Hamdullah Suphi TANRIÖVER: “Aziz Ocaklıya”

AZİZ OCAKLIYA

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

 

Aziz ocaklıya,

Çetin bir dağ yolunda senelerdir yürüyoruz.

Hareket noktasından uzaklaştıkça, ufuk genişliyor ve rüzgâr artıyor. Eski mâbet eski ümit aşağıda, ovalar­da kaldı. Kenarında dolaştığımız uçurumların dibinden mâzinin lâfzı ve şekli kaybolan şikâyet ve itiraz uğultu­su geliyor.

Aziz ocaklı,

Milletinin târihinden bir vazife aldın ve birbirinden daha yüksek tepelere doğru yepyeni bir önderin ruyâ ve îmaniyle çıkıyorsun.

Genç kalbine büyük bir aşk doğmuştur.

Sen Türk vatanı üstünde aşkın timsalisin! Aşkın yâni, yeryüzünün tanıdığı en büyük, en yaratıcı kuvvetin timsâlisin!

Yokuşları tırmandıkça ufkun genişledikçe asırlardır unutulmuş bir âlemi hayran gözlerinle tekrar buluyorsun.

Aziz ocaklı,

Sevdiğin kadar asil, sevdiğin kadar yapıcı ve yüksel­tici bir insansın! Aştığın yıl, seni ıstırap kaynaklarına doğru götürüyor. Işıksız köşelerinde acısını söylemeğe te­nezzül [1] etmeyen talihsiz fakat gururlu kardeşine şefkat ve avunmayı, îman ve şifâyı aşkın nur hâline koyduğu parmaklarınla sen uzatacaksın!

Köylerin ortasında ufak bir mektebin çatısı altında çalışan genç muallim, terkedilmiş ve ıssız kulübelere üc­retsiz muayene ve ilâç götüren genç doktor, biriken bir halk kalabalığına yeni sözü söyleyen genç hatip, tehlike günlerinde irâdesinin zırhlarına bürünerek destanı bir kahraman gibi boğuşan genç subay, şâirinin, resminin, mermerinin, âletinin başında yarınki Türk vatanına san’at şekilleri ve sesleri yaratan genç san’atkâr, sen sosyal bir yolun, bir aşk mezhebinin müridisin. [2]

Vazifen nedir diye soruyorlar?

Bütün rüzgârları yanık kokusu getiren harap bir memleketin üstünde, ihtiyaçlar ortasında bunalmış bir halkın karşısında, vazifenin ne olduğunu sana aşkın söy­ledi!

Sen birlik için çalışıyorsun.

Tâlihin ve târihin senden uzak düşürdüğü kardeş­leri, bir akşam saatinde ocağının dışarıyı ve içeriyi ay­dınlatan kızıl ışığında tekrar görüp tanımadın mı?

Yaylalardan ovalara, ovalardan yaylalara göçen, Yö­rük Anadolu, köylerin ve kasabaların yerleşmiş halkı ile beraber, mezhep ayrılıkları içinde parça parça olmuştur!

Güneyde ve doğuda millî kültürüne düşman iki lisan, hâkimiyetini gösteren bayrağının gölgesinde sana karşı mücadele ediyor.

İstanbul kapılarında, Akdeniz kıyılarında eski Ana­dolu’nun en koyu Türk merkezleri etrafında dört beş yabancı lisan konuşulan kaç tane ufak Makedonya ve Kafkasya var?

Vatanının kuzeyinde, uğursuz bir cereyan seneler­dir millî ruhunu aşındırarak içeri akmak için kendine taraf taraf köprü başları aramakla meşguldür.

Sen uyanıklık için çalışıyorsun!

Aziz ocaklı,

Sen Türk’ün gören gözü, duyan kulağı, uyanık vic­danısın. Evvelkilerden başka, yeni fatih milletler uzun yollardan gelerek müdafaa mesafelerini açtılar, ana yur­dunun sınırlarına gelip yerleştiler; ufacık ada kırıkla­rına yapışarak sahillerine sokuldular.

Aziz başın., yastığının üstünde derin uyumasın!

Sen ihtiyaca yardım edeceksin!

Memleketin hangi köşesinde isen, ocağınla berâber o yerin ihtiyacına yardım edeceksin!

Vaktiyle dediler ki:                         

Ocağının mihrabı [3] önüne parti düşmanlıkları ile gelenler, bu düşmanlıkları unuttular; ne büyük netice!

Bugün diyorlar ki:

Ufacık köy mektebinin kızları, şehir çocuklan gibi temizliğe dost oldular; ne mübârek netice!

Kardeşlerinin kalbini avlamak içdn yabancıların uzak bir sahilde açtıkları hastahâne, ocağının küçük hastahânesi karşısında kapanıp gitmeye mecbûr oldu.

Ne güzel gazâ, [4] ne güzel bir zafer!

Daha yolun uzundur, daha çok tırmanacaksın!

Olduğun yeri güzelleştir, düzeni kur, hakkı tanı ve tanıt!

Gün içinde değil, zaman içinde düşün; kalbinden bir ân târih hissi eksik olmasın.

Şiddetli isteğe ve kıskançlığa karşı mücâdele et!

Türk târihinin, Türk ruhunun en korkunç yarası, bu kıskançlıktır.

Aziz ocaklı,

Kalbimde ve dimağımda iyi ve güzel ne varsa senin emrettiğin hizmet yolunda kullandım. Uzun seneler zar­fında memleketin her köşesinde söylenmiş nutuklardan nasılsa yazıya geçmiş birkaçını topladım, bunları da sa­na uzatıyorum!

Tesellim odur ki; sen bunların daha güzelini söyle­yecek ve beni bir baba kalbiyle mağrur edeceksin.

Aziz ocaklı.

Yol daha uzundur, yapılacak şey yapılandan daha büyüktür, fakat; târihinin engin ufuklarından gelen ve senin genç ciğerlerini şişiren rüzgâr; ocağının kutsî ate­şini durmadan parlatacaktır, çünkü: «Ufak ateşleri sön­düren rüzgâr büyük ateşleri yakar».

[1] Tenezzül : Aşağılama.

[2] Mürid ; Bir şeye bağlı olan.

[3] Mihrab: Camilerde imamlık edene ayrılan yer yonelinen taraf.

[4] Gazâ : Din uğruna savaş.