Leyla DÜZEL: “VAKTİYLE BİR ATSIZ VARMIŞ”

“VAKTİYLE BİR ATSIZ VARMIŞ”

Leyla DÜZEL

Ülkücülerin “çay tutkusu” Atsız’dan gelmedir.
Yemek yemeyi sevmeyen Atsız, çok çay içermiş.

Bu bulanık sudan ne zevk alıyorsun diyene gülerek, “Çay, kainatın varoluş sebebidir azizim” cevabını verirmiş.

 

Atsız, 12 Ocak 1905 İstanbul doğumlu. Yazar, şair, tarihçi ve düşünce insanıdır. Cumhuriyet Döneminde Türkçülüğü savunan edebiyatçılar arasında öne çıkmış ve bu konuda bizlere pek çok makale, şiir ve eser bırakmıştır.

Denizci asker aile geleneği onu Askeri Tıbbiye mektebine yönlendirmiş, ilk Türkçülük tohumları orada ruhuna işlemişti.

Lakin tezatlık olmuş, saatlerce Türklük şuuru hakkında sohbet ettiği, tüm maneviyatını etkileyen Türkçülüğü, onun bu okuldan atılmasına sebep olmuştu.

Peki O’nu diğerlerinden bir adım öne çıkaran neydi?

Atatürk onu çok etkilemişti.

“Saygı olsun bu çelik atlıların Göktuğuna,

Tuğu kaldırmış olan orduların Başbuğuna”

sözünü Mustafa Kemal Atatürk için söylemişti.

“Dün sultanlara taptığı zannolunan bu millet, milli mevcudiyetini tehlikede görünce bir kumandanın emri altına girmiş hayatını ortaya atarak istiklalini ve istikbalini kazanmıştır.”

Osmanlı’da unutulan Türklük şuurunu her alanda ön almanın gerektiğini, yıkılmayacak Türk Devleti’nin zeminini bunun oluşturacağına inanmıştı.

Zaman içinde seveni kadar nefret edeni de çoğalmış. Fikir adamı, yol gösterici, hedef belirleyici özelliği çok kişiyi korkutmuş.

Bir ülküyü gerçek Türk Tarihi perspektifinden değerlendirip onlarca yıl söylemlere can oldu, yüzbinlere umut oldu.

En asi gençlik yılları sürgünlerle geçse ne gam.

Asker üniforması olmadan, ruhu asker disiplinine sahip bir edebiyat öğretmeni idi O.

Eserlerini her okuyanın hayranlıkla, aşkla bağlandığı Türklüğü maneviyatında yaşatan ülkücülerin idolü.

Geçmiş gelecek onunla harmanlanmıştı. Bıraktığı eserlerde bunu apaçık görüyoruz.

“Kazanılmadan, emek verilmeden bir soyadım olamaz” demesine rağmen Adsız koymadılar soyadını, hadi senin de Atsız olsun dediler.

Atsız Mecmua ve Orhun Dergisi’ni Türkçülük fikrini çoğunluğa yaymak için çıkardı. Giderek gençler arasında seviliyor ve çevresi kalabalıklaşıyordu. Ülkücülüğün kitabını adeta yaşayarak yazıyordu.

Türklük ona göre öksüz kalmıştı.

“Bir kemiğin ardından, saatlerce yol giden

İtler bile gülecek kimsesizliğimize.”

Bu popülerliği ve dik duruşundan rahatsız olanlar çoğalıyordu. Var olan sistem onu reddediyordu. Gerçekte reddeden O idi. Hükümetin yanlışlarını söylerken dili giderek sivrileşiyordu.

İnönü’ye “Komünistlerle işbirliği yapıyorsunuz” deyince hükümetin en tepe noktasının ilgi alanına girmişti.

İnönü’yü önce Cumhurbaşkanı olması için desteklemiş fakat sonradan Rusya’nın kontrolüne girmesi ve halkı yoksullukla boğuşurken zenginlik içinde yaşıyor olması onu rahatsız etmişti.

İnönü en sert açıklamalarını ona yapıyordu. Politik süreçte söylemleriyle Atsız milli şef için tehlike arz ediyordu.

“Siyasette muhabbet hepsi yalan palavra,

Doğru sözü Kül Tegin kitabesinde ara.”

