Devlet BAHÇELİ: Türkmeneli millî dava değil midir?

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin,  Ankara Bayramlaşma Programında  yaptığı konuşma.
28 Temmuz 2014

 

Aziz Milletim,

Değerli Vatandaşlarım,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Mübarek Ramazan Bayramı’nın bu ilk gününde sizlerle kucaklaşmanın, sizlerle bayramlaşmanın eşsiz lezzet ve güzelliğini yaşıyorum.

Arena Spor Salonu’nu şereflendiren her kardeşimi, her bir dava arkadaşımı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bugünkü toplantımızın düzenlenmesinde emeği geçen başta Ankara İl Başkanlığımız olmak üzere bütün arkadaşlarımı kutluyorum.

Bu heyecan dalgası, bu izdiham ve sevgi sağanağı nedeniyle sizlere teşekkür ediyorum.

Teveccühünüz bizlere cesaret veriyor.

Desteğiniz önümüzü açıyor, umutlarımızı canlandırıyor.

İlginiz bize şevk aşılıyor, gücümüze güç katıyor.

Gününüz kutlu olsun.

Geleceğiniz vicdanlarınız gibi parlasın.

Hepinizin bayramı mübarek olsun.

Bugün Ankara’da bayramlaşma coşkusunu hep birlikte yaşıyoruz.

Bugün Ankara’da milletimizle bayramlaşıyoruz.

Sizler aracılığıyla 77 milyonun bayramını tebrik ediyorum.

Nerede yaşarsa yaşasın, nerede bulunursa bulunsun, kökeni ve yöresi ne olursa olsun tüm vatandaşlarıma iyi bayramlar dileklerimi iletiyorum.

Büyüklere hürmetlerimi, küçüklere sevgilerimi sunuyorum.

Sizlerin huzurunda, Türk ve İslam alemine Cenab-ı Allah’tan esenlikler, güzellikler, huzur ve barış dolu günler diliyorum.

Her günümüzün neşe, saadet ve mutluluk içinde geçmesini Rabbim’den niyaz ediyor ve hepinize hoş geldiniz diyorum.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerifi geride bıraktık.

Tuttuğunuz oruçların, yaptığınız ibadetlerin, verdiğiniz fitre, sadaka ve zekatların Cenab-ı Allah katında kabul olmasını niyaz ediyorum.

Bir ay boyunca, oturduğumuz iftar sofralarında paylaşmanın ayrıcalığını yaşadık.

Kardeşliğimizi perçinlemek için mücadele verdik.

Darda kalanların yardımına koştuk.

Yardım bekleyenlerin elinden tuttuk.

Ekmeğimizi bölüştük, aç ve açıkta kalanların yanında durduk.

Müslüman Türk milleti Ramazan’ın bereketini, Ramazan’ın manevi mesaj ve muhabbetini hakkıyla, layıkıyla yaşamış ve yaşatmıştır.

Çok şükür Bayrama hep birlikte ulaştık, hep birlikte bayramı karşıladık.

Bayram; kardeşliğin tebliği, kader ortaklığının terennümüdür.

Bayram; hatırlamanın, hatırlanmanın, hatır sormanın, gönül almanın, gönüllere girmenin, kalpleri onarmanın manevi fırsatıdır.

Bayramlar; sevinç çeşmesi, saygı meşalesidir.

Bugün hatırına, dargın gönüller barışmalı, duygusal mesafeler kapanmalıdır.

Kırgın yüzler, kırık yürekler, üzgün bakışlar bayramla birlikte maziye sünger çekmelidir.

Küslükler yerini kavuşmalara bırakmalıdır.

Kızgınlıklar yerini buluşmalara terk etmelidir.

Anneler, babalar, dedeler, büyük anneler ziyaret edilmeli, hayır duaları alınmalıdır.

Sılah-ı rahimde tüten hasret ateşi söndürülmeli, hısım, akraba ve yakınlarımız hoş tutulmalıdır.

Yavrularımız sevindirilmeli, yürekleri okşanmalıdır.

Bayram, uzaklıkları yakın eden manevi köprüdür.

Bayram, özlemleri sonlandıran kutlu bir dönemdir.

Gerçekten de içten bir bayramlaşmaya çok ihtiyacımız vardır.

