Şükrü ALNIAÇIK: Ülkücü Disiplin ve Entelektüel Taşralılık Döngüsü

Taşra,” dışarı kelimesinin atası olan güzel bir Osmanlıca kelimedir. Eskiden kelime, başkente göre “dışarı”da kalan her şeyi hatırlatır ve İstanbul’u “özel” kılardı. Bugün bile pek çok kurumda kendini gösteren “Merkez-taşra” ayırımı, taşranın “iller” kavramını karşıladığını da gösterir. Nitekim Azeri lehçesinde Taşra, eyalet demektir.

Taşra kelimesini, herkes aynı amaçla veya birbirinden farklı amaçlarla kullanabilir. Benim kullanma amacım ise Ülkücü hareketin içindeki belli bir grubu “dışlamadan” tarif edebilmektir. Kast ettiğim grup, kendilerine genellikle hak etmedikleri ve makbul bir meziyet olmadığı halde şakayla da olsa “hain” diyenlerdir.

Bazıları halinden memnun görünmektedir. MHP’nin oyları düştükçe “iyi ki hain olmuşum” diyenler bu gruptandır. MHP yükseldikçe bir yolunu bulup, millete kadim ev sahibi pozuyla “hoş geldiniz” demeye hazırlananlar da yine aynı gruptandır.

Geçen gün bir dost, Özkürtün’lü Fahrettin Yıldız, “hocam kongreden önce genel başkana söven adamlar genel merkez görevlisi büyüklerimizle boy boy resim çektirip Facebook’a koyuyorlar. Nasıl oluyor anlayamadım? Bizim en yakın arkadaşlarımızı kırıp dökmemizin ne anlamı kaldı şimdi?” diyordu. Kendisine kimseye kin beslemeye mezun olmadığımızı, hiçbir genel merkez görevlisinin elinde “ahlak-metre”yle gezmediğini söyledim. Siyaset böyle bir şeydi. İyiliğin de kötülüğün de tamamını ancak Allah bilirdi. Ama kime ne zaman omuz vereceğimizi biz kendimiz bilirdik ve siyasi dostunu düşmanını bilmesi gerekenler herşeyin farkındaydı.

Tabii ki Ülkücü harekette de 35 yıl içinde bir entellektüel üretimi ve ihracatı oldu. Bazı arkadaşlar gerçekten kendilerini ileri taşıdılar. Ancak bir çoğu da biraz okumakla, iki strateji fiskosu yapmakla, kitleden azıcık fazla bir şey öğrenmekle, kendisini “lordlar kamarası”na terfi ettirdiler ve Ülkücü avam üzerinde ahkam kesmeye başladılar. Bu durum, bir tür ideolojik havailik ve “entelektüel taşralılaşma döngüsü”dür. Giden de zarardadır, bu şekilde kalan da zarardadır.

Hiç kimse genel merkezdeki Ocaklı bir Ülkücüden yalaka ve popülist politik tavır beklemesin. Biz burada aynı zamanda bir ağabey ve hoca vasfıyla gençlere örnek olmak, geleceğe bir “Ülkücü duruş” miras bırakmak zorundayız, kendimizi feda bile etsek, bulunduğumuz makamı ve makamın temsil ettiği Milliyetçi Hareketi kimseye ezdirmeyiz. Zaten Ülkücü şuuru tekemmül etmiş bir büyüğümüz de bizim gece gündüz yazdığımız Yüz bin cümlenin içinden bir tanesine takılıp da sorun etmez. Onu beğenmediyse diğerlerini okur ve bir iş yapmak istiyorsa kandil hediyesi, cuma tebriği gibi mesaj atarak gençlere tavsiye eder.

