncü makam; namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, gücü yetene hacca gitmek, seferberlik olunca kaçmayıp düşmana karşı gelmek ve cenabetten temizlenmektir. Dördüncü makam, helal kazanmak ve faizi haram bilmektir. Beşinci makam, nikâh kıymaktır. Altıncı makam, hayz ve lohusalıkta cinsi münasebeti haram bilmektir. Yedinci makam, sünnet ve cemaat (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) ehlinden olmaktır. Sekizinci makam, şefkattir. Dokuzuncu makam, temiz yemek ve temiz giyinmektir. Onuncu makam, emr-i bi’l-ma’ruf ve nehyi’anil-münker, yani iyiliği emredip yaramaz ilerden sakınmaktır. (s. 13-14)

HAYATİ TEK: Böylece Allah’a dost olabilmek için gerekli görülen şeriat, tarikat, marifet ve hakikat başlıkları altındaki kırk makamdan şeriat başlığı altındaki on makamı anlamış olduk. Tarikat başlığı altındaki makamlar hakkında da bizleri aydınlatır mısınız?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, azizim! Bil ki tarikatın ilk makamı pirden el alıp tövbe etmektir. Kul kötü halden dönünce tövbe veren Allah’ın kendisidir. (s. 15)

HAYATİ TEK: Nasıl tövbe etmek gerekir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Öyle tövbe etmek gerekir ki onda tereddüt ve şüphe olmasın. Yine tövbeyi öyle yapmak gerek ki fayda getirsin. Çünkü tövbe etmek pişmanlıktır. Pişmanlığın esası budur ki yetmiş yıllık günah bir özre değişilir. Şimdi tevekkülle özre önem verin ki hatalarınız az, yüzünüz ak (taze) olsun. (s. 15)

HAYATİ TEK: Hünkârım, tarikatın diğer makamları nelerdir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Tarikatın ikinci makamı mürid olmaktır. Mürid üç türlüdür. İlki, mutlak müriddir. İkincisi, mecâzî müriddir. Üçüncüsü, mürted (dönek) müriddir. (s. 17)

HAYATİ TEK: Bu türleri biraz açar mısınız?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Mutlak mürid odur ki her türlü halde şeyhine niçin deyip delil getirmez. Mecâzî mürid odur ki zahirde şeyhinin istediği gibi, batında kendi istediği gibi olur. Mürted mürid odur ki şeyhinin bir halini görünce derhal yüz çevirir. (s. 17)

HAYATİ TEK: Tarikatın diğer makamlarından da kısaca bahseder misiniz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Tarikatın üçüncü makamı, saç kesmek ve elbise değiştirmektir. Tarikatın dördüncü makamı, nefis savaşında olgunlaşmaktır; pişmektir. Beşinci makam, hizmet etmektir. Altıncı makam, havf yani korkudur. Yedinci makam, ümit etmektir. Sekizinci makam; hırka, zenbil, makas, seccade, subha (yüz taneli teşbih), ibrat (iğne) ve asadır. Bunlar azizdir; azizlere verirler. Dokuzuncu makam; sahip-makam (makam sahibi), sahip cemiyet (cemaat sahibi), sahip-nasihat (nasihat sahibi) ve sahip-muhabbet (muhabbet sahibi) olmaktır. Onuncu makam; aşk, şevk, sefa ve fakirliktir. (s. 18)

HAYATİ TEK: Aşk makamı… Bu güzel ifadeyi açıklar mısınız?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Bu makam candır. Can cana kavuşursa (Allah’a ulaşırsa); sevinmek, oynamak, zevk ve şevkle hareket etmek, şaşılacak şey değildir. (s. 18)

HAYATİ TEK: Hünkârım, lütfen Marifet kapısının makamlarını da sıralar mısınız?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, azizim! Marifetin birinci makamı edep, ikinci makamı korku, üçüncü makamı perhizkârlık, dördüncü makamı sabır ve kanaat, beşinci makamı utanmak, altıncı makamı cömertlik, yedinci makamı ilim, sekizinci makamı miskinlik, dokuzuncu makamı marifet, onuncu makamı kendini bilmektir. (s. 19)