Samimi ve kalıcı bir tebessümü, ruhumuzun derinliklerinden bedenimizin en ücra köşelerine kadar hâkimiyet kuracak huzur kuşağını arzuyla bekliyor ve istiyoruz.

İhtilafların çözümünü gözlüyoruz.

Belaların defini umuyor, bunun için uğraşıyoruz.

Bayrama gelesiye kadar çok net söylemek istiyorum ki, milletçe ızdıraplı, sancılı ve dramatik günler geçirdik.

Ramazan ayı süresince; eminim hepiniz gördünüz, hepiniz ibretle izlediniz.

Gazze’de kan vardır, Suriye’de şiddet vardır, Libya’da belirsizlik vardır, Irak’ta vahşet egemendir.

Kırım dertlidir, Doğu Türkistan kahırlıdır, Balkanlar gergindir, Türkmeneli ise acı, kayıp ve gözyaşı içindedir.

Dün bizim olan yerler bugün feryat etmektedir.

Dün bizimle barış ve adaleti yaşayan coğrafyalar şimdilerde barbarların, vandalların, insan canına kast eden vampirlerin elindedir.

Türk milletinin yönetiminde birliği, dirliği ve bolluğu doyasıya özümseyen toplumlar maalesef ki karanlığa mahkumdur.

Türkiye’mizin çevresinden adeta kan nehirleri akmaktadır.

İslam âlemi içe kapanmış, içine kıvrılmış, iç çekişme ve çatışmalarla boğulmuştur.

Müslümanlar arasındaki bağlar gevşemiştir.

İslam coğrafyası zalimlerin oyuncağı haline gelmiştir.

Küresel emperyalizme kölelik yapan petrol şeyhleri, dolar milyarderleri haksızlık karşısında seslerini yükseltme cesaretini gösterememişlerdir.

İslam ülkelerinde küresel senaryolara karşı tahammül edilemez bir sükûnet, katlanılamaz bir hareketsizlik hakimdir.

Etnik, mezhep, ideolojik ve siyasi kamplaşmalar İslam’ın yaşadığın topraklara soluk aldırmamaktadır.

İsrail’in günlerce sürdürdüğü Gazze operasyonu bini aşkın kardeşimizin katledilmesine, alt bine yakın kardeşimizin yaralanmasına neden olmuştur.

Filistin davası çok ağır bir yara almıştır.

Mazlumlar canilerin hedef tahtası olmuştur.

Çoluk çocuk demeden, kadın yaşlı dinlemeden İsrail Gazze’yi bombalamış, kurşun yağdırmış, ölüm saçmıştır.

Kutsal Ramazan ayında her türlü insanlık dışı vahşet İsrail yönetimi tarafından sergilenmiştir.

Mescid-i Aksa’ya saygısızlık yapılmıştır.

Kur’an-ı Kerim çiğnenmiştir.

Camiler imha edilmiştir.

Okullar hedef alınmış, küçücük çocukların bedenlerine mermiler isabet etmiştir.

Peki, bunca şiddet oluyorken, bunca vicdansızlık Müslümanları çepeçevre kuşatıyorken AKP hükümeti ne yapmış, neyi başarmıştır?

Aday Erdoğan; meydanlardan iftar sofralarına kadar boş konuşmaktan, boşa kürek çekmekten, mazlumların kanı üzerinden siyaset tasarlamaktan başka ne işe yaramıştır?

Gazze’ye füzeler atılırken, aday Erdoğan iftiralarını sıralamış, istismarlarını sürdürmüştür.

Gazze’li masumlar katledilirken, aday Erdoğan İsrail’e gürültüden başka bir anlama gelmeyen tepkilerini devam ettirmiştir.

Cumhurbaşkanı adayı olan çeyrek adam; İsrail’i terör devleti olarak suçlamış, Hitler’i aştı diye yüklenmiş; soykırımcı, hesap verecek, yargılanacak, yanına kalmayacak, döktüğü kanda boğulacak sözleriyle oyalanmıştır.

Şunu iyi biliniz ki; İsrail Erdoğan’ın siyasi gıdasıdır.

İsrail; Erdoğan ve zihniyetinin siyasi ikbal ve aynasıdır.

Bu ülke silaha sarıldıkça, Filistin’i ateşe verdikçe Erdoğan içten içe memnun olmakta, meydanlarda hançeresi yırtılırcasına bağırıp çağırma konusunda altın fırsat yakalamaktadır.

