Muharrem GÜNAY: ÜLKÜCÜLERİN NAMAZLA BULUŞMASI

ÜLKÜCÜLERİN NAMAZLA BULUŞMASI

MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU

Ülkücülük elbette inandığı dinin gereklerini yerine getiren ve inandığı gibi yaşayan ve yaşama çabası içerisinde olan insanlar tarafından oluşmuş bir hareketini adıdır. Bunun yanında çeşitli sebepler yüzünden inandığı gibi yaşama konusunda eksikleri ve kusurları olan kardeşlerimiz olabilir. İşte Ramazan ayı başta bu kardeşlerimiz olmak üzere tüm milletimiz için bir fırsat ayıdır.
Ramazan ayı oruç ayı olmanın ötesinde, Kur’an’ın bu ayda inmeye başlaması açısından Kur’an ayıdır. Ramazan ayı aynı zamanda “Namaz Ayı” dır. Bu ayda ayrı bir şevk ve heyecanla Teravih namazı kılınır. Gelin bu ayda Namazla Buluşalım, Namazla Tanışalım ve namaz kılma alışkanlığı kazanıp bu alışkanlığımızı Ramazandan sonra da devam ettirelim. Unutmayalım ki Namaz Dinin Direğidir. Kul kıyamette ilk önce namazdan sorguya çekilecektir. Namazın hesabını verenlerin diğer hesapları vermesi kolaylaşacaktır.
Namaz En Büyük İbadettir
Islama göre en büyük ibadet Allah yolunda cihattır. Fakat cihat müminler üzerine farzı kifâye olan bir ibadettir. Yani cenaze namazı gibi, Müslümanlardan bir kısmının bu görevi yerine getirmesi ile diğerleri üzerinden düşen bir ibadettir. Namaz ise günde beş vakit bütün müminler tarafından yerine getirilmesi gereken, savaş sırasında dahi terki uygun olmayan farzı ayın bir ibadettir. Bu bakımdan Allah katında en büyük ibadet namazdır.
Kur’ân-ı kerîm’in 87 yerde namazdan bahsedilmiştir. Âhiret’te insandan ilk önce bu ibâdetten sorulacağı da onun önemini anlatmaya yeterli bir delildir. Aynı zamanda namaz küfürle imân arasında bir alâmet-i farika sayılır.
Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)’den itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler gönderildikleri insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. (Bak: Bakara: 83; Maide: 12; Yunus: 87; İbrahim: 37; Meryem: 31, 35; Tâ-hâ: 14, 132; Enbiya: 73. Ayetler)
Namaz belli eylemler ve özel rükünler ile yüce Allah’a kulluk etmektir. Namazın dış görünüşü birtakım şekiller ve zikirden ibaret ise de, içerisi ve gerçek mahiyeti, yüce yaratıcıya münâcât etmek, O’nunla konuşmak, O’na yakınlaşmak ve O’nu müşahede etmektir. Bu özelliğinden dolayı, yani yüce yaratıcı ile teklifsiz, aracısız buluşma ve konuşma anlamına gelişinden dolayı, namaz ilâhî bir lütuf ve mü’minin miracı olarak kabul edilmiştir.
Namazı “dinin direği” olarak ilan eden Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “NAMAZI OLMAYANIN DİNE BAĞLILIĞI YOKTUR”
“Güvenilirliliği olmayan kimsenin kâmil imanı yoktur, temizliği olmayanın da namazı yoktur, namazı olmayanın dine bağlılığı yoktur. Dinde namazın yeri, bedende başın yeri gibidir.” (Tabarani’nin Evsat’ından)
Uhut’da Peygamber Efendimizin mübarek dişleri kırılıp, mübarek yanaklarından kanlar geldiği halde, el kaldırıp:
“Yâ Rabbî! Kavmime hidayet ver. Onlar bilmiyorlar!” Buyurmuş iken, Hendek savaşında ikindi namazının kılınmasına engel oldukları zaman:
“Bizi orta namazdan mahrum bıraktılar. Yâ Rabbî, onların kalplerini ve kabirlerini ateş ile doldur” diye dua etmişlerdir.

