TÜRKLERDEKİ PEYGAMBER PEYGAMBERİMİZDEKİ TÜRK SEVGİSİ

TÜRKLERDEKİ PEYGAMBER VE PEYGAMBERİMİZDEKİ TÜRK SEVGİSİ
MUHARREM GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

Peygambere itaat Allah’a itaattir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor:”Kim Peygamber’e itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiş olur. Kim de (itaatten) yüz çevirirse (üzülme), biz seni onların üzerine bir bekçi göndermedik.” (4/Nisa, 80),
Hz. Peygamber Allah’ın kulu, elçisi ve İslâm dininin temsilcisidir. Ahlâkı Kur’an’dır. Allah’a inananlar için, dünya ve âhiret işlerinin tümünde en güzel örnek odur (33/21). Söyledikleri ve yaptıkları Allah’ın gözetimi ve izni altındadır. Kur’an’ın örnek uygulayıcısı odur. Kendisinin buyrukları da Kur’an’ın ruhuna uygun olup yalnız kendi zamanıyla kayıtlı değil, bütün zamanlarda geçerlidir. Çünkü ona Kur’an’ı açıklama yetkisi verilmiş (16/44) ve hikmet öğretilmiştir. Sağlam kaynaklardan gelmiş hadislerine itibar etmeyip yalnız Kur’an’a dayandığı iddiasıyla Peygamber’i sadece bir aracı kabul etmek, kâfirliğin ve dinsizliğin bir köprüsüdür. Çünkü hayat dini olan İslâm, Allah’ın bildirmesi ve Resûlü’nün açıklama ve uygulamasıyla meydana gelmiştir. Âyette belirtildiği üzere Allah’a itaat ve sevgi, Resûlü’ne, onun hadis ve sünnetine uymakla gerçekleşir. Kim de onlara gönül rahatlığıyla teslim olmazsa iman etmiş sayılmaz. (bk. 3 /Ali İmran,164; 4/Nisa,65)
Müslüman milletlerin hepsi mutlaka Sevgili Peygamberimizi hem sever hem de sayarlar, çünkü peygamberi sevmek ve ona uymak imanın esaslarındandır. Fakat yeryüzünde Hz. Peygamberi sevmek, saymak ve O’na uymak konusunda Türk milleti gibi bir millet henüz yeryüzüne gelmemiştir. Türk milletinin Peygamber Efendimize olan sevgisini ver saygısını şimdi başlıklar altında inceleyelim:

1-SELAVÂT-I ŞERİFE OKUMA ÂDETİ
Türkler kadar hiçbir millet peygamber Efendimizin adına hürmet edemezler. Sevgili Peygamberimizin adının anıldığı her yerde milletimiz hemen salavatı şerife getirir.
2-MEVLİD OKUTMA
Mevlid okuma geleneği de sadece biz Türklere aittir. Ölünün kırkı, 52. gecesi, yılı, sünnet ve düğünler gibi çeşitli sebeplerle tertip edilen mevlit programlarında Kur’an ve mevlit okunur. Akrabalara, komşulara, ihtiyaç sahiplerine ikramlarda bulunulur, tövbe ve istiğfarlar edilir, hatim duaları yapılır.
3-ERKEK ÇOCUKLARA İSİM VERİLİRKEN “MUHAMMED” İSMİ YERİNE “MEHMED” İSMİNİN VERİLMESİ
Gazneli Mahmud’un Muhammed isminde çok sevdiği bir hizmetçisi vardır. Kendisini çağırdığında veya bir iş buyurduğunda her zaman ismiyle hitab ederdi. Ancak bir keresinde, Gazneli Mahmud, babasının ismini zikrederek kendisini çağırmıştır. Hizmetçisi Muhammed buna çok üzülmüştür. Bir fırsatını bulup, kendi ismiyle değil de babasının ismiyle hitab etmesinin sebebini soran hizmetçisine Gazneli Mahmud şu cevabı vermiştir; “O gün abdestim yoktu ve seni çağırmam gerekti. Ancak Muhammed ismini abdestsiz telaffuz edemezdim. Onun için seni babanızın ismiyle çağırdım” der.
Bu konuda insanımızın düşündüğü farklı bir incelik daha vardır. Çocuğuna doğrudan Muhammed ismi verecek olursa ola ki; ileride kendisine ağzından çıkabilecek edebe aykırı bir ifadeden dolayı Peygambere saygısızlık ederim düşüncesiyle ismini daha çok “Mehmed” olarak vermektedir.
Aynı Husus Peygamberimizin annesi Amine için de geçerli olup, Türk Milleti “Âmine”yi Emine olarak değiştirmiştir.