Aday Erdoğan’ın Filistin davasına en ufak bir yardım ve katkısı şu güne kadar olmamıştır.

İsrail’e gece bekçiliği yapan, Siyonist emellere yıllardan beri kule nöbetçiliğiyle çanak tutan kalpsiz ve samimiyetsiz bu adamın Gazze sömürüsü her şeyden önce günahtır, ayıptır, ahlaksızlıktır.

Gazze’nin çocukları ölürken, Erdoğan’ın çocuğu deniz ticaretiyle İsrail’den para kazanmaktadır.

Gazze’ye tonlarca bomba yağarken, Erdoğan Yahudi Cesaret Madalyası Ödülü’nü ısrarla boynunda taşımaktadır.

Geçtiğimiz günlerde, Amerikan Yahudi Kongresi, Erdoğan’ın 2004 yılında aldığı ödülü geri istemiştir.

Şu ana kadar aday Erdoğan’dan konuyla ilgili herhangi bir cevap gelmemiş, gelememiştir.

Buradan Erdoğan’ı; 10 yıl önce aldığı cesaret ödülünü yüzsüzce, onursuzca taşımaktansa derhal iade etmeye davet ediyorum.

Sayın aday, ödül verenler sana mektup yazarak ödüllerini geri istiyor.

Sen daha duracak ve bekleyecek misin?

Bu zilleti görmezden gelecek misin?

Bu aşağılanmaya eyvallah diyecek misin?

Dikkatinizi çekiyorum, aday Erdoğan aldığı ödül istenir istenmez, Musevi toplumuna şirinlik yapmaya, antisemitizme karşı olduğunu seslendirmeye, meselesinin sadece İsrail yönetimi olduğunu dillendirmeye başlamıştır.

Hatta geçen haftaki bazı konuşma ve demeçlerinde, Musevi kökenli vatandaşlarımıza yönelik kışkırtmalara gelinmemesi konusunda geç kalmış bir uyarıda bulunmuştur.

Bu vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini savunmuştur.

Erdoğan burada da suçüstü basılmıştır.

Aday Erdoğan’ın, nefret ve öfke dolu konuşmalarından sonra, durumu kurtarmaya çalışması, yaraları tamire girişmesi nafiledir.

Şu an Musevi kökenli vatandaşlarımız Erdoğan’ın konuşmalarından dolayı tabir yerindeyse açık hedef olmuştur.

Antisemitizm hastalığı tekrar nüksetmiştir.

Aday Erdoğan İsrail yönetimiyle Musevi toplumunu ayırt edememiş, daha doğrusu etmek istememiştir.

Erdoğan konuşmuş, bindirilmiş kıtaları bilenmiştir.

Erdoğan hezeyan nöbetlerine girmiş, yandaş kafile düşman mevzilerine yatmıştır.

 

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Aday Erdoğan Gazze’yi milli mesele olarak görmektedir.

Bununla da kalmamış; geceleri sürekli teyakkuz halinde uyuduğunu, tek endişesinin de ‘Filistin, Filistin, Filistin’ olduğunu söylemiştir.

Aynı Erdoğan her ne hikmetse dökülen Türkmen kanından, alınan Türkmen canından rahatsız değildir.

Çünkü Erdoğan Türk ve Türkmen hasmıdır.

Çünkü Erdoğan Türk ve Türkmen muhalifidir.

Günlerdir Türkmeneli’ndeki katliamları gündeme getirdik.

Günlerdir soydaşlarımızı sistematik halde yok eden IŞİD terörüne kamuoyunun dikkatini çektik.

Ne var ki, Erdoğan sanki Irak Türkmenleri yokmuş gibi davranmış, sanki Türkmenler soykırımla yüz yüze değilmiş gibi tutum takınmıştır.

Erdoğan’ın gözü var görmemiş, kulağı var duymamış, kalbi var atmamıştır.

Güneydoğu Asya ülkesi Tayland’a bağlı Patani bölgesinde yıllardır baskı ve asimilasyona maruz kalan Müslümanları bile dilinden eksik etmeyen Erdoğan, yanı başımızda Türkmenlerin sönen ocağına duyarsız kalmıştır.

Erdoğan Myanmar demiş, Kerkük diyememiştir.

Mısır demiş, Musul diyememiştir.

Somali, Libya, Gazze için ağlamış; Telafer, Tuzhurmatu, Kaşgar’ı ağzına alamamıştır.

