Halim KAYA: “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” / Kitap Tanıtımı

Şahsi Değil Kolektif Bir Dava Hatıratı:

“ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE”

 Halim KAYA                                                                                             

“ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabının yazarı Yücel Amil’in ismini yıllar önce işitmiştim. Memuriyete yeni başladığım 1988 yılından beri -Bursa Sağlık Müdürlüğünde çalışan akrabası Sebahattin Elitok sayesinde- Sağlık Bakanlığı’nda Daire Başkanlığı yaptığını, bir kardeşinin de Bursa Sağlık Meslek Lisesi’nde müdürlük yaptığını tanışmasam da görmesem de bilirim. Bu nedenle Yücel Amil ismi, gıyaben sevip saydığımız bir ağabey olarak  hafızamızın bir köşesinde olmuştur.

“ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabının tanıtımını görüp yazarının Yücel Amil olduğunu fark eder etmez, okumam gerektiğine karar verdim. Ancak internet alışveriş yapmadığım için sipariş verdiğim kitabevinin de temin etmekte gecikmesi dolayısıyla ancak birinci baskısının tükendiğini okuduğum sırada, sahip olabildim. Birinci baskısı 2021 Haziran’ında Ankara’da Yüzde İki Yayınları tarafından yapılmış olan hacimli ve muhtevaca zengin bilgi içeren, gayet düzgün ve küçük punto ile basılmış, yazarların sayfa adedini artırmak için başvurduğu geniş aralıklı satırlar, büyük punto harf karakteri ve boş sayfalarla sayfa hacmini artırmak için boşluk bırakarak kitabı kalınlaştırmayı tercih yoluna gitmemiş aksine sayfayı tam dolduran dizgi ile bu kitap dolu dolu 454 sayfadan oluşmaktadır. Ayrıca kitap “1. Bölüm”, 2.Bölüm” gibi numaralandırılarak adlandırılmış ve bu başlıklar altında farklı alt başlıklardan oluşan beş bölümden oluşuyor.

Yücel Amil, kitabı Şişli’deki mücadelenin isimsiz kahramanları ve bu Ülkücü Mücadele sırasında şehit olanlara ithaf etmiş. Kitabın birinci bölümünden önce Kısaltmalar, Prof. Dr. Aziz Sancar, Neden Yazdım, Şehitlik ve Şehitlerimiz, Türkiye’nin Jeopolitik Konumu ve Stratejik Önemi başlıklarından oluşan dört bölüm bulunmaktadır.

Aziz Sancar
Yücel Amil, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde okurken sosyal olaylara da duyarlılık göstererek Beşiktaş Türkçüler Derneği üyesiyken Beşiktaş Genç Ülkücüler Derneği açılınca hemen buraya da üye olan Prof. Dr. Aziz Sancar’dan bahseden bir yazı ile kitabına başlamıştır. Çok da iyi yapmış, hiçbir başarıyı küçümsemem ama kimse kusura bakmasın: Aziz Sancar Ülkücü Şehitler ve Gazilerden maada bence Ülkücü olmanın gereğini yerine getirmiş yegâne kişidir. Bu yazıdan öğreniyoruz ki Aziz Sancar kendi kendine Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmiş ve ilerleterek meal yapmaya başlamış, Amerika’ya gittikten sonra da Beşiktaş Genç Ülkücüler Derneği üyeliğini devam ettirip aidatını ödemeye devam etmiş bir idealisttir. Aziz Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yazarak Nobel ödülü almak yanında Türkiye’de pek bilinmeyen daha nice başarıya imza atmıştır. Bize de O’nun gururunu yaşamak düştü. Daha önce Nobel alanlar gibi milletine sövmeden, iftira atmadan da alın teri ile de Nobel alınabileceğini Türk çocuklarına gösterdi.