ÇOCUKLARA O’NUN İSMİNİ ÇAĞRIŞTIRACAK İSİMLER VERİLMESİ

Hz. Peygamberin 201 tane ismi vardır. Bilindiği gibi
Efendimiz’in Arz’daki ismi “Muhammed”,
Sema alemindeki ismi “Ahmed”,
Cennetteki adı ise “Mahmud”dur.
Her yeni doğan çocuğun göbek adı Anadolu’da “Muhammed” olarak verilir.
O’nun güzel isimlerinden ve onu çağrıştıran diğer isimler de kültürümüzde çok yaygındır.

Bunlardan bazıları Mahmut, Ekrem, Mustafa, Resul, Nebi, Taha Yasin, Abdullah, Beşir, Nezir, Nur, Emin, gibi isimler literatürümüze girmiş ve bu isimler tarih boyunca devamlı bir şekilde korunmuştur.

Nüfus Ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne Göre 1990-2000 Yılları Arasında Doğan Çocuklara En Çok Verilen Kız Ve Erkek İsimleri
Erkek İsmi: Mehmet, Mustafa, Murat, Ahmet, Ali, Kız İsmi: Fatma, Ayşe, Emine, Hatice, Zeynep

Bu istatistikler de gösteriyor ki memleketimizde Hz. Peygambere olan sevgiyi ve ona olan özlemi devamlı surette korumaktadır

4-GÜL MOTİFİ VE ÇOCUKLARA PEYGAMBERİMİZİN EŞLERİNİN VE KIZLARININ İSİMLERİNİN VERİLMESİ

“Gül”ün Anadolu kültüründe bambaşka bir yerinin olmasıdır. Gül motifi, bizzat Peygamberimizi simgelemekte ve isimlere (özellikle kızlar) ve soy isimlere, önünde veya sonunda Gül ismi ekli olan çeşitli isimler verilmektedir.
Ona olan sevginin ve bağlılığın bir başka nişanesi olarak Peygamberimizin eşlerinin ve kızlarının isimlerinin kız çocuklarına verilmesi de bu güzelliğin bir başka yönüdür. Emine, Hatice, Ayşe, Fatma, Zeynep, Rukiye, Gülsüm gibi isimler bunlardan bir kaçıdır.
Mesela: Gül, Gülfatma, Ayşegül; Nurgül,Sâdegül,Güldane, Gülnur, Güllü, Güleser, Gülümser, Gülseren, Gülşah, Güliz gibi.
Gül, peygamberimizin remzidir, sembolüdür. Aşık Yunus; “Gül Muhammed teridir” dememiş miydi.

5-TÜRK ORDUSUNUN FERTLERİNE “MEHMETÇİK” DENMESİ VE ASKER OCAĞININ “PEYGAMBER OCAĞI” OLARAK KABUL EDİLMESİ

Bilindiği gibi, yüce dinimiz, vatan, hürriyet, cihad ve şehitlik gibi konulara önem vermektedir. Bunları korumak için çalışan, gazadan gazaya koşan ve cihad eden bir milletin ordusunun fertlerine, adeta, Hz. Muhammed (s.a.v) gözüyle bakılmasından dolayı, “küçük ve sevimli Muhammet” manasına gelen “Mehmetçik” ismi verilmiştir. O’nun mensup olduğu askerlik mesleği ile icra ettiği görev ve hizmetinin önemini vurgulamak ve o ocağa kutsiyet kazandırmak için de “Peygamber Ocağı” denmiştir.
Türk ordusuna CUNDULLAH , ASÂKİR-İSLAM adlarından başka “Muhammed’in zafer kazanmış askerleri-orduları” anlamına gelen “Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı Yeniçeri ocağının Vaka-i Hayriye ile kaldırılmasından sonra Sultan II. Mahmut tarafından 1826 yılında verilmiştir. Kutlu Doğum haftası olarak ta Sevgili Peygamberimizin doğduğu güne olan 20 Nisan’a denk gelen hafta sadece Türkiye’de KUTLU DOĞUM HAFTASI olarak kutlanmaktatır. Ayrıca bu hafta Türkiye’de ilk meclisin açılışından sonra 12 yıl süre ile resmi bayram olarak kutlanmıştır.

6-HER YIL HAC MEVSİMİNDE “SURRE ALAYLARI”NIN HİCAZ BÖLGESİNE GÖNDERİLMESİ

Surre Alayları, Osmanlı devletinde, her yıl Recep ayı geldiğinde, büyük bir aşk ve hürmetle İstanbul’dan Haramenyn’e; oranın ileri gelenlerinden en yoksullarına varıncaya kadar Hac mevsiminde dağıtılmak üzere, özel bir merasimle birlikte, para, altın ve kıymetli hediyelerin gönderilmesinden oluşan bir hizmettir. Buna “surre” denirdi. Bunu götüren özel birliklere de Surre Alayları denmekteydi.