Türkmeneli’ne, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen yardım kampanyasına her türlü engeli çıkarmıştır.

Yardım konvoylarımızı, vicdan hareketimiz sabote etmek istemiştir.

Aday Erdoğan hamd olsun başaramamış, soydaşlarımızla buluşmamıza, onlara yardım eli uzatmamıza mani olamamıştır.

Gazze’yi milli mesele gören Erdoğan; acaba Kerkük’ü peşmergeye, Musul’u IŞİD vahşilerine ne hakla, ne yüzle peşkeş çekmiştir?

Türkmeneli milli dava değil midir?

Türkmenler milletimizin öz be öz kardeşi değil midir?

Erdoğan bizim onca eleştirimizden, onca zorlamamızdan sonra “Türkmen kardeşlerimiz” diyerek sözde yaptıklarını anlatmaya koyulmuştur.

Cılız da olsa bu bir gelişmedir.

Erdoğan istese de istemese de, sevse de sevmese de, Türkmenler bizim haysiyetimiz, Türklüğün yakın coğrafyalardaki kaleleridir.

Bu kale düşerse, Türkiye düşecektir.

Bu kale yıkılırsa son yurdumuz hüzün ve hicran içinde kalacaktır.

Aday ve yalan Erdoğan 25 Temmuz günü Eskişehir’de özellikle bize yönelik diyor ki; “Eğer bunlar Türkmenler’i dert edinseydiler, sorumsuzca açıklamalar yapıp, Türkmenler’in şartlarını daha zorlaştırmazlardı.”

Şu işe bakınız ki, üç oy uğruna Türkmen kardeşlerimizin güvenliğini tehlikeye atıyormuşuz.

Aday olan, ama adam olamayan şahıs böyle söylüyor.

Erdoğan konuşmasında hızını alamamış olacaktır ki, bizim Türkmen kardeşlerimizle ne işimiz olduğunu sormuş, her türlü maddi ve manevi yardımı yapanların kendileri olduğunu iddia etmiştir.

Varsayalım ki, Türkmen kardeşlerimizle ilgili açıklama ve çağrılarımız onların güvenliğini riske atıyor, Türkmen kanının peşinde olan alçakları tahrik ediyor olsun.

Buna rağmen, bu saçma sapan mantığın, bu esir düşmüş bakış ve yaklaşımın elle tutulur hiçbir yanı yoktur.

Erdoğan tutarlılık gereği olarak, Gazze’li kardeşlerimizle ilgili sözlerinden dolayı İsrail saldırılarını özendirdiğini de kabullenmelidir.

Yani ölen her Gazzeli’nin vebali Erdoğan’ın omuzlarındadır.

Erdoğan burada konuşurken, İsrail orada kan akıtmaktadır.

Erdoğan burada sahte kefen giymekten bahsederken, Gazze boydan boya gerçek kefene bürünmektedir.

O halde Gazze’nin güvenliği için aday Erdoğan çenesini kapatmalıdır.

Milli mesele olarak evvela millet menfaatlerinin yanında olmalı, siyasi ayak oyunlarıyla bir çuval inciri berbat etmemelidir.

Aday Erdoğan’ın tek endişesi Filistin olduğuna göre; kendisine tavsiyemiz çok acil Hamas saflarına katılması, yetmez ise bu örgütün askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugaylarına gönüllü olarak yazılmasıdır.

Hiç olmaz söz ve eylemleri arasında bir uyum olacaktır.

Hiç olmazsa Türkiye bir musibetten kurtulacaktır.

İşte Erdoğan’la bizim en net farkımız burada ortaya çıkmaktadır.

Biz Filistin için üzülür, bunalır, içimiz yanar, üzerimize ne düşüyorsa yapmayı planlarız.

Fakat biz; geceler boyunca Filistin, Filistin, Filistin diye sayıklamaz; Türkiye, Türkiye, Türkiye diye haykırırız.

Türk milletinin her ferdi için hayaller kurar, hepsi için hedefler çizeriz.

Zira bizim dünümüz Türk’tür, bugünümüz Türk’tür, yarınımız da Türk olacaktır.

Erdoğan, IŞİD’i silahlandırıp sınırlarımızı teröristlere açarken; yanlış yoldasın, Türkiye’nin milli güvenliğini tehlikeye atıyorsun diyen biziz.