İşkence ve baskıları, o idealist duruşundan eksilme olmadan atlattı.

“Olma böyle sinsi çakal yahut engerek,

Bozkurt gibi kartal gibi dövüşmek gerek.”

demişti ve buna inanmıştı bir kere.

Demir parmaklıklar ona şeref madalyası oldu. Soğuk tabutluklarda fikrini söylerken, işkencelerden yılmadı.

“İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için.

Ve kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için.”

Milliyetçi Türkler onun önderliğinde 3 Mayıs 1944’te tarih yazdı. Yeni nesle bu tarihi günler kılavuz oldu

Ona “ırkçı” dediler. Irkçılık; kafatasçılık yani başka bir ırkın yaşam hakkını sırf bu yüzden elinden alacak kadar saplantılı bir düşünce tarzıdır. Oysa, O sadece ezilen ırkının yükselmesi için fikirler üretiyordu.

“Biz Avrupalı değiliz, buz gibi Asyalı’yız. Hepsinden üstün olarak birde Türk’üz, anladın mı Monşer?” diyerek bizi Avrupa’nın kültürüne yamamaya çalışanlara kafa tutuyordu. 1980 darbesinde bir kez daha Taşmedreseliler tabutluklara konulacak fakat aynı inançla her türlü işkenceye Atsız ruhuyla karşı koyacaklardı.

Zordur ülkücü olmak, hele ölene kadar ülkücü kalabilmek daha da zordur.

İşini, aşını, mevkini, paranı, eşini, dostunu kaybedersin, çocuğuna iş bulamazsın ama Türklüğünü kaybeden bunlara sahip olsa ne olur?

Türklük şereftir, şandır, ahlaktır.

Zordur ülkücü kalmak.

“Ne mutlu Türk’üm diyene” demek bizler için “Ne mutlu Ülkücüyüm” demekle eşdeğerdir.

Erkeği, kadını yoktur; Bozkurttur adımız.

Ateşten gömleği canı yansa da sırtlar ve Turan’a yürürüz.

Yazılacak o kadar çok şey var ki. Ne yazsak eksik kalırız.

Her edebiyatçının hayali, öldükten sonra ardından onun gibi eserlerinin, isminin sahiplenilmesidir.

“Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin.

Tanrı yolu uzaktır, erken kalk sıkı giyin.

Yazık bütün ömrün boyunca o kadar özlediğin,

Güzel Kızılelma’ya varmadan öleceksin.”

Hüseyin Nihal Atsız, “atlıları bile atından indirip” saygı duruşuna geçirten,  fikirlerini şiirler ile beyinlere kazıyan üstad.

Kızılelma ülkünüz, dün olduğu gibi bugün de Ülkü Ocaklarına ışık oluyor, sizin öğretilerinizle bu bayrağı geleceğe taşıyor.

Milliyetçi, ülkücü Türk nesli yavaş ama emin adımlarla yılmadan siz atalarımızın verdiği manevi güçle Kızılelma’ya yürüyor.

Türk Milliyetçisi Atsız’ın ruhu 11 Ocak 1975’de Tanrı Dağı’na göçtü.
Ruhu şad olsun.

Rahmet, şükran ve hürmetle selamlıyorum.

“Vaktiyle bir Atsız varmış, adıyla bin yaşasın, sonsuza kadar var olsun”

***

Ölümünden sonra O’na yazılan şiirden kısa bir bölümle bitiriyorum:

“Atsız”lığı nam eden yiğitlerim atlansın

Kor taşıyan avuçlar, pas çözsün, pusatlansın!

Yıkılsın Ergenekon, yurtlarım azatlansın!

 

Hainlere kargışlı, kahpe acun dar olsun!

Vaktiyle bir Atsız varmış var olsun!

 

Bozkurtlar diriliyor, ey kutlu atam Atsız

Yolların başıdır bu, onun için pusatsız

Bir işimiz hep yarım, yapılmıyor Kürşat’sız!

Sen ömründe bir kere, bir kere sevinirken

Tanrı yolu uzaktır, biz sıkı giyinirken

Ve demirdağ bir daha, bir daha delinirken,

 

Mezar taşımız yastık, yorganımız kar olsun

Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun!”