“Neden Yazdım?”
Yücel Amil bu kitabı olaylara şahit olanlar ile yüzyüze ya da telefon ile görüşerek, Şehitlerin ailesiyle görüşüp doğrulatarak, olay yerlerini görerek yazdığını ve bazı yanlış bilinenleri düzelttiğini ifade ediyor. Bir Şehidimiz için yaygın olarak kullanılan fotoğrafın başkasına ait olduğunu ve bunu ailesiyle görüşerek düzelttiğini ifade ettiği olayın benzerini sosyal medyada Ülkücü Şehit olarak paylaşılan kendi yaşadığım şehirden birinin resmini görünce şaşırdım. Çünkü bu şehit olarak paylaşılan kişiyi paylaşan kişinin tanıması başka bir şehirde oturması ve üzerinden 40-45 yıl geçmiş olayın sebebini bilmesi mümkün değil, birilerinden duyduğu olay hakkında da bilgisi olmadan paylaştığı anlaşılıyordu. Kendisine mesaj atarak olayı kısaca anlattım ve şehit değil vaka-i adiyeden bir olay yüzünden öldürüldüğünü ve adli bir vaka olduğunu kişi hiç tepki vermese de söyledim.

Türkiye İlahiyatçılar Birliği Vakfı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Baş tarafından yazılan “Şehitlik ve Şehitlerimiz” başlığı altındaki makalede verilen bilgiler İslam İlimleri ve Tarih Bilimi ışığında şehitlik ve ilk Ülkücü Şehitler hakkında bilgi veriyor. Makalede İslam İlimleri ve Tarih Bilimi bilgi vermesinin yanında Doç. Dr. Mustafa Baş’ın kullanılan anlatım dili bakımından Türkçeye de hâkim olduğu, kelime hazinesinin gayet geniş ve meramını anlatacak yeterlilikte olduğunu, kelimeleri ve deyimleri yerli yerinde kullanarak akıcı bir makale ortaya koymuştur. Yücel Amil’in önsöz olabilecek “Neden Yazdım?” kısmında bahsettiği anlatacaklarını anlatmakta yetersiz kalmaktan korunmasını istediği cümlesindeki duaya mazhar olmuştur denilebilir.

Kitabın Muhtevası
“Türkiye’nin Jeopolitik Konumu ve Stratejik Önemi”
kısmında ise Türkiye’nin coğrafi, ekonomi, siyasi, sanayi, tarihi önemi konumu ve stratejik hakkında bilgi verilmekte sanki “Şişli’deki Ülkücü Mücadele”yi okuyacak olan okuyucu verilen mücadelenin ne için olduğu hususunda bilgilendirilmeye mücadelenin gerekçesi ve önemi konusunda hazırlanmaya çalışılmaktadır.

Kitabın Birinci Bölümü olan “İstanbul’un Önemli Bir İlçesi Olan Şişli’nin Sosyokültürel Dokusu, MHP Şişli İlçe Teşkilatı” adlı bölümde Sosyal Bilim Uzmanı Dr. Fikri Okut ile yapılan görüşmeden aktardığı bilgiler Şişli hakkında genel bir değerlendirme olarak kitapta yer alırken “1971 yılında İstanbul’a geldim.” (S:35) veCihan Abi bu ilk başkanlık sürecinde beni çağırıp âcizane gençlik kolu başkanı olarak görevlendirmişti(S:40) cümlelerinde dolayı Sosyal Bilim Uzmanı Dr. Fikri Okut’un anlattıklarından oluşması dolayısıyla kendisi gibi algılansa bile acaba bu kişi Yücel Amil mi düşüncesine de sevk eden bir durum var. Sosyal Bilim Uzmanı Dr. Fikri Okut ile Yücel Amil’in arasında hangisi olduğu hususunda bir müphemlik var.