Ortadoğu’da taraf tutup rejimlerle oynarken; gaflettesin, komşu ülkelerin iç işlerine karışmanın bedeli ağır olur diyen biziz.

Suriyeli Türkmenlere yardım kılıfı altında, radikal selefl örgütleri Esad’a karşı provoke ederken; komşu komşunun külüne muhtaçtır, rüzgar eken fırtına biçer diyen biziz.

Barzani’ye kardeşim, IŞİD’e Müslümansanız derken; Türkmenler eriyor, katillere kucak açma, kırmızı çizgilerimizi silikleştirme diyen biziz.

Ve Erdoğan BOP Eşbaşkanlığıyla övünürken; Müslümanların ölümüne sabitlenmiş küresel projelere payandalık yapıyorsun, bu görevi milletten almadın, vazgeç bu yoldan diyen de biziz.

Aday Erdoğan hayatının hangi diliminde Türkmen demiş, Türkmenleri kaale almıştır?

Biz Kerkük derken, Erdoğan Mursi’yle dört parmak hesabı yapıyordu.

Biz Türkmenler için yanıp tutuşurken; Erdoğan peşmerge nifakıyla varil varil petrol anlaşması imzalıyor, sıra gecelerinde çiğ köfteli eğlenceler düzenliyor, Kürdistan diyerek inliyordu.

Biz Ankaralı Ayşe’nin derdine yanmışken, Erdoğan Mısır’lı Esma’ya ağlıyordu.

Biz Türklük derken, Erdoğan ırkçılık, kafatasçılık yapıyorsunuz diye bizi suçluyordu.

Biz Irak’tan Afganistan’a, Bosna’dan Doğu Türkistan’a, Pakistan’dan Kafkaslara; Türk yurtlarından İslam topraklarına kadar mazlum milletlerin davasını savunup bayraklaştırırken; Erdoğan Müslüman katilleriyle düşüp kalkıyor, papaz elbisesi giyip münafıkça siyaset yapıyordu.

Biz Türk-İslam medeniyetinin kutlu günleri için varımızı yoğumuzu on yıllardır harcarken; Erdoğan fitne sofrasında karnını doyuruyordu.

Her zaman sözlerimizde samimi olduk.

Yalandan, riyadan, görünür görünmez belalardan Allah’a sığındık.

Düşman çevrelere el açmadık.

Hain emellere el pençe divan durmadık.

Türkmenleri sözde değil, yüreklice savunduk.

Efendimizin kutlu tebliğini her şeyimizle benimsedik, iman ettik.

Türkmeneli’nde yere düşen bir damla gözyaşıyla içimiz yandı.

Rahmete kavuşan her Türkmen’le beraber bir yanımız devrildi.

Başını öne eğen her Türkmen yavrusu içimize kor düşürdü.

Sönen her Türkmen ışığı içimizi biraz daha kararttı.

Türkmenler bizim siyaset konumuz değil; iki cihanda dimdik arkasında duracağımız ebed müddet bir davamızdır.

Onun için dedik ki; Türkmeneli Türk’tür, Türk kalacaktır.

Gök bayrak Ortadoğu’daki nişanemizdir.

Şundan hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; camileri bombalayan, türbeleri havaya uçuran, peygamber kabirlerini yok eden ve ciltler dolusu insanlık suçu işleyen IŞİD ve İsrail kahpeliğine en sağlam ve milli duruşu biz gösterdik.

Aday Erdoğan, model olacağım derken maskara olmasından dolayı Türkiye kaybetmiştir.

Aday Erdoğan, gaza gelip, fren tutmayıp kendisini dünya lideri mertebesine koymak isterken Türkiye çaptan ve gözden düşmüştür.

Kaybeden İslam’dır.

Kaybeden aziz Türk milletidir.

Zarar gören Türk’lüktür.

Tepesinde haç gezen camiler varken, ecdadının aziz hatıraları inkar edilen bir millet ortadayken, geçmişle gelecek arasındaki kültürel ve kardeşlik bağlarımız koparılırken Erdoğan’ın konuşmaya dahi yüzünün olmaması lazımdır.

Erdoğan millilik namına ne varsa mahvetmiştir.

Milliliğe karşı haçlı ittifakının safına girmiştir.

Erdoğan’ın lafın gelişi sarfettiği milliği ise pazara kadar, yani seçimden seçimedir.