HAYATİ TEK: En üst mertebeye yerleştirdiğiniz Hakikatin makamlarını söyler misiniz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, azizim! Hakikatin birinci makamı, toprak olmak; ikinci makamı, yetmiş iki milleti ayıplamamak; üçüncü makamı, elinden geleni esirgememek; dördüncü makamı, dünyada yaratılmış bütün nesnelerin kendisinden emin olmasıdır. Beşinci makamı, mülk sahibine yüzünü sürüp yüzsuyunu (yaratılış sebebi olan Muhammedi nuru bulmak); altıncı makamı, sohbette hakikat sırlarını söylemek; yedinci makamı, seyr-i sülûk; sekizinci makamı, sır; dokuzuncu makamı, münâcât; onuncu makamı, Çalap Tanrı’ya ulaşmaktır. Kavuşma bundadır. (s. 20)

HAYATİ TEK: Gönül konusunu çok önemsediğiniz anlaşılıyor. Sizin nazarınızda nedir gönül?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Gönül, büyük bir şehirdir ki Hak Subhanehu ve Ta’âlâ arştan yerin altına kadar her ne yarattıysa o şehirde vardır ve o şehre sığar. O şehirde iki sultan vardır. Bunlardan biri rahmani, biri şeytanidir. (s. 23)

HAYATİ TEK: Rahmani sultanın özellikleri nelerdir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Rahmani sultanın adı akıl, naibi iman ve subaşısı miskinliktir. Yüreğin sağ kulağında yedi kale vardır. Hak Subhanehu ve Ta’âlâ her bir kalede bir muhafızı vekil kılmıştır. O muhafızların adı da bir bir belirtilmiştir. (s. 23)

HAYATİ TEK: Nelerdir isimleri?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: İlk muhafızın adı, ilimdir. İkinci muhafızın adı, cömertliktir. Üçüncü muhafızın adı, hayâdır. Dördüncü muhafızın adı, sabırdır. Beşinci muhafızın adı, perhizkârlıktır. Altıncı muhafızın adı, korkudur. Yedinci muhafızın adı, edeptir. (s. 23)

HAYATİ TEK: Şeytani sultanın özelliklerinden de bahseder misiniz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Nefs şeytanın naibidir. Şeytanın subaşıları; kibir, haset, cimrilik, açgözlülük, öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralıktır. Saydığımız bu yedi nesne onun muhafızları, yani kapıcılarıdır. (s. 31)

HAYATİ TEK: Bunlarla nasıl mücadele edilmelidir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, haset, cimrilik, açgözlülük, dünyayı terk etmekle gider. Öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralık da perhizkârlıkla gider. Bunların hepsi sabırla hayra döner. Kibrin aslı şeytan miskinliğin aslı rahmandır. Ne zaman kibir gelse, miskinliği ona havale etmek gerek. Hasedin aslı şeytan, ilmin aslı rahmandır. Ne zaman haset gelse ilmi ona havale etmek gerek. Cimriliğin aslı şeytan, cömertliğin aslı rahmandır. Ne zaman cimrilik gelse, cömertliği ona havale etmek gerek. Şimdi cömertlik dört gruptur. (s. 31)

HAYATİ TEK: Bu grupların isimlerini verir misiniz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Birincisi, mal cömertliği; zenginliktir. İkincisi, ten cömertliği; gazilerindir. Üçüncüsü, can (ruh) cömertliği; âşıklarındır. Dördüncüsü, gönül cömertliği; ariflerindir. (s. 31)

HAYATİ TEK: Şeytanın hileleriyle savaşmak pek de kolay görünmüyor. Bu konuda nasıl başarılı olabiliriz? Doğal olarak iş sadece istemekle bitmiyor…

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Edep dileyen korkuyu, korku dileyen perhizkârlığı, perhizkârlık dileyen sabrı, sabır dileyen utanmayı, utanmak dileyen cömertliği, cömertlik dileyen miskinliği, miskinlik dileyen ilmi, ilim dileyen marifeti, marifet dileyen canı, can dileyen aklı, aklı dileyen Çalap Ta’âlâ’yı sever. Çalap Ta’âlâ’nın buyurduğu o müjde, belirttiğimiz bu on iki türlü nesnedir. Bu nesnelerin on ikisi de birbirlerine vekil kılınmıştır ve iman askerlerinin komutanları bunlardır.

