Gültekin ÖZTÜRK: TÜRK’ÜN OCAĞI

TÜRK’ÜN OCAĞI

Gültekin ÖZTÜRK

Kim ne derse desin Türk Ocakları başarılı bir kurultay yapmış ve yeni genel yönetimini belirlemiştir.

Bu kurultayı başarılı kılan başta büyük Türkçü Sayın Mustafa Kafalı ve İskender Öksüz hocamız olmak üzere her biri diğerinden daha değerli dava adamlarının Türklük davasına hizmete talip olmalarıdır.

Konumlarını, imkânlarını kendi rahatları, şahsi ikbal ve çıkarları için değil de Türk Milletinin bekası ve yüceltilmesi için kullanan bütün dava adamlarına selam olsun.

İlerlemiş yaşlarına rağmen civan bir delikanlı gibi enerjik davranıp sağlıklarını ve konumlarını tehlikeye atarak Türk Ocağı yönetimine talip olan aksaçlılarımıza, istikballerini hiç düşünmeden milli davamıza nefer olarak hizmete talip olan “kelam/kalem” sahibi herkese ve fedakâr/cefakâr gençlerinize selam olsun.

Ve bu kurultayın Türk Milliyetçilerine yakışır bir olgunlukta yapılmasına, sonuçlanmasına katkı sağlayan herkese ve değerli kurultay delegelerine selam olsun.

Demokrasilerde millete hizmet için yönetim görevine talip olanlar arasında “Türk Ocağı yönetimine aday olanlar arasında olduğu gibi” rekabet olması doğaldır. Bu rekabetin normal olanı “edep, adap ve ahlak kuralarına uyarak hakkaniyetle vakur bir biçimde” yürütülen şeklidir.

Doğru olan, yönetme talip olanlar arasında yapılan yarışma sonunda kazananın tebrik edilmesi ve kazanan ile kaybedenin birlikte ortak hedefe yürüme iradesi göstermesidir.

Aynı amaç için varlıklarını ortaya koyanların hizmete talip olması meselesini kan davasına çevirmek son derece yanlıştır. Türk Ocaklılar çok iyi biliyorlar ki bu bir savaş değil hizmet yarışıdır.

Malum olduğu üzere 19 Nisan günü Türk Ocakları kurultayı yapıldı. Her zaman adından saygıyla, onurla söz ettiğim, varlığıyla gurur duyduğum, sağlığına dua edip elini öptüğüm “Yamtar” namlı yiğit Türkçü Mustafa Kafalı Hocamın listesi kaybetti. Değerli kardeşim, Ülküdaşım Prof. Mehmet Şahingöz’ün de içinde olduğu liste seçimleri kazandı ve kurultay sona erdi.

Ne var ki hizmet için yapılan bütün demokratik yarışlar her zaman olması gerektiği olamamaktadır. Bazen, bazı taraflar, demokratik yarışlarını çığırından çıkararak birbirini kıracak, ötekileştirecek, şeytanlaştıracak şekilde davranabilmektedir.

Nitekim bu son Türk Ocağı kurultayında da bazı kişilerin, Türk Milliyetçilerinin sergiledikleri demokratik rekabetin güzelliğini, kurultay sırasında ve sonrasında söyledikleri düşmanca sözler ve davranışlarla gölgelediklerini görüyoruz.

Ne yazık ki yine aynı kişiler “Türkçülerin birbirine karşı düşmanca davranışlarının yanlış olduğu, yapılmaması gerektiği” yönünde yaptığımız iyi niyetli uyarılara da kulak asmıyor ve bu dost uyarıları düşmanca bulup tepki koyuyor. Yazık ki ne yazık….

Türk Milliyetçiliğine hizmet için yola çıkanların kavgada bile söylenemeyecek sözleri birbirine söylemesi, ancak bir düşman karşısında yapılacak davranışları yol arkadaşlarına yapması doğru kabul edilemez ve hoş görülemez.

Yönetime aday olanlar, bu yarışı mevcut delegelerin oyları ile kazanacaklarını ya da kaybedeceklerini ve oy kullanacak delegelerin kimliklerini bilerek bu seçime girdiler. Hal böyle iken seçimde kaybedince beğendiği listeye oy verenleri kahraman, vermeyen delegeleri ise “hain, satılmış, alçak vs. gibi” kabul edilemez hakaret sözleriyle suçlayıp seçim sonuçlarını gayrı meşru ilan etmek doğru mudur?