Bizim milli duruşumuz, milliyetçi vizyonumuz, kardeşlik irademiz ve Türk-İslam ülküsünü kuşatan ülkücülüğümüz ise mezara kadar, mahşere kadar bizimledir, bizim pusulamızdır.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Böyle bir adamın Cumhurbaşkanı olması yenilgilerin en büyüğüdür.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması kayıpların doruğudur.

10 Ağustos 2014 tarihinde Türk milleti 12’inci Cumhurbaşkanını seçecektir.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız oy kullanmaya başlamışlardır.

Aday Erdoğan devletin tüm imkanlarını kendi çıkarına seferber etmiştir.

Valiler, kaymakamlar kuklaya dönüştürülmüş; TRT başta olmak üzere tüm kamu gücü aday Erdoğan için harekete geçirilmiştir.

Ama bunların hesabını sormak da bizim boyumuzun borcudur.

Erdoğan devletin uçaklarını kullanmaktadır.

Uçaktan inip helikoptere, helikopterden inip sıra sıra dizilmiş makam araçlarına binmektedir.

Hazinenin kapıları Erdoğan’a doğru açılmıştır.

Örtülü ödenekten oluk oluk para akıtılmaktadır.

Erdoğan devleti arkasına almış, açılışlardan temel atma törenlerine; mitinglerden iftar sofralarına kadar milleti kandırmak maksadıyla çirkeflik üstüne çirkeflik sergilemiştir.

PKK, aday Erdoğan’ı desteklemekte, teröristler aday Erdoğan lehine bahis oynamaktadır.

Peşmerge aday Erdoğan’ı istemektedir.

Dediğim olacak diyerek masa yumruklayan ve Kıbrıs’ı tamamen ele geçirme hazırlığı yapan Rum yönetimi Erdoğan’da karar kılmıştır.

Hainlerin ibresi Erdoğan’dan yanadır.

Rüşvetçilerin, haram yiyenlerin, yolsuzluk tünelinde nefes nefese kalanların tercihi Erdoğan’dır.

İranlı şarlatan yatlarda gezerken, havuz medyası patronları haraç karşılığı ihale alırken Erdoğan propagandası yapmaktadır.

IŞİD, El Nusra, El Kaide gizli gizli Erdoğan’a çalışmaktadır.

Ermeni diasporası Erdoğan için kuyruğa girmiştir.

Makedonya, Karadağ, Bulgaristan, Yunanistan ve Kosova’daki bazı siyasi menfaatçiler Erdoğan çizgisindedir.

Gemiciler, arazi yağmalayanlar, yetim malı yiyenler, garip-gurebanın hakkını gasp edenler, çalanlar çırpanlar Erdoğan’la aynı hizadadır.

21 Temmuz günü PKK tarafından şehit edilen er Adem Döğüşken, er Berat Sağırkaya ve onbaşı Yiğit Şahan’ın katilleri Erdoğan’a şans dilemektedir.

Erdoğan kalabalık bir çıkar grubu tarafından desteklenmektedir.

Akli melekeleri yavaşlayan, bilincinde tortular oluşan Erdoğan şımardıkça gerçek yüzünü ele vermekte, kafasının dibindekileri çıkarmaktadır.

Her şeyi bitirmiş; millet evlatlarının doğum yerini irdelemeye, bunun üzerinden fesat yaymaya başlamıştır.

Eskişehir’de; Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bu toprakların evladı olmadığını yüzü kızarmadan iddia etmiş ve aynen şöyle demiştir:

“Kahire’de doğmuş, 30 yaşında Türkiye’ye gelmiş. Kimi aldatıyorsunuz? Bu toprakların evladı biziz, burada doğduk, burada büyüdük, burada çalışıyoruz.”

Aday Erdoğan devleti bölmüş, milleti bölmüş, askeri bölmüş, polisi bölmüş; doymamış bir de doğum yerlerine göre insanlarımızı bölmüştür.

Sayın İhsanoğlu’nun Kahire’de doğmasını eksikmiş, kusurmuş, utanılacak bir şeymiş gibi gösterme teşebbüsünde bulunan bu adaya Türk milleti itiraz etmeli, demokratik tepkisini muhakkak göstermelidir.

Avrupa Türklüğü bu adaya şamarı indirmelidir.