NAMAZ KILAN KURTULMUŞTUR.
Namaz Allah (c.c.) ile kul arasında bir bağdır. Namazı terk eden bu bağı kesmiş ve koparmış olur. Müslümanlar günde beş defa “Hayyaalassalâh, Hayyaalelfelah” çağrısı ile Allah ile barışa ve kurtuluşa davet edilmektedirler. Bu bakımdan namaz kılan kul öncelikle kendisini kurtarmış ve Yüce Yaratıcısı ile barışmış olur.
HAREKETİMİZİN ESASI İNANDIĞIMIZ GİBİ YAŞAMAKTIR
Hareketimizde esas olan; inandığımız gibi yaşamaktır. Çünkü inandığı gibi yaşamayan kadrolar yaşadığı gibi inanmaya başlarlar. Ülkeyi ve milleti kurtarma ve barıştırma iddiasında olan kadroların öncelikle namaz kılarak kendilerini kurtarmaları ve Yüce Allah ile barışık olmaları gerekir.
Ülkücü Kimdir?
Merhum Seyyit Ahmet ARVASİ ülkücüyü:
“Türk-İslam Ülkücüsü kimdir biliyor musunuz? Kendini Allah ve Rasulü’nün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, mülk ve milleti için fedaya hazır, şanlı ve mukaddes Ay-Yıldızlı Al bayrağın gölgesinde döğüşen, nefsini düşünmeyen ve “ülküsünde fâni olmuş” yiğitlerdir. Onlar büyük ve şanlı Türk tarihinin doğurduğu, Allah ve Resulü’nün hizmetine sunduğu “ulvi kadrodur” Küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen bu dinamik kadrodur” şeklinde tarif etmekte ve “Bu sebepten küfrün her çeşidinin husumetine maruz kalmaktadır. Nefsanî ihtirastan kurtulmanın Türk-İslam Ülküsünde fâni olmanın zamanıdır.” Demektedir. (Türk İslam Ülküsü Cilt 1: 203.) Merhum Arvasi’nin çağırısı bu gün de geçerli olan bir çağrıdır.
MHP lideri Devlet BAHÇELİ hareketimizin mensuplarını: “Ülkücüler 21. Yüzyılda İslam’ın sancaktarlarıdır” diye ilan etmiştir.
Tanınmış milliyetçi fikir ve aksiyon adamlarımızdan Osman Yüksel Serdengeçti milliyetçilik anlayışını “Bizim milliyetçiliğimiz, bir kere daha yazdığımız gibi Hakk’a tapan, halkı tutan yalın kılıç bir milliyetçiliktir” diye açıklamaktadır
“Türkçülük, milliyetçilik anlayışımız; manevi şuurlanmaya dayanır. ( 9 Işık:59) Diyen Türk dünyasının ve Türk milliyetçilerinin merhum lider Alparslan TÜRKEŞ, kalkınmanın manevi temelini, iman ve ahlaka bağlamakta ve buna siyaset aracı olarak değil, samimi olarak inandığını şöyle belirtmektedir : “Türklük gurur ve şuuru İslam ahlak ve faziletine, oy toplama endişesi ve siyaset riyakârlığının üstünde kalarak samimiyetle bağlıyız. Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve fazileti, milletimizi meydana getiren manevi unsurların tam ve ahenk içinde birleşmesidir. Maddi kalkınmamız ancak böyle bir yüce temel üzerinde yükselirse bir mana taşır, bir değer kazanır, milliyetsiz bir yükselmenin, ahlaksız bir kalkınmanın imkanı yoktur Pek az olmakla birlikte, bazı kimselerin milliyetçilikle İslamiyeti çatıştırmağa çalıştıklarını görmekteyiz. Böyle bir tutum yanlıştır, abestir, cahilliktir, şuurlu bir şekilde yapılıyorsa ihanettir, nifaktır. Mücadele farklı, hatta birbirine düşman mefkureler arasında olur. Halbuki Türklükle İslamiyet bin yıldan beri aynı mukaddes potada kaynaşmış, etle tırnak misali ayrılması imkansız bir hale gelmiştir. Türk Milleti, Müslüman olmakla ictimai nizamın ve dini hayatın en yüce değerlerini kazanmış ve İslam, Türk Milleti ile emsalsiz yiğitlik ve iman aşkına sahip bir mücahit bulmuştur… Türk müsün, müslüman mısın?” gibi sorular cehaletten ileri geliyorsa aptalcadır. Aksi taktirde haincedir. Milliyetçiliği reddeden bir “dincilik” anlayışı ve İslamiyete düşman bir milliyetçilik anlayışı bize yabancıdır, bizim dışımızdadır…”… …” (Türkeş, Temel Görüşler, 179-180.)

“Dosdoğru Kıl” ve “Dosdoğru Ol”
Yüce Allah Kur’an’da namazı “Dosdoğru kılmayı” (Ankebut suresi:45) emrediyor. Dosdoğru kılınan namaz; şartlarına uygun kılınan, bizi kötülükten alıkoyan ve bizi dosdoğru bir Müslüman yapan namazdır. Gelin başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu günahlardan kurtulma ayı olan bu Ramazan-ı şerifi bir fırsat ayına dönüştürelim. Namazlarımızı kılalım. Dosdoğru kılalım ve dosdoğru olalım.

Bu ayda başta namaz kılmak olmak üzere kazanmış olduğumuz güzel davranışları senenin diğer aylarında da devam ettirelim.