Mustafa Kökten’in anlattığı “MHP Şişli İlçe Teşkilatının İlk Harcını Karanlar” Birinci Bölümün ikinci başlığını oluşturmaktadır. Milliyetçi düşüncenin mayalandığı bir kültür ocağı olan aydın kesimin oturup sohbet ettiği Beyazıt’taki “Küllük”e Şişli MHP kurucularından Mustafa Kökten’in de yolu uğramış 1969’lu yıllarda. “… o yıllarda partiden ziyade Alparslan TÜRKEŞ ismi ön plandaydı, (…) MHP fazla tanınmıyor, adı pek bilinmiyordu.”  (S:42) Şişli MHP kurucularından Mustafa Kökten’in bu cümlesi, yıllardır kim ne derse desin, MHP ve Ülkü Ocakları Alparslan TÜRKEŞ’in kurduğu ve fikri sistemini oluşturduğu kuruluşlardır, bu fikre kadrosu kendisinden çok katkı vermiş olsa da onun onay ve rızası olmadan hiçbir katkı Ülkücü bilgi dağarcığına katılmayacağı gibi Ülkü Ocakları mensupları tarafından da kabul görmeyecekti sözümüzü doğrular mahiyettedir. O, (Alparslan TÜRKEŞ) Partisini aşan bir liderdi. Bu gün bile hala Anadolu’nun en ücra köşelerinde “Türkeşçi” tabiri kullanılmaktadır.

“Neden Yazdım?” kısmında da anlattıklarıyla Yücel Amil bu mücadelenin içinde var mıydı? gibi bir düşünceyi aklımıza getirecek bir istifham yaratıyor. Her ne kadar Şişli’de değilse bile mutlaka bir yerde mücadelenin içinde olduğuna inandığımız Yücel Amil’in neredeyse Mustafa Kökten’in anlattığı bölüme kadar kendisinin bu mücadelede olduğu anlaşılamıyor. Yücel Amil’in Şişli’de Ülkücü Gençlik başkanlığı yaptığını ve Mustafa Kökten’in Gençlik Kolları başkanlarının isimlerini saydığı (S:44) cümlede geçen on altı isim arasından 12. isim olarak zikretmesinden öğreniyoruz. Kitabın daha ilerleyen sayfalarında kitapta anlatılan ülkücü mücadelenin içinde yoğun bir şekilde yer aldığını gördüğümüz Yücel Amil yine de kendini öne çıkarmak hususunda mütevazılık göstermiştir.

İsmet Demir’in anlattığı kısımda Yücel Amil’in onu tanıtmak için giriş babından anlattığı İsmet Hoca,   Ülkücü Şehit Celal Demir’in ağabeyi İsmet Demir örnek bir ülkücü şahsiyet olarak bilinmesi ve burada anlatılanlar genç Ülkücüler tarafından mutlaka okunup hayatlarına tatbik edilmesi gereken meziyetlerdir. Ayrıca dört dil bilen İsmet Demir’in İlahiyat sahasında yazdığı birçok eser bulunmaktadır. Güvenirliğini yitirmiş günümüz ilahiyat camiasının ortaya koyduklarından ziyade böyle vatansever ve milliyetperver güvenilir ülküdaşlarının yazdıklarını okumak batıl ve hurafelerden korunmalarına vesile olacaktır.

Bu güne kadar nice Ülkücü Hatırat kaleme alındı. Hepsi birbirinden kıymetli ve yaşanılanlara bir ışık tutuyordu. Ama “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabının önem ve özelliği hepsinden farklı. Çünkü “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabı şimdiye kadar yazılan bireysel hatıratlar gibi değil, bizzat hatıratı yazan ile yazılanlar da katkı koymuş ve ferdi anlatım olmaktan çıkarak kolektif bir hatırat olmuş. Yani kısaca “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabı şahsi bir hatırat değil bir davanın hatıratı, bölgenin hatıratı, ortak bir hatıra. Belki burada yazılmasalardı unutulacak kaç şahsiyet abidesi dava adamını, ülkü devini ölümsüz kılan, gelecek nesillere aktaran, unutulmaktan kurtaran bir hatırat, bir tarihi belgedir.