Zihnine kati güven anlamında iddialı bir “entelektüel” ve “Ülkücü proletarya” sözünün mucidi olarak söylüyorum: Entel özgürlük gösterilerinin ve proleter devrimci tavırların hareket halindeki Ülkücülüğe hiç bir faydası yoktur. Ülkücü hareket, bir disiplin hareketidir. Kültürümüzde kompleks üreten bir kölelik yoktur. Kudret sahibi asil Türk, tarih boyunca gücünü daima eşsiz disiplininden almıştır. Bunlar slogan değil, matematiksel hakikatlerdir.

Ülkücü harekette ilk disiplin bozuklukları 12 Eylül’den hemen sonra başladı. Bazı Ülküdaşlar, nefisleriyle yaptıkları savaşı kaybettiler ve dava yaşarken onlar öldüler. Bazıları fakr-u zaruretten hareketin dışında kaldılar. Bazı “iri gövdeliler” de bu çileli Ülkücü üniformasını bir türlü üzerlerine uyduramadıkları için Ocaktan firar ettiler. Ya ideolojinin orasından burasından kestiler. Ya da üzerlerine yeni ve yakışıksız elbiseler giydiler. Zaman, “disiplinli Ülkücü”olmanın ve daima merkeze bağlı kalmanın doğruluğunu kanıtladıkça “ideolojinin dışında ve itaatin taşrası”nda kalanlar, bitmeyen öfke krizlerine girdiler.

     Milliyetçi HareketinTarihinden Disiplin Dersleri:

– 1983’te MHP’nin yeniden kurulamayacağını öngörerek başka partilerde ikbal arayanlar, 1987’de yanıldıklarını anladılar. (Çünkü Başbuğ “devam” demişti.)

– 1992’de MHP’den ayrılarak siyasi başarı sağlanabileceğini düşünenler, 1999’da, 2002’de 2007’de ve 2011’de yanıldıklarını anladılar. (MHP’nin ve BBP’nin seçim sonuçlarını karşılaştırınız.)

– 1996’da Başbuğ’dan sonra MHP’nin kan kaybedeceğini düşünenler 1999’da MHP daha çok oy alınca yanıldıklarını anladılar. (% 18,6 MHP rekorudur.)

– 2002’de MHP’nin baraj altında kalınca biteceğini düşünenler, 2007’de MHP tekrar meclise dönünce yanıldıklarını anladılar. (Bkz. 2007 seçim sonuçları)

– 2011’deki kaset komplosunda MHP’nin baraj altında kalacağını ve partiyi kendilerine bırakacağını düşünenler 12 Haziran 2011’de yanıldıklarını anladılar. (% 13, şeytana ve ABD’ye atılmış bir vücut çalımıdır.)

– 2012 Kongreler sürecinde yaygın memnuniyetsizliğin körüklenmesi sonucu MHP Genel Başkanının yara alacağını, MHP’nin oy kaybedeceğini, Ülkücülerin birbirine düşeceğini planlayanlar yine yanıldılar. (Kurultay sonrasındaki 6 ayda MHP’nin oyları 7,5 puan artmıştır.)

– 2012’de Şevkat Başkanın on yıl aradan sonra göreve icabet etmesi, en iyi Ülkücü tavrın genel merkeze söverek gemileri yakmak olmadığını göstermiştir.

– 2013’te MHP çatısı altında kurumsallaşan Taş Medreselilerin, bir disiplin vurgusu olan “Vur de vuralım! Öl de ölelim!” sloganını ciğerden söyleyerek kitleye mal etmeleri, MHP’nin itibarına bütün “Ülkücü” yazar çizerler bir araya gelse sağlayamayacağı kadar kitlesel itibar katmıştır.

Tek merkez genel merkez!” vurgusu da “entellektüel taşralılaşma döngüsü”nün bütün “ilmi” referanslarını kırıp geçirecek kadar etkili bir slogandır.

Ülkücünün tek merkezi, MHP Genel Merkezidir. Gerisi “taşra”dır, sazlıktır samanlıktır, çöldür!..

Parkur giderek sertleşirken, “dışardaki Ülkücü firarda, disiplinsiz Ülkücü, zararda”dır.