Şimdi, iyi düşünmek gerekir ki, bu on iki türlü nesnenin biri eksik olura, iman dürüst olmaz. Bunlar gayet iyi makamlardır ve bunları korumayan Çalap Tanrı’dan da marifeti bilmekten de uzak olur. Allah-u Ta’âlâ’nın yüzünü görmekten de mahrum kalır.

Buna karşılık; maskaralık dileyen gülmeyi, gülmek dileyen gıybeti, gıybet dileyen öfkeyi, öfke dileyen açgözlülüğü, açgözlülük dileyen cimriliği, cimrilik dileyen hasedi, haset dileyen kibri, kibir dileyen teni, ten dileyen hevayı, heva dileyen nefsi, nefs dileyen İblisi sever; Çalp Ta’âlâ’yı sevmez.

Şimdi bu on iki nesnenin vekili de şeytandır. Bu on iki türlü nesne üstün tutulup, sözü edilen o on iki türlü nesne yerine gelmeyince, Çalap Ta’âlâ’dan yana kula yol yoktur. Çünkü bu on iki türlü nesne hem marifetin hem de imanın düşmanıdır. Akıl askerinin, şeytan askerini yenmesi bunlarla malum olur. Şimdi bu nesnenin nişanı odur ki, can ruhani işreti sever. Ruhani işret, hür olmanın nişanıdır. (s. 32)

HAYATİ TEK: Eserinizde sık sık “insanın kendini bilmesinin öneminden” bahsediyorsunuz. Nedir bunun hikmeti?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: İnsanın kendisini bilmesinin gerektiğini belirtmenin sebebi şudur: Bir insan, rahmani ve şeytani olanı ayırmayı bilmeyince kendini de bilmez. Bir insan kendini bilmeyince Çalap Ta’âlâ’yı da bilmez. Şimdi her kim bu sözlerin manasını anlamışsa, rahmani ile şeytaniyi ayırmasını bilirse, o kişi kendisini de bilmiş olur. Bir kişi ne zaman kendisini bilirse aşk gelir, o kişiyi Hak’tan yana çağırır. Ne kadar talihi varsa o kadar ileri gider. (s. 33)

Şimdi, her kim bu sözleri anlamadıysa rahmani ile şeytaniyi fark edemez,  kendini de bilmez. Çalap Ta’âlâ Hazretlerinden yana yol bulamaz. Şimdi, her zaman insan suretinde olduğu halde insanlık mertebesinde olmayanları görürsün ya bunlar endişe ve veballerinin kalabası içinde boğulmuşlardır; tam şu hayvan sürüsü gibidirler. (s. 34)

HAYATİ TEK: İnsanların makamlarını âbidler, zâhidler, arifler ve muhipler olarak belirtmiştiniz. Allah’a dostluk noktasında bu dört makamdaki insanların durumu nedir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, dedikodu, dava ve şüphe âbidlerindir. İbadet, korku, ümit ve “ilme’l-yakîn” ariflerin; münâcât, müşahâde ve “hakke’l-yakîn” muhiplerindir.

Baki dervişlik, ezeli saadet, ebedi devlet ve sonsuz sıhhattir. Her kime değdiyse rahatlık onundur. Vallahu a’lemu bis’sevap. (s. 35)

HAYATİ TEK: Hünkârım, “kendini bilen Rabbini bilir” ölçüsündeki “kendini bilmek” nasıl bilmektir? İnsan ne yaparsa kendini bilmiş olur.