Kitapta kişilerle çeşitli yollarla yapılan görüşmelerden anlatılanların yanında daha önce yazılmış Milli Hareket Dergisi 34. Sayısı, Uğur Tekin tarafından yazılmış Erbakan’ın Günah Galerisi, Hakkı Öznur’un yazdığı Ülkücü Hareket, Erol Kılınç’ın yazdığı Damla Damla Yaşadıklarım, Metin Turhan tarafından yazılmış Ülkü Ocakları, Alparslan Türkeş’in 9 Işık Doktrini, İlhan Darendelioğlu’nun Türkiye’de Komünist Hareketler, Orhan Türkdoğan’ın Sosyal Şiddet ve Türkiye Gerçeği, Muhittin Soyvural’ın Terörizmin Anatomisi  gibi yazılı kaynaklardan da aktarımlar yapılmış ve sanki bu kaynaklarda anlatılanlarla doğrulanmış, tasdik edilmiştir. Ayrıca o günlerde yaşayan ve Ülkü Ocaklarında görev alanların yetişmişliğinin ve üstün meziyetlerinin nişanesi olacak bu kitapta adı geçen Fahri Uzun (S:115) hakkında daha önceden OMÜ Tıp Fakültesinden emekli olan Prof Dr. Kenan Erzurumlu tarafından yazılan “Koca Reis Fahri Uzun” adlı bir biyografik hatırat da mevcuttur. Bu cümleleri yazdıktan sonra ilerleyen sayfalarda gördüm ki Yücel Amil’de Prof. Dr. Kenan Erzurumlu tarafından yazılan “Koca Reis Fahri Uzun” adlı kitaptan haberdar hatta bu kitaptan yararlanmış.

Kitap farklı Ülkücülerin anlattığı hatıralarını da aktardığı için aynı olayı anlatan farklı kişilerin ufak nüansla anlattığı olaylarda zaman zaman tekrara düşmekten kurtulamadığı gibi, bazen de yazar bir konu anlatılırken mevzuyu açıklamak için önceden başkası tarafından anlatılmış olan kısmı tam yerinde tekrar kullanması dolayısıyla tekrarlar yaşanmıştır.

Hatıratların Faydaları

Hatıratların yaşanılan zamanda teşkilatlarda görev alan fakat farklı yerlerden gelip yeni yeni bir arada olmaya başlamış dava mensuplarının birbirlerini tanımalarını ve geçmiş mücadeledeki fedakârlıkları ve cefakârlıklarıyla arkadaşlarını bilmelerini sağlayacağı için günlük hayatta aralarında daha samimi ve sıcak bir dostluğun oluşmasını sağlayacak faydaları vardır. Ayrıca hatıratların davaya zarları olmuş kişi ve kurumları da tanıma ve onlar ile mücadeleyi kendimizden öncekilerin mücadelesi ışığında yürütmemize katkı sağlarlar.  Mesela ben daha önce hakkında bilgim olmadan yeni görevler dolayısıyla birlikte olmaya başladığımız arkadaşlardan geçmişinde ülkücü bir mücadele olduğunu ve davaya faydaları dokunmuş olduğunu öğrendiğim ağabeylerime ve kardeşlerime daha samimi ve sıkı bir sevgi ile bağlanmaktayım. Onlara daha fazla önem verip yoğun ilgi göstermeye çalışıyorum, düşmanlarımız ve düşmanlık sebeplerini hatıratlardan öğreniyorum. Bu hatıratta da 12 Eylülden sonra bürokraside görev almış bazı başarılı bürokratların, siyasette sağ partilerin milletvekili yaptığı bazı isimlerin, hala MHP ve diğer parti siyasetlerini yönlendirenlerin Şişli’deki ve İstanbul’daki Ülkücü mücadelede başarılı olmuş kişilerden seçildiğini görüyoruz.