AKP’de görev yapan doğum yeri farklı ülkeler olan milletvekili arkadaşlarım, parti yöneticileri ve özellikle Sağlık Bakanı Müezzinoğlu izzet-i nefis taşıyorsa derhal istifa etmelidir.

İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da, Eskişehir’de, Kayseri’de ve yurdumuzun birçok yerinde yaşayan Evlad-ı Fatihan Allah için ayağa kalkmalıdır.

Erdoğan’ın kaybetmesi, siyasetten silinmesi için doğum yeri üzerinden yaptığı fitne fazla fazla yeterlidir.

 

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Eğri gemiyle doğru sefere çıkılamaz.

Yanlış rotayla doğru limana varılamaz.

Haram ellerle helalin bayrağı sallanamaz.

Aday Erdoğan Cumhurbaşkanı olamayacak kadar şüphelidir.

17-25 Aralık itibariyle taşan rüşvet ve yolsuzluk seli kurumadan, Çankaya’nın kapıları Erdoğan’a kapalıdır.

Aday Erdoğan oğluyla birlikte villalarda eritemediği milyar dolarların hesabını vermelidir.

Aday Erdoğan 700 bin liralık kol saati takan rüşvetçilerin ve akara-makara diyerek her Cuma ayet çaktığını söyleyen iblis suratlı bakanlarının hesabını vermelidir.

Şarlatanın önüne yatan bakanlarının, evlere Halk Bankası’nın ayakkabı kutusu şubesi açan, yatak odalarında para madenleri işleten, babacığım babacığım diyerek soygun paralarını TÜRGEV’e saklayan çocukların mahkeme önüne çıkmasını sağlamalıdır.

Aday Erdoğan talihli yavrularının aldığı gemilerin kaynağını açıklamalıdır.

Aday Erdoğan darbe laflarını, ulusal güvenliğimize saldırdılar demeyi bıraksın da hakkındaki iddialardan dolayı adalet karşısına çıkacak cesareti göstersin.

Bu olmadan aday Erdoğan 10 Ağustos’ta afallayacak, emeğini, ekmeğini çaldığı Türk milleti kendisine hak ettiği dersi verecektir.

Aday Erdoğan paralel devlet ezberinden de artık vazgeçmelidir.

Eğer devlet içinde paralel bir yapılanma varsa, eğer emniyet içinde bazı gruplar binlerce kişiyi dinlemiş ve kaydetmişse sorarım sizlere, bu Erdoğan nerededir?

Hükümetin başındaki zat; devlet içinde yuvalanma varsa bunu nasıl fark etmemiş, nasıl engelleyememiştir?

Görünen odur ki, yargı ele geçirilirken, emniyet ve bürokrasiye belirli çevreler tıka basa doldurulurken Erdoğan izlemekle kalmamış, hayasızca destek olmuştur.

İşler sarpa sarınca, menfaatler çakışınca aday Erdoğan bundan şikayet etmeye başlamıştır.

Soruyorum; Türk askerine düzenlenen komplonun başında kimler vardır?

MHP’ye yapılan operasyonların içinde hangi isim ve kesimler yer almıştır?

Aday Erdoğan düne kadar övdüğü, palazlandırdığı, devleti adeta teslim ettiği kim varsa; şimdilerde paralel diye suçlamaktadır.

Oysaki gerçek paralel, gerçek eğri Erdoğan’dır.

Müsebbip Erdoğan’dır.

Şayet hükümetten habersiz devlet bünyesine sızma ve kadrolaşma mümkün oluyorsa, Türkiye vahamet düzeyde tehditlerle karşı karşıya demektir.

Bu Erdoğan’ın uyuduğunu, uyuşturulduğunu ya da uyutulduğunu göstermektedir.

Şimdi soruyorum sizlere; Başbakanlık’ta tutsak alınan bir adamın Cumhurbaşkanı olması mümkün müdür?

Buradan bir kez daha ilan ediyorum:

Erdoğan’ın aylardır Pensilvanya diyerek her türlü hakaret ve kötü söz yönelttiği Sayın Gülen Türkiye’ye dönmeli ve mutlaka yüzleşmelidir.

Aday Erdoğan’ın suçlamaları karşısında Sayın Gülen’in cevap hakkı vardır.

12 yılın 11 yılında AKP’yle kurduğu ilişkileri, bildiği gerçekleri Sayın Gülen açıklamalı, bu zihniyetin maskesini düşürmelidir.