HACI BEKTAŞ-I VELİ: İlimle araştırmalı, izlemeli, gözlemeli ve arştan yerin altına kadar her ne varsa kendisinde bulmalıdır. (s. 38)

HAYATİ TEK: Yerle gök arasında ve bunların her birinin içinde sayısız nesne var. Bunların her birini anlamak ve bunların kendisindeki karşılığını bulmak nasıl mümkün olabilir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi gökle yer arasında birçok nesne vardır. Fakat insandan ulusu yoktur. Bütün yaratılmış nesnelerin en üstünde arş vardır. Arşta on sekiz bin kandil asılıdır. Değme bir kandilin genişliği, büyüklüğü, bu dünyadan yetmiş kat fazladır. Onlar Çalap Tanrı’nın hazineleridir ve on sekiz bin âlemdir. (s. 38)

HAYATİ TEK: Tam da bundan bahsediyordum. Üstelik bu sayısız nesnelerin hangisi insanda hangi özelliklere karşılıktır. Bir de böyle bir zorluk var…

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Hepsinden yukarı arş vardır. İnsan vücudunda en yukarıda baş vardır. Can hazineleri de baştadır. Şimdi, o; akıl, ilham, idrak, sevişmek, aşk-ı didar ve marifet de hazinelerdir ve başta asılıdır. Marifet, yalnız bin arş gibidir. Başta asılı duran her birisi de bin mülkten üstündür.

Baş arşa benzer. Dünyada da gök ve yer var. Şimdi, insanın arkası göğe, tabanı yere benzer. Başı arka (sırt, omuz); arkayı da taban (ayak) götürür. Arşı gök, göğü de yer götürür, gökten ne yağarsa yer onu götürür.

Akıl aya, marifet güneşe, ilim de yıldıza benzer. Dünyada güneş doğar ve uyanır. Fakat marifet hangi gönülde doğarsa o gönül uyanır; başkası uyanmaz.

Yedi kat gök var; ten de yedi kattır. İlki deri, sonra et, kan, damar, sinir, kemik ve iliktir. İşte bunlar yedi kat göğe benzer.

Dünyada bulut ve yağmur var. Kaygı buluta, gözyaşı yağmura benzer.

Dünyada dağlar da var. İnsanda da kemik başları dağlara benzer.

Dünyada gark edici yedi de deniz var. Tende de gark edici yedi deniz var. (s. 39)

HAYATİ TEK: İnsan vücudundaki yedi deniz hangileridir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Birincisi gözdür; görmekten gark eder. İkincisi dildir; söylemekten gark eder. Üçüncüsü kulaktır; işitmekten gark eder. Dördüncüsü kursaktır; eritmekten gark eder. Beşincisi karındır; acıkmaktan gark eder. Altıncısı ağrı, sızıdır; ölümle gark eder. Yedincisi sevdadır; mecnunluk ile gark eder. (s. 39)

HAYATİ TEK: Hünkârım, Cenabı Allah’ın varlığını ve niteliklerini idrak meselesi de üzerinde hayli tartışılan bir konu. Bu husustaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, azizim! Çalap Tanrı’nın da niteliğini bilmekte âlemler acizdir. Hak Ta’âlâ’nın Kur’an’da doksan dokuz ismi vardır. Hemen bütün isimlerini “ilme’l-yakîn” ile bilirler. “Bin bir ismi var” derler fakat niteliğini bilmekte bütün âlemler aciz kalır. (s. 45)

HAYATİ TEK: “Kendini bilen Yaradan’ını bilir” ölçüsü çerçevesinde Cenabı Allah’ın birliğini nasıl idrak edebiliriz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Vücutta Çalap Tanrı’nın birliğine işaret eden beş nesne var. (s. 45)

HAYATİ TEK: Nelerdir bunlar?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Birinci işaret (delil) Cebrail (a.s.)ın geldiğine; İkincisi, Muhammed (A.S.)ın peygamber olduğuna; Üçüncüsü, Muhammed (A.S.)in faziletine; Dördüncüsü, yaratılmış nesnelerin ölüp tekrar dirileceğine; Beşincisi, Çalap Tanrı’nın varlığını, sonra, Hak Subhanehu ve Ta’âlâ’nın insanı yokken var eylediğine dairdir.