Samsun’da OMÜ Tıp Fakültesinde uzun yıllar Genel Cerrahi Profesörü öğretim üyesi olarak çalışan ve Samsun Türk Ocağı’nın da bir müddet başkanlığını yapan Prof Dr. Kenan Erzurumlu’yu bilir, sever, sayardım. Yücel Amil ağabeyin yazdığı “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabında İstanbul’da Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış Mehmet Açar ile birlikte Edirnekapı Öğrenci Yurdunu komünistlerin elinden almaya giden 10-15 kişiden birinin Kenan Erzurumlu olması ve yurtta nöbet tutması benim ona olan sevgi ve saygımın daha pekişmesine sebep olmuştur. Çünkü Tıp Fakültesinde okumanın ne kadar zor ve boş zamanı kalmayan bir öğrencilik gerektirdiğini kendi üniversite öğrenciliğim yıllarındaki Tıp Fakültesi öğrencisi arkadaşlarımdan ve doktor oğlum Hüseyin Alperen’in öğrencilik yıllarındaki öğrenciliğinden bilirim. Kenan Hocam gözümde büyüdü.

İleri atılıp sellercesine

Göğsünden vurulup tam ercesine,

Bir gül bahçesine girercesine

Şu kara toprağa girenlerindir.

Orhan Şaik Gökyay’ın dediği gibi o günlerin ateş çemberi içinde öleceğini bile bile insanlar teşkilatlarda görev alıyor başkan seçiliyorlardı. Herkes fedayı can yarışında bir adım öne geçmenin derdinde, kimse arkada kim var diye bakmadan vazifeye sarılıyordu. Vazifede “Nizam-ı Âlem ve İla-yı kelimetullah”dı.  Yücel Amil’in aktarımına göre İstanbul’un bir ilçesi olan Zeytinburnu MHP İlçe başkanlığına seçilen Bekir Şendilmen adlı başkanımız (Seçildikten bir müddet sonra şehit edilmiştir. Allah rahmet eylesin.) kongrede yaptığı konuşmada “İlçe başkanı değil Şehit adayı seçiliyorum.” (S:170) bu acı gerçeği dile getirmiştir. Ayrıca bu mücadele sırasında sadece Şişli’de 100’e yakın, İstanbul’da 500’den fazla şehit (Allah hepsine rahmet eylesin, hepsinden razı olsun) (S:184) verildiğini görüyoruz.

ABD ve CIA’nın Türkiye’de faaliyet gösteren okuldan her yıl seçtikleri iki analiz gücü yüksek başarılı öğrenciyi ABD’ye götürüp nasıl eğittiklerini ve “KOZA” (S:185) bu eğitimde başarılı olanlara da “ŞERİF” (S:186) adı verildiğini ve “ŞERİF”lerin Türkiye’de önemli görevlere getirildiklerini, itirafçı “KOZA”nın ilk kez başarısız olduğu olayı hayretler içinde kalarak okuyacaksınız.

Kitapta Şişli’de Ülkücü Mücadeleye katılan isimler anılırken, hatıralarını anlatanlar hakkında anlattıkları hatıraların başında Yücel Amil tarafından kısa biyografik bilgiler verilmiş, şehitler hakkında bütün kitaba yaygın olarak isimleri geçtikçe farklı bilgiler verilmeye çalışılmış, gazi olmuş ve daha sonra Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş kişiler hakkında bilgi vermek için ise “Şişli Siyasaldan Hakk’a Yürüyen Gazilerimiz” başlığından sonra Ahmet Sefa Kırlı, Süleyman Sümertaş, Mücahit Vehbi Kalsın, Aydın Esi hakkında başlık açılarak birkaç sayfadan oluşan bilgiler verilmiştir.

Dr. Ergun Özdemir’in anlatıldığı bölümde Yücel Amil’in aktarımından Başbuğ Türkeş’in MHP ve Ülkü Ocakları dışında tuttuğu Milliyetçi-Ülkücü-Türkçü önemli kişilerin olduğu, kendisiyle bile temasının bilinmesinin istemediği, bu kişilerin zaman zaman Türk Milleti ve Ülkücü Camia için büyük işler yaptıkları, bazılarının müsteşar, bakan vs. olduklarını öğreniyoruz. Vatana, millete hizmet hususunda MHP’ye takınılan peşin hükümlü kesimlerin engellemelerini kamuoyu tarafından MHP’li olarak bilinmeyen bu kadrolarla aşmaya çalışmıştır.