Cumhurbaşkanı Seçim sürecinde ağzının ayarı iyice kaçan Erdoğan, her fırsatta bizi Pensilvanya’nın ortağı, Sosyalist İşçi Partisi ve Devrimci Halk Partisi’yle işbirliği halinde göstermektedir.

Bizim ne olduğumuzu, ne yaptığımızı yegane varlık kaynağımız büyük Türk milleti gayet iyi bilmektedir.

Aday Erdoğan önce PKK’nın filikasına nasıl bindiğini, bölücülerin iktidardaki adamı olmanın nasıl bir duygu olduğunu yüreği varsa açıklamalıdır.

Aday korkmaktadır.

10 Ağustos’ta kaybettiği takdirde vereceği hesabın derdindedir.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Büyük bir mutabakatla belirlenen Sayın Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır.

Sayın İhsanoğlu kutuplaşmaya çaredir.

Sayın İhsanoğlu gerilime çözümdür.

Sayın İhsanoğlu Türk milletinin birliğini temsil etmeye layık ve ehliyetli bir isimdir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni inkar eden aday Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı olmaz, olmayacaktır.

Kişisel çıkarları, rahatı, keyfi uğruna kılıktan kılığa giren siyaset cambazından Cumhurbaşkanı olması telafi edilemez hasar ve hüsrana sebep olacaktır.

Aziz milletime, siz değerli arkadaşlarıma ve ekranları başında bizleri izleyen muhterem vatandaşlarıma diyorum ki;

Şu bayram gününde gelin ekmek için Ekmeleddin Bey’de söz keselim.

İçeride huzur, dışarıda itibar için Ekmeleddin Bey diyelim.

Ekmeği bütün Ekmeleddin Bey’i Cumhurbaşkanı olarak seçelim.

Ekmekle oynayanlara değil, ekmeği çoğaltanlara destek verelim.

Ekmeğimize kan doğrayanların değil, ekmeğimizi büyütmeye aday olan Ekmel Bey’in önünü açalım.

Ekmeğini kazanma derdinde olan kardeşlerim, davetim sizleredir.

Vatan, millet, bayrak diyen Türkiye sevdalısı ekmek bilen kardeşlerim, çağrım sizleredir.

Ülkesini ekmek kapısı gören, milletini ekmek gibi nimet bilen sözü namus, yüzü nur dolu kardeşlerim; mesajım sizleredir.

Ekmek parası için gurbetin yollarına düşen, ekmeğini taştan çıkarmak amacıyla çalışmayı ibadet gören kardeşlerim; sözüm sizleredir.

Ekmeleddin Bey varken, Cumhurbaşkanlığı makamını 17-25 Erdoğan’a vermeyiniz.

Biliniz ki 10 Ağustos’ta; ya ekmek kazanacak, ya da ekmeksizler ekmek çalmaya devam edecektir.

Ya doğruluk kazanacak, ya da hırsızlar Çankaya’yı mesken tutacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrulması için Ekmel Bey Cumhurbaşkanı olmalıdır.

Bunun için herkes, her dava arkadaşım geceyi gündüze katmalıdır.

Bekleyecek zamanımız kalmamıştır.

Aday Erdoğan monşer sözünün bedelini ödeyecektir.

Erdoğan’ın vazo, saksı, ırkçı, omurgasız, nankör, hain, sanal ve ithal aday sözleriyle Ekmel Bey’e çamur atması pahalıya mal olacaktır.

Aday Erdoğan kaybedecektir.

Siz bakmayın anketlere, siz aldanmayın algı operasyonlarına.

Siz bakmayın yandaşlar ne yazmış, siz aldırış etmeyin havuz medyası ne söylemiş.

Allah’ın izniyle 10 Ağustos’ta Çankaya hak eden konuğuyla tanışacaktır.

Ve 12’inci Cumhurbaşkanımız Sayın Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu olacak, yeni Türkiye tezi çürüyüp gidecektir.

Bu düşüncelerle sizlerin ve aziz milletimin Mübarek Ramazan Bayramını bir kez daha kutluyorum.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Cenab-ı Allah doğrunun yanındadır, doğru olanın işini kolay edecektir.

Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.

Rabbim yar ve yardımcınız olsun.

Sağ olun, var olun.

Ne Mutlu Türküm diyene.