Her kişinin iki resulü vardır: Bir zâhir, biri bâtın. Zâhir, dil; bâtın gönüldür. Dil Muhammed (A.S.)e ve gönül Cebrail’e benzer.

Muhammed (A.S.)in fazlına demiştik. İnsanın yaradılış (şekli) bile Muhammed adının harfleri üzeredir. (s. 45)

HAYATİ TEK: Nasıl?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Gerçekten de insanın başı mim gibi, iki eli hâ, karnı mim, iki ayağı da dal gibidir. Namazın da (eda) emri Ahmed adının harfleri üzeredir: Elif kıyama; hâ rükuya; mim sücuda; dal tahiyyata benzer. (s. 46)

HAYATİ TEK: Hünkârım, uygun görürseniz iman ile küfür arasındaki mücadelenin kaynağının ne olduğu hakkında görüşlerinizle sohbetimize devam edelim.

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi azizim! Şöyle bilmek gerekir ki iman rahmanidir, şüphe şeytanidir. Şüphe gelse iman; iman gelse şüphe gider. (s. 54)

HAYATİ TEK: Üçüncü bir şık yok mudur? İnsan ya mümin yahut kâfir midir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Kulun fiiliyle imanı ayrı değildir. Ya tevhid; ya ilim; ya şirk; ya iman; ya küfür ya da ibadettir. (s. 54)

HAYATİ TEK: Bu tespitinizin kaynağı nedir Hünkârım?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Âlemlerin Padişahı Tanrı Ta’âlâ bütün ruhları (canları) Hazreti Muhammed için yarattığı zaman müminlerin canlarını sağdan, kâfirlerinkini soldan verdi.

Ondan sonra Allah Tebareke ve Ta’âlâ buyurdu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”

Onlardan Hakka layık olanlar, (bu sözü) kulaksız işittiler ve dilsiz cevap verdiler.

Bazıları “evet” bazıları “hayır” dediler; bazıları ise hiç tınmadı.

Hak Subhanehu ve Ta’âlâ ikinci defa buyurdu: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?”

Önce “evet” diyenlerin bazıları “hayır” dediler; bazıları tınmadı; diğer bazıları yine “evet” dediler.

Yine önce “hayır” diyenlerin bazıları “evet” bazıları “hayır” dediler; bazıları ise yine tınmadılar. (s. 55)

HAYATİ TEK: Nedir bunun hikmeti?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, aziz kardeşim!

İki defa “evet” diyenler Müslüman doğdular, Müslüman olarak dirildiler (yaşadılar) ve Müslüman olarak öldüler.

İki defa “hayır” diyenler; kâfir olarak doğdular, kâfir olarak dirildiler ve kâfir olarak öldüler.

Önce “hayır” sonra “evet” diyenler; kâfir olarak doğdular, kâfir olarak dirildiler ve Müslüman olarak öldüler.

Önce “evet” sonra “hayır” diyenler; Müslüman olarak doğdular, Müslüman olarak dirildiler ve kâfir olarak öldüler. (s. 55)

HAYATİ TEK: Ya tınmayanlar… Onların durumu nedir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: İki defa da tınmayanlar –neüzübillah- hayvanlardan daha aşağı ve azgındırlar. “Ke’lenâm (hayvanlar gibi)” dedikleri onlardır. (s. 56)

HAYATİ TEK: Bu durumda olanlar için bir ayet inmiş midir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: “Onlar hayvan gibidir, belki de daha sapık ve şaşkındırlar. (Kur’an, VII/179”