MHP Genel Merkez Karar ve Yürütme Kurulunda ve aynı zamanda Genel Sekreter Yardımcısı olan ve Sendika Genel Başkanı Mustafa Başoğlu’nun danışmanlığını yapan Yaşar Okuyan‘ın teşvik ve yönlendirmesiyle (S:298) Türk-İş’e bağlı T. Sağlık İş Sendikasının İstanbul Şubesinin yönetimini ele geçirmek için faaliyete geçen Ülkücüler yine Yaşar Okuyan’ın engellemesi ile bölünerek gittikleri kongreden 31 oy alarak seçimi kaybetmiş olarak çıkmışlardır. Genelde Ankara’da bulunan genel merkezler önce bir işe karar verir ve sonra yapılan görüşmeler ve yeni dengeler göz önüne alınarak bu karardan vazgeçerler. Ancak bu işe baş koymuş ve zor şartlarda mücadele eden adamlar geri adım atmanın o ortamda barınmayı zorlaştıracağını bildiklerinden bazen genel merkez emirlerine ters düşerler. Asıl olan genel merkezlerin sahada mücadele veren adamlarının doğrudan kazançlarının kendi hanesine yazılacak bir başarı olduğunu bilmesi ve sahadaki adamlarının talepleri doğrultusunda hareket etmesi kayıp ve zararı önleyecektir. Ankara’da masa başında karar verenler bu olayları her zaman doğru okuması mümkün değildir. Bu kararlardan dönme durumlarında sahadaki yetişmiş gücünü de kaybetme riski her zaman vardır.

12 Eylül’den önce ülkücülerin Malazgirt Zaferinin 900. Yıl Dönümü anma gecesi, Çanakkale Zaferini Anmak için Çanakkale Geçilmez gezi ve yürüyüşü, 1944 Irkçılık Turancılık Davasının Yıl Dönümünde 3 Mayıs Anma GünleriOzan Geceleri, Tasavvuf Musikisi Geceleri, törenler, anma geceleri, tiyatro ve geziler, filmler, yemekler gibi sportif, kültürel, sosyal faaliyetler tertiplediği, bu gecelerin, anmaların tiyatro ve törenlerin nasıl bir muhtevada olduğunu, organizasyon, hazırlık, katılım, duyulan şevk ve heyecanlar hususunda bilgileri o günleri yaşar gibi sunmaktadır. Bütün bu çabaların sebebi sanata meftun bir camia oluşturmak, sanata gerekli önemi ve sanatçıya gerekli desteği vermek, benliğimiz kaybetmeden homojen bir topluluk olurken kültürümüzü gelecek nesillere aktarabilmekti.

Önemli Tanıklıklar

İlk bakıldığında MHP’ye hakaret gibi algılanabilecek ama Ülkücülerin bu milletin asıl ve asil evlatları olduğunun doğru bir tespit olarak “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabında Yücel Amil, Ahmet Turan Coşkun’dan “MHP aslında bir köylüler hareketidir, köylülerin partisidir. Zengin semtlerden, apartman çocuklarından ve entellerden MHP’ye bir sempati yoktur, olmaz da. Potansiyel tabanımız varoşlardaydı ama varoşlara komünistler bizden önce girmiş, gecekondu bölgelerini işgal etmiş, varoşların var olan problemlerini istismar ederek bir kısmını kendilerine benzetmiş, diğerlerini sindirmiş güçlü bir sol hâkimiyet” (S:434) kurduklarından dolayı bu şekilde bir yoruma gittiğini görüyoruz.

