Dr. Hayati BİCE: Siyasette Dinî Söylemler

Siyasette Dinî Söylemler

Dr. Hayati BİCE

“Alparslan Türkeş salonun arka sıralarının boşaldığını gördüğünde saat tam 12.25’ti. Heyecan iyice düşmüş, konuşmanın yarım saati dolmadan uykulu bir hava ortalığı kaplamıştı. O sırada hâlâ teknik lâflar eden Genel Başkan adayı [Türkeş], pabucun pahalı olduğunu sezmiş olacak ki önce bir sustu, sonra bağırarak, “pat diye” şu sözleri söyledi: “Türk milletinin dini İslâmiyet’tir!..”

Türkeş’in bu umulmadık infîlâkini, salonun infilâkı takip etti. Üstelik bu defa alkışlayanlar, sadece emekli Albay’ın ırkçı militanları değildi. Kongreye Hasan Dinçer-Tahtakılıç taraftarı olarak gelen Orta Anadolu delegelerinin büyük bir kısmı tezahürata katılmıştı. Zira Türkeş’in bu infilâkı köylü vatandaşlara çok cazip gelmişti.(…)”

Yukarıdaki satırlar tam 49 yıl -neredeyse yarım asır-  önce, Alparslan Türkeş’in aktif siyasete atılıp Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi [CKMP] Genel Başkanlığı’na seçildiği kongreyi kapak konusu olarak işleyen AKİS dergisinin 1965 yılı Ağustos sayısında yer alıyordu. (*)

31 Mart 1965’te arkadaşları ile sıradan bir üye olarak girdiği partiye, 6 ay geçmeden yukarıda söz edilen kongrede Genel Başkan seçilmesi, Türkeş’in siyaset adamı olarak kazandığı ilk zaferdir. Ancak ben burada bu zaferden ziyade, derginin haberinde “ince bir alay” ile işaret ettiği Türkeş’in İslâmî içerikli söylemi üzerinde duracağım.

***
Yakın tarih ile ilgili bir analizde Türkiye siyaset sahnesinde dinî söylemlerin Erbakan çizgisi olarak bilinen partilerin (MNP, MSP, RP, FP, SP…)  siyaset sahnesine çıkışı ile başladığı ifade edilir. Ülkücü hareketin siyaset sahnesindeki adresi olan MHP söylemlerindeki İslâmî unsurların da özellikle muhafazakâr seçmen oylarını paylaşmakta Erbakan çizgisi ile yarışın ortaya çıktığı 1969’dan sonra görüldüğü iddia edilir. Bu iddia, sadece MHP’yi dinî yaklaşımlarda samimi değil hesapçı olduğunu savunan siyasal İslamcı çevreler tarafından değil, MHP fikriyatının 1969 kongresinden sonra, amblemini Üç Hilâl olarak belirlemekle milliyetçilikten ümmetçiliğe dönüştürüldüğünü ifade eden bazı “keskin milliyetçi”ler tarafından da savunulur. Siyasî ümmetçi olarak adlandırabilecek çevrenin de, MHP’nin İslâmcı çizgiye oy hesabı ile kaydığını savunanların da haksızlığı, yukarıda alıntılanan Ağustos 1965 tarihli haberden hareketle söylenebilir.

Ancak dinî söylemlerin siyaset sahnesinde dillendirilme yoğunluğunun, kurdukları partilerin temel söylemini dinî hissiyat temelinde inşa eden, hatta particiliği “bir iman meselesi” yapacak kadar  din ile ilişkilendiren Erbakan ve çevresinin etkisi ile arttığı söylenebilir. Erbakan’ın “cihad emiri olduğu”ndan, “zamanın emirine biat etmeden ölenlerin müşrik olarak öleceği” iddialarına kadar birçok aşırı söylem henüz hatırlardadır. Bizzat merhum Erbakan’ın kendi partisine oy veren kitle dışında kalanların “patates dini”nden olduğu söylemini benim kuşağım çok iyi hatırlayacaktır. [Merhumun bu “patates dini” söylemini inşa ederken, zihninde/kalbinde nasıl bir anlam haritası çizdiğine bir türlü akıl erdiremedim, gitti!]

MHP çizgisinde siyaset yapan ilk kuşağın çok nadir olarak kaleme aldıkları hatıratları da İslâmî söylemlerin milliyetçi siyasetteki seyri konusunda bazı ipuçları vermektedir. Geçenlerde Alparslan Türkeş imzalı tüm eserleri ulkucubellek.com sitemizden e-kitap olarak paylaşırken tanıtım için aldığım ve “ıspanak fiyatına satılan demokrasi” ifadesi ile hafızlarda yer eden ile satırlar ile ilgili olarak bir “kıdemli ülkücü” dostum beni uyardı:  “O sözler, Ahmet Er’e aittir.”

Alparslan Türkeş imzası ile Dergâh yayınları arasında 1975 Mart’ında “Temel Görüşler” adı ile basılan kitapta yer alan söz konusu ifade şöyleydi: “Ben Türk Milletini, sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye, Rüşvet, hile; çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine; ahlâktan mahrum bir hürriyete, tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir iktisadî yapıya çağırmıyorum. Türklük şuur ve gururuna, İslâm ahlâk ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum.”