Bu ayet bunların hakkında gelmiştir. Çünkü bunlar, hayvanlar gibidirler; belki de daha azgındırlar. Bunlar her zaman insan şeklindedir, fakat (sadece) insanların yerlerini daraltır, rızklarını eksiltirler. (s. 56)

HAYATİ TEK: İnsanın yaratılışı ve iman edişiyle ilgili son değerlendirmenizi alabilir miyiz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Gör ki, Çalap (C.C.) insanları nice hilatlarla süsledi, nice ululuk ve mertebelere eriştirdi, nice nur ile bezedi. Şimdi, bunları görüp işitip de anlamayan ya insanların düzenini kabul etmeyen ya da bu düzenin ehillerini sevmeyen hayvanlardır; belki daha adidirler. Çünkü Hak ehlini hayvanlar dahi sever, onlara hürmet ederler.

Hakkı ve Hak ehlini bilmeyenler hayvandan dahi aşağıdadır ve onların mertebeleri “belhüm edel (hayvandan aşağı)”dir. Aklı olana bu kadar söz yeter. (s. 56)

HAYATİ TEK: Söz akıldan açılmışken, aklın hikmetine dair görüşlerinizi de almak isteriz.

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Burada üç mana vardır. Bu üç mana kimde varsa onun aklı tamdır; kimde yoksa onun aklı yoktur ve de canı uyur. (s. 59)

HAYATİ TEK: Üç manadan kastınız nedir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Bu üç mana kula ait hususiyettir. Bunlar; birincisi, kendini bilmek; ikincisi, huzurda olmak; üçüncüsü de kabri mekân kılmaktır. Bu dediklerim devletli kişilere hastır. (s. 59)

HAYATİ TEK: Devletli kişi derken…

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Bu manada devlet edep, akıl ve güzel ahlaktır. Bu üç nesneye sahip kimseler çok talihli ulu kişilerdir. Nitekim Resulullah Hazretleri şöyle buyurur: “Akıl, yeryüzünde tanrı Ta’âlâ’nın terazisidir.”

Yeryüzünde akıl ölçüsünden iyi bir şey yoktur. Çünkü her iyi şeyi bilen ve buyuran akıldır. (s. 59)

HAYATİ TEK: Aklın işleyiş tarzı nasıldır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, ey azizim! Akıl, dört türlü nurdan meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi, ay nuru; ikincisi, güneş nuru; üçüncüsü sidretü’l-münteha; dördüncüsü, arş nurudur.

Bu sebeple akıl, beden içinde sultan; gönül içinde rahatlıktır. Tanrı Ta’âlâ’nın insana verdiği bunca ululuk, bunca nur, bunca keramet, bunca hilatın hepsi akıl bereketindendir. (s. 59)

HAYATİ TEK: Bunun insan hayatına yansımaları nasıldır?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi kimin gönlünde akıl nuru varsa hoştur. Kimin yoksa kendine hayrı yoktur; Çalap Tanrı katında da yeri yoktur. (s. 59)

HAYATİ TEK: Neden?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Haberde şöyle gelmiştir ki: Çalap (C.C.) üç türlü karanlığı, üç türlü nesneyle aydınlattı. Birincisi dünya karanlığını ay, güneş ve yıldızlarla aydınlattı.

İnsanı da üç türlü karanlıktan yarattı ve yine üç türlü nesneyle aydınlattı. (s. 60)

HAYATİ TEK: Nelerdir bunlar?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Birincisi, çar anasır (dört unsur; toprak, ateş, su, hava) karanlığından yarattı; akıl nuruyla aydınlattı. İkincisi, cehalet karanlığından yarattı; ilim nuruyla aydınlattı. Üçüncüsü, nefis karanlığından yarattı; marifet nuruyla aydınlattı.