7-EMÂNÂT-I MUKADDESE (KUTSAL EMANETLERİN) İSTANBUL’DA MUHAFAZASI VE BUNLARIN BELİRLİ ZAMAN ARALIKLARIYLA ZİYARETE AÇILMASI

Emânât-ı Mukaddese; Hz. Peygamber’den ve diğer büyük zatlardan intikal eden eşya hakkında kullanılan bir tabirdir.
Tarih boyunca Hicaz bölgesine hükmeden her İslam devleti, kulsal emanetlerin korunmasına büyük özen göstermiştir. Bu bölgenin yönetimi Hulefai Raşidin’den Emevîlere, Emevîlerden Abbasîlere geçmiştir. 1256’da Bağdat’ın Moğollar tarafından tahribinden sonra Abbasî halifeleri Mısır-Memlük sultanlarına sığınmışlardı. Mısır, Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilince (1516-1517) oradaki ve Mekke-Hicaz emirliği hazinesinde korunan kutsal emanetlerin bir kısmı İstanbul’a sevkolunmuştur. Bugün Topkapı sarayı Hırka-ı Saadet Dairesinde korumaya alınmıştır. Bu emanetler arasında Hz. Peygamber efendimizin Kaside-i Bürde şairi Ka’b B. Züheyr’e hediye ettiği hirkasının da arasında bulunduğu için bu daireye Hırka-i Saadet denilmiştir.

8-PEYGAMBERİMİZİN SAKALI ŞERİFLERİNİ ZİYARET

Hz. Peygamber’in mübarek sakallarını ve saçını keserken ashap onu teberrüken saklamayı adet edinmişlerdi. Türk kültüründe Hz. Peygamber’in sakallarına ve saçlarına “Muy-i Şerif” denmiştir. Bilindiği gibi O’nun mübarek sakallarının ve saçlarının gölgesi yoktur ve ateşte de yanmamaktadır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra evinde sakal-ı şerifinden bir parçaya sahip olanlar bunu kutsal bir emanetmiş gibi korumuş, vefat ederlerken de aynı duygularla çocuklarına, torunlarına, ve nesilden nesile intikal ettirilmiştir. Bu şekilde korunarak nesillerden nesillere intikal eden sakal-ı şerif, eski devirlerde büyük camilerde, saraylarda, köşklerde ve konaklarda kandil ve bayramlarda ziyarete açılırdı.

HZ. MUHAMMED’DEKİ TÜRK SEVGİSİ
Bir Peygamber düşününüz ki, “Ben, insanlar kelime-i şahadet getirene yani, Allah’ın birliğine inanana kadar onlarla harp etmeye Allah tarafından memur edildim” (Sünen-i Mace) desin. İran ve Bizans ülkelerini Müslümanlara hedef göstersin. Fakat Türkler söz konusu olunca “Sakın Türklere dokunmayınız” ; Hattâ daha da ileri giderek “Ümmetimin idaresi Türklerin eline geçecek” desin. İşte bu Peygamber Cenâb-ı Hakk’ın ‘Habibim-Sevgilim’ dediği ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Muhammed'(S.A.V.) dir.
Kütüb-i Sitte müelliflerinden Ebu Davud (doğumu. M. 825) Sünen-i Ebu Davud isimli eserinde şu hadisi nakletmişlerdir (burada Türklerle ilgili toplam beş adet hadis vardır.):
“Hz Peygamber buyurmuşladır ki, Habeşliler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın. Hele Türkler size dokunmadıkça siz de Türklere dokunmayınız.” (Sünen-i Ebi Davud ve Tercemesi, tercüme İbrahim KOÇAŞLI cilt 5, sayfa 107 İst.1983)
İmam-ı Nesai’nin „ Sünen-i Nesai „ adlı eserinin dördüncü cildinin 44. sayfasında ise İmam-ı Davud’un naklettiği hadise benzer bir hadis nakledilmektedir. Bu hadiste İranlılar, Bizans ve Habeşliler ve Türklerin adı birlikte geçmektedir. Hz.Peygamber, Bizans ve İran memleketlerinin Müslümanların eline geçmesi için dua ettikten sonra şöyle devam etmektedir:
“Sakın Habeşliler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız. (Türkler de böyledir) Hele Türkler size ilişmedikçe sakın siz de Türklere ilişmeyiniz. (onlara saldırmayınız)” (Z.Kitapçı, a.g.e. T.D.A.V. Yayını; s:108)
Yine Büyük İslam alimlerimizden Eski Afyonkarahisar Müftüsü Celal Yıldırım, Maide suresi 54. ayetin tefsirini yaparken Türklerle ilgili dört adet hadise yer vermiştir. Bunlardan birisinde Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyin. Çünkü ümmetimin mülkünü ve Allah’ın onlara olan bol ihsanını onun elinden ilk alan Kan tura oğulları olacaktır.” (Camius-Sağir/