Seçimler sonunda herkesin birbirini tebrik etmesi, birbirine kenetlenmiş alp-erenler olarak tazelenmiş umutlarla geleceğe doğru yürümesi gerekmiyor mu?

Her şeyin kurultayda konuşulması, eleştirilerin, varsa suçlamaların delegeler nezdinde yapılması ve kurultay sonunda delege iradesine saygı gösterilmesi gerekmiyor mu?

Elbette kurultay sonucunu gayrı meşru diye niteleyerek tanımamak yanlıştır. Elbette kenetlenmek ve geleceğe bir bütün olarak koşmak gerekiyor. Ve elbette doğru olan delege iradesine saygı duyan bir duruş ve davranış içinde olmaktır.

Ancak maalesef sanki düşmanlar arasında bir savaş yapılmışta kaybedilmiş ya da kazanılmış gibi davranılmaktadır. Yazıktır, günahtır yapmayın arkadaşlar, yapılan suçlamalar asla kabul edilemez.

Kurultay sonrası yeni seçilenlere “hain, bölücü, Türk düşmanı, çıkarcı, siyaset simsarı, İhvancıların uşağı” ve ağza alınmayacak daha nelerin söylenmesi Türkçülükleriyle gurur duyduğumuz saygın kişilere hiç ama hiç yakışmamaktadır.

Yönetimde olanları beğenmeyebilirsiniz. Yetersiz bulabilir, yanlış yaptıklarını söyleyebilir hatta suçlayabilirsiniz. Ancak Türk Ocağı veya diğer Türk Milliyetçisi teşkilatlarımızın yöneticilerine, mensuplarına bu gibi ithamlarda bulunamazsınız. 

Beğenmediğiniz şeyleri en şiddetli bir şekilde dile getirebilirsiniz ancak bunun yeri ve zamanı kurultaylardır.Kurultayda kaybettikten sonra kazananları uluorta “hainlikle, şerefsizlikle” kurultay delegelerini “satılmışlıkla” asla suçlayamazsınız. Bu ithamları asla kabul etmem ve nefretle, şiddetle kınar, iddia sahiplerini ispata davet ederim.

Türk Ocakları ya da diğer Ülkücü/Milliyetçi teşkilatların mensupları ve yöneticilerinin tamamı şerefli Türk Milliyetçileridir. Aksine söylenmiş sözler ve yapılan davranışlar sahiplerine aittir.

Değerli hocamız, yiğit Türkçü büyüğümüz Prof. Mustafa Kafalı, aday olmakla muhakkak ki Türk Ocaklarına bir heyecan ve hareket getirmiştir. Yarattığı güçlü silkinme hareketi Türk Milliyetçileri arasında saygıyla, takdirle karşılık bulmuş ve kurultayımız yeni yöneticilerini seçerek sonlanmıştır.

Kafalı Hocam seçimi kaybetmiştir ancak yaktığı ateşin dumanı Türk Dünyasının tamamında tütmüş, adaylığı sevgi ve saygıyla alkışlanmıştır. Türk Ocaklarının yeni yönetiminin, Kafalı Hocamızın ve Türk Milliyetçisi aydınlarımızın yaktıkları bu ateşi harlandırmaları, milletin isteklerine dair uyarılarını dikkate almaları davamızın geleceği için şarttır.

Hiç kimsenin Türk Milliyetçilerine yakışmayan “anlamsız, gereksiz, densiz” söz ve davranışlar ile Mustafa Kafalı Hocamızın yarattığı bu kıyamı gölgelemeye, yaktığı ateşe su dökmeye hakkı da haddi da yoktur.

Gün kavga değil “Türk’ün Ocaklarını” doldurarak geleceğe güçlü bir şekilde hazırlanmak günüdür.  Ocağımızın yeni seçilen yöneticilerini tekrar kutlar, milletimiz için hayırlı ve başarılı çalışmalar yapmalarını dilerim.

Ne Mutlu Türk’üm diyene!

 

Gültekin Öztürk/Tarihçi-Yazar