Şimdi, marifet, güneşe; akıl, aya; ilim, yıldıza benzer. Ayla güneş doğar, dolanır; ilim tahsil edilir fakat her zaman hatırda kalmaz. Marifetse kimin gönlünde varsa; ta ölüp mezara girinceye kadar hatırdan gitmez; belki mezarda dahi faydası olur. (s. 60)

HAYATİ TEK: Hünkârım, artık sohbetimizin sonuna yaklaşıyoruz. Türk milleti olarak bin yıldan beri Anadolu’dayız. Bu süre zarfında nice savaşlar yaptık, nice şehitler verdik. Halen de vermeye devam ediyoruz. Şehitlik konusundaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şehitlerin mertebeleri, peygamberlerin mertebelerinden beş derece fazladır. (s. 62)

HAYATİ TEK: Bu hayli dikkat çekici bir tespit ve hüküm… Gerekçesini açıklar mısınız?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Bu mertebelerin birincisi; peygamber ölünce yıkanır, şehitler ölünce yıkanmaz. İkincisi; (öldükleri zaman) peygamberlerin elbiseleri çıkarılır şehitlerinki çıkarılmaz. Üçüncüsü, peygamberleri kefene sardılar, şehitleri sarmadılar. Dördüncüsü, peygamberler ahirette seçerler, sonra şefaat ederler; şehitler ise mahşer gününde kendi kavim, kabile, hısım, akraba, kardeş ve yanlarına her kim gelirse hepsine şefaat ederler. Hak Ta’âlâ birinin yüzü suyu hürmetine diğerlerini af eder hepsini cennete yollar. Beşincisi, peygamberleri yılda bir defa; şehitleri her gün ziyaret ederler. (s. 62)

HAYATİ TEK: Hünkârım, dikkat çekici tespitlerinizden biri de şeytanın kâfirden daha katı bir düşman olduğu yönünde… Bunun hikmeti nedir?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Kişiye kâfirden daha büyük üç düşman üç şey vardır: Birincisi, nefsin arzuları; ikincisi, kibir ve sapkınlıktır; üçüncüsü, yalancılık ve hileciliktir. Bu üç şey, İblis’le ortaktır; müminleri yoldan çıkarırlar. Nefsin dileği zenginlik ve beylik; kibrin dileği doyuncaya kadar yemek, iyi giyinmek ve Hakk’a bağlı olmamak; yalancılığın dileği kahkaha, maskaralık, kendi ayıbını gizlemek ve başkalarının ayıbını gözlemektir. Şimdi, Allah’ın lanetlediği İblis’in dileğini öğrendin ve işittin. Bu işler kimde varsa İblis’tir ve kimde yoksa has insandır. (s. 62)

HAYATİ TEK: Hünkârım, insan için tehlikeli gördünüz düşmanların tamamının dünya nimetleriyle ilgili olduğu görülüyor. Nedir bunun hikmeti?

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Müminlerin dünyayı sevmesi çok büyük noksanlıktır. Nitekim Resul (A.S.) buyurur: “Dünya sevgisi her hatanın başı, onu terk etmek ise ibadetin esasıdır.” (63)

HAYATİ TEK: Hünkârım, vermek istediğiniz son bir mesajınız varsa sohbetimizi onunla bitirmek isteriz.

HACI BEKTAŞ-I VELİ: Şimdi, insanın vücudunu, şeriat, tarikat, hakikat ve marifetin hallerini özetle beyan ettim ve kudretim yettiği kadar açıkladım. Fazlasını isteyen, mufassal (tafsilatlı) kaynaklara baksın. Kalan mübarek haberler Kur’an tefsirinde, Peygamberlere ait hadis kitaplarında ve evliya tezkirelerinde mevcuttur.

Vallahu âlemu bissevab (Doğrusunu en iyi Allah bilir).

Ve ilehi’l-merci’u ve’l-me’âb (Ve dönüş ve sığınak O’nadır). (s. 63)

KAYNAK: Hacı Bektaş Velî; Makâlât, Prof. Dr. Esat Coşan, Sadeleştiren: Hüseyin Özbay, Kültür Bakanlığı Klasik Türk Eserleri: 10, Ankara 1990.
***
ALINTI: http://hayatitek.com/haci-bektas-i-veli-roportaj/