Uğur Yapar, bir televizyon programında eski İstanbul Ülkü Ocakları başkan ve milletvekillerinden Mehmet Gül’ün “Komünistlerin beyni yıkanmıştı” demesi üzerine spikerin kasıtlı olarak  Hep Komünistlerin beyni yıkanmıştı diyorsunuz. Peki, sizin beyinizi kim yıkamıştı? sorusuna kendisinin Uğur Yapar olarak vermek istediği cevabın “Doğduğumda kulağıma okunan ezan, aileden aldığım terbiye, bütün noksan ve hatalarına rağmen ilkokuldan başlayan ve bir ömür boyu devam eden eğitim ve öğretim sürecinde kazandığım vatan, millet, bayrak sevgisi, inancımız ve Türklük şuuru” (S:452) olacağını ifade etmektedir. Uğur Yapar’ın Mehmet Gül’e sorulan soruya verdiği cevap bütün ülkücülerin ortak cevabı olurdu muhakkak.

“ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabında Bizim Ocak Dergisinden sonra ilk kez Ülkücüler ile Akıncılar, MHP’liler ile MSP’liler, Milliyetçiler ile Milli Görüşçüler arasındaki sahaya kitleye hâkim olma mücadelesinin Metin Yüksel olayına evrilmesi ve yaşananlar olaya şahit olan ve yaşayan ülkücülerden bir gözünü kaybetmiş Recep Öztürk (S:387) ve diğer ülkücü şahitlerin gözünden perde arkası, olayın safhaları ve yer belirtilerek anlatılmış, “her yol mübah” diyenlerin gerçek içyüzleri ortaya serilmiştir.

“ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabında Yücel Amil, Türkiye’de ihtilal sebeplerinden gösterilen ve Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler’in Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel’le yaptığı görüşmeler ve Konya 2. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel’in 30 Ağustos törenlerinde söylediklerinden yola çıkarak kendi birinci ağızdan anlatımıyla 6 Eylül 1980 Konya Kudüs Mitingi‘nin yorumu gibi bazen lokal bir anlatımdan uzaklaşarak ülkenin tamamını ilgilendiren daha şümullü mevzulara yönelmektedir.

“ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” adlı kitabı okurken çok enteresan bir tesadüf gerçekleşti; Hasan Fehmi Güneş’in öldüğünü öğrendim ve 12 Eylül 1980’nin hemen öncesinde Maraş olayları ve diğer ülkücü mahkûmlara karşı tutumu dolayısıyla sosyal medyada “Bir İşkenceci Daha Ölmüş” diye paylaşım yaptım ve kitabı elime aldım. Anlatılan kısım, Maraş olayları dolayısıyla yapılan soruşturma sonucunda hazırlanan rapor saklanmış ancak İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı yaptığı basın toplantısında “Maraş’taki olayları solcular başlatmışlar(S:355) dediği için görevden alınıp yerine atanan kişinin Hasan Fehmi Güneş’in olduğu ve olayı Ülkücülerin üzerine yıkmak için çabaladığı anlatılıyordu.

SONUÇ:

12 Eylülden önce yaşanan olaylara çeşitli yorumlar ve farklı analizler de içeren “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabı o gün verilen mücadelenin daha iyi anlaşılmasını ve kuru bir siyasi mücadele olmadığını, yok edilmek istene bir milletin inancını, örfünü, gelenek görenek ananesini yaşatma mücadelesi verdiğini, vatanının kızıl çizmeler altında çiğnenmemesine çalışıldığını anlatmaktadır.

Akıcı ve temiz bir dil ve Türkçe ile yazılmış, mücadelenin manevi yönlerine ve moral değerlere ağırlık vermiş  “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabını okurken olayların içinde yaşadım bir duygu seline kapıldım. Hani “Geçmiş bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti” deler ya öyle oldu sanki ama film gibi değil okuduklarım gözümün önünde canlandı. Olayları yaşar gibi oldum. Ülkücü arkadaşlarına, geçmişe ve davasına bir nebze vefası olanlar, geçmişi hatırlamak ve anmak isteyenler mutlaka “ŞİŞLİ’DE ÜLKÜCÜ MÜCADELE” kitabını okumalıdır.

Kitabı Edinmek İçin:
https://www.yuzdeiki.com/kitap/sisli-de-ulkucu-mucadele-yucel-amil-9786056955488