Oğuz KARA: YESEVİ ATA’DAN ÖYKÜLER

YESEVİ ATA’DAN ÖYKÜLER’İN ÇAĞDAŞ DÜNYAYA KATKISI

Oğuz KARA

Dünyamız ve coğrafyamız her geçen gün mazlum feryatlarıyla yankılanıyor. Anbean ajanslara düşen görüntüler insan vicdanının kaldıramayacağı cinsten. Mazlumların imdat nidaları arttıkça zalimlerin zulmü de katlanarak artıyor. Kimyasal silah kullanımı, işkence ve daha akla gelmez birçok vahşet manzarası yüreklerimizi dağlıyor. Savaşın ve yoksulluğun adı olan Müslüman coğrafya bu durumu daha ne kadar çekecek bilinmiyor.

Tüm bunlar yaşanırken İslam düşmanlığının zirve yapması ayrıca düşünülmesi gereken bir vakıa. Zira İslam selâmet, sükûnet ve huzur dinidir. İnsan hak ve hürriyetleri İslam’ın temel prensibidir. En temel hak olan yaşam hakkı hiçbir suretle gasp edilemez. Haksız yere cana kıyılamaz. Yüce kitabımızda ‘’Allah zalimleri sevmez’’ buyrulurken İslam adına can alan, insana zulmeden terör odaklarına karşı tavrımız net olmalıdır. Çocuklarımızı sosyal medyanın bu tür olumsuz etkilerinden uzak tutmalıyız. Bunu yaparken yasaklayıcı veya kısıtlayıcı tavır yerine, gönülleri sevgi, merhamet ve İslam nuruyla doldurmalıyız.

Yaşadığımız bu olumsuzluklar elbette günümüze özgü değil. Türk-İslam dünyası asırlardır bu ateş çemberinin ortasında varlık mücadelesi veriyor. Bu mücadele verilirken insan onuru her zaman başlar üstünde olmuştur. Sadece öz milletimizin haklarına değil aynı zamanda insan olması hasebiyle yetmiş iki milletin hukukuna riayet edilmiştir. Bunun temel sebebi şüphesiz tevhit inancımızdır. İnsanın kıymetli ve aziz bir varlık oluşu hem İslamî hem de İnsanîdir.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

(Şeyh Galib)

 

Klasik edebiyatımızın son yetkin şairlerinden kabul edilen Şeyh Galib: Hoşça bak kendine ki âlemin özü sensin. Bütün varlıkların göz bebeği olan insansın sen diyerek ‘insan’ vurgusu yapmıştır. İnsan için kullanılan ‘eşref-i mahlûkât’ tabiri bugünün dünyasında maalesef kendine yer bulamamaktadır.

İnsanın varlığı ve temsil ettiği değer sadece divan geleneğinde değil aynı zamanda halk şiiri geleneğinde de vurgulanmıştır.

Hilkatin sırrını bilmek isteyen

Men-aref razıyla aynı raz olur

Mahlûkta hâlik’ı görmek isteyen

Kendin görür gayre hiç bakmaz olur.

 

Kimi zalim zulme dünyayı karır

Kimisi adl ile âlemi bürür

Kimi Peygamberin yolunca yürür

Kimi cahil kimi pek yobaz olur.

İlk dörtlükte zikredilen men aref kavramı ‘’men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu’’, ‘’kendini bilen Rabbini bilir.’’ hadisi olarak bilinir. Bu hadise iktibas yapılarak insana olan hürmete ilahi bir boyut eklenmiştir. Aynı hadis Yunus Emre’de de şöyle karşımıza çıkıyor.

Sen cânundan geçmedin cânân arzû kılursın
Bilden zünnâr kesmedin îmân arzû kılursın

(Sen canından geçmeden, canan arzu kılarsın,
Belden zünnur kesmeden, iman arzu kılarsın.)

Men ‘arafe nefsehu dirsin illâ degülsin
Melâikden yukarı seyrân arzû kılursın

(Men arefe nefsehu, dersin illa değilsin,
Melaikten yukarı, seyran arzu kılarsın.)

Bilimedün sen seni sadefde ne gevhersin
Mısır’da sultân iken Ken’ân arzû kılursın

(Bilemedin sen seni, sedefte ne cevhersin,
Mısıra sultan iken, Kenan arzu kılarsın.)

(Yunus Emre)

‘’Hz. Muhammed’e sevgisinden dolayı 63 yaşından itibaren toprak altında yaşamaya başlayan Hoca Ahmet Yesevî’nin hoşgörü anlayışının temelinde de Hz. Muhammed’in sünnetinin etkisi büyük olmuştur. İnsanlara, kimseye zarar vermemeyi, gönül incitmemeyi tavsiye ederken referansı Hz. Muhammet’in (Aleyhisselatu vesselam) sünneti olmuştur.