Ahmet Er, “Hatıralarım” adı ile yayınladığı anılarında bu sözleri Türkeş’in talebi ile 1967 yılında bir kongrede teşekkür konuşması olarak hazırladığını belirtmektedir. Anladığım kadarı ile bu paragraf Alparslan Türkeş’in de hoşuna gitmiş olacak ki, hem daha sonraki bazı radyo konuşmalarında hem de kendisi için basılan eserler de bu ifadeleri tekrarlamıştır. Aksi halde o teşekkür konuşmasından sonra bu “ıspanak fiyatına satılan demokrasi” tarifi hafızalarda yer etmez; unutulur giderdi.

 

40 yıllık soru: “Türk müsün? Müslüman mısın?”

“Temel Görüşler” kitabının “Kalkınmanın Manevî Temeli” ara başlıklı sayfalarında Alparslan Türkeş, bugünün gençleri arasında bile tartışma konusu yapıldığını gördüğüm İslâm/Türklük ilişkisi noktasındaki şu sözleri ile bugüne de ışık tutmaktadır:  “Sırası gelmişken çok ehemmiyetli saydığım bir hususu işaret edeceğim. Pek az olmakla birlikte, bazı kimselerin milliyetçilikle İslâmiyet’i çatıştırmağa çalıştıklarını görmekteyiz. Böyle bir tutum yanlıştır, abestir, cahilliktir; şuurlu bir şekilde yapılıyorsa ihanettir, nifaktır. Mücadele farklı, hattâ birbirine düşman mefkûreler arasında olur. Hâlbuki, Türklükle İslâmiyet, bin yıldan beri aynı mukaddes potada kaynaşmış, etle tırnak misâli ayrılması imkânsız bir hâle gelmiştir. Türk Milleti, müslüman olmakla içtimai nizamın ve dinî hayatın en yüce değerlerini kazanmış ve müslümanlık, Türk Milleti ile, emsalsiz yiğitlik ve iman aşkına sahip bir mücâhid bulmuştur. Milyonlarca Türk evlâdı, “Bir gül bahçesine girercesine” gaza meydanlarına koşmuş, şehâdet şerbetini içmiştir. “Türk müsün? Müslüman mısın?” gibi sorular cehaletten ileri geliyorsa aptalcadır; aksi takdirde haincedir. Milliyetçiliği reddeden bir dincilik anlayışı ve İslâmiyet’e düşman bir milliyetçilik anlayışı bize yabancıdır, bizim dışımızdadır: Bu sakat görüşleri savunanlar bize mensup olduklarını ileri sürseler bile, bizimle bir ilgileri yoktur, bizden değildirler. Millet olarak yaşamak istiyorsak, Müslümanlığımızı da, Türklüğümüzü de korumak istiyorsak birbirimizi sevmek, aslında hiçbir mânâsı olmayan uydurma ayrılıklar peşinde çekişmemek, münafıkların sözüne kanmamak zorundayız.” [Alparslan TÜRKEŞ, TEMEL GÖRÜŞLER s.189-190., İstanbul, 1974]

Ülkücü Hareket ötesinde, yakın dönem Türk fikir hayatının en velûd kalemlerinden Nevzat Kösoğlu’nun, Osman Çakır tarafından Ötüken Yayınları için yayına hazırlanan ve  “Bir Vatan Kurtarma Hikâyesi” adı ile yayınlanan nehir söyleşisinde de MHP’nin İslâmi söylemlerinin ele alınıp tartışıldığı pek çok anekdot yer almaktadır. 

Kösoğlu’nun anılarının gelecek nesillerin ülkücü hareketi anlamaları konusunda, -talihsiz bir kıyas ile MHP ile Gülen Cemaati’nin başarısını karşılaştırdığı satırlara dair katılmama hakkımı mahfuz tutarak-  çok zengin bir veri kaynağı olduğunu söylemek isterim. Bu vesile ile merhum Kösoğlu’nu rahmetle anarken, sözkonusu uzun söyleşiyi büyük bir emek vererek yayına hazırlayan Osman Çakır’ı da kutlarım. Keşke, artık ömürlerinin hazan mevsimine girmiş olan diğer birçok ilk kuşaktan siyaset ehli milliyetçi/ülkücüler de anılarını kaleme alsalar veya böyle uzun söyleşilerle kayda geçirtseler…

Siyasette dinî söylemlerin, milliyetçi siyasetteki yerine ve bugünün siyaset sahnesinde “tepe tepe kullanılması”na dair yazılarımı sürdürmek istediğimi belirterek noktalıyorum.

 

(*) Akis Dergisi arşivi, İnönü Vakfı tarafından internette paylaşıma açılmıştır. İnönü ailesinin damadı, gazeteci Metin Toker’in sahibi olduğu bu dergi arşivinin, yakın tarih araştırmaları için çok önemli olduğunu belirtmeliyim.

(Yeni Düşünce’de yayınlanmıştır.)