Sünnet imiş, kâfir de olsa, verme zarar,

Gönlü katı, gönül incitenden Allah şikâyetçi,

Allah şâhid, öyle kula “siccîn” hazır,

Bilgelerden işitip bu sözü söyledim ben işte.   

(Hoca Ahmet Yesevî)

Netice itibariyle ister edebî, ister dinî pencereden bakın insan eşsiz bir varlıktır. Bu hikmeti tersten okumak gerekirse insana kalkan her elin İslam’a ve Hakk’a kalktığını görebiliriz. Yaratılanı severim yaratandan ötürü.’’ Sözünü taze dimağlara nakşetmek asli görevimiz olmalıdır.

***

Dini tasavvufi eserlerin ve şahsiyetlerin doğru bir üslupla çocuklara ve gençlere aktarılması önemini her geçen gün artırıyor. Bu yayınların varlığı desteklenmeli okunmalı ve okutulmalıdır.

13. Yüzyılda Anadolu bünyesine nüfuz eden yıkıcı etkiler maneviyat ile izale edilmiş ve kurumaya yüz tutan çaylar, yine aynı ruh ile ırmak olup gönülleri ferahlatmıştır. Anadolu hamuru olarak somutlaştırdığımız bu ülküyü çocuklarımıza azık etmeliyiz.

Bu gaye ile Hayati Bice tarafından hazırlanan ve KDY tarafından yayımlanan Yesevi Ata’dan Öyküler adlı eseri çok önemli bir hizmet olarak görüyorum. Türkistan Rüyası romanı ile gönül coğrafyamıza yeni pencereler açan Hayati Bice, bu defa gönlün sürûru olan yavrularımıza hitap ediyor.

Günün çocuklarına ve gençlerine ‘insan’ kavramını doğru bir üslupla verdiğimiz takdirde arzu ettiğimiz ahlaki gelişim içten dışa, bireyden topluma doğru sağlıklı bir şekilde olacaktır. Böylelikle hem şiirlerimizi, türkülerimizi, hikmetlerimizi kısacası kültür varlığımızı yaşatmış olacağız hem de geleceğin teminatı yavrularımızı güvenle yetiştireceğiz.

Yesevi Ata’dan Öyküler kurgusu itibariyle Türkistan Rüyası ile paralellikler arz ediyor. Türkistan Rüyası’nda Oğuz Karaçay olarak karşımıza çıkan yazar, bu eserinde ‘’Çoban Ata’’ ismini kullanıyor. Çoban Ata isminin öyküsü Arslan Babanın Hurması öyküsünde zikredilen bir hadis-i şerifle anlatılıyor: ‘’Hepiniz çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz.’’ Böylelikle her aile reisinin ailesinin çobanı olduğu vurgulanıyor. Bu yönüyle hikâyeler çocuklara yönelik olsa da babalara da önemli mesajlar veriyor.

Eserin belki de en büyük mesajı aile bağlarının zayıfladığı hatta kopma noktasına geldiği şu günlerde, aile olmanın ve beraber vakit geçirmenin çocukların gelişimi üzerinde ne denli etkili olduğudur. Bunun yanı sıra ‘’Sultan Sencer’e Dua’’ hikâyesi tam bir manevi doping etkisi yapıyor. Haram helal dengesinin korunmasından, ibadet hayatına kadar birçok yapıcı, koruyucu ve kucaklayıcı nasihati bu hikâyelerde dinliyoruz.

‘’Tarihimizin en büyük isimlerinden biri olan Ahmed Yesevî’nin hikâyeleri yüzyıllar boyunca dilden dile dolaştı. Yüzyıllar önce yaşayan çocuklar bu hikâyelerle büyüdüler, büyükler bu hikâyelerle büyülendiler. Eskiden gönüllerimiz nasıl Ahmed Yesevî ile hayat bulduysa, şimdi de Yesevî’nin hayat dolu nefesi içimizi ısıtacak.  Ahmed Yesevî’yi en iyi tanıyan, onun hayatını ve fikirlerini araştırarak bizi onunla buluşturan Hayati Bice’nin kaleminden “Yesevî Ata’dan Öyküler”i okumak size çok iyi gelecek…’’

Sözü tekrar Çoban Ataya bırakalım: ‘’Buyrun Çoban Ata, kuzularınız manevi gıdalarını almak için sizi bekliyor.’’
***
İNTERNETTEN SİPARİŞ: https://www.kitapyurdu.com/yazar/dr-hayati-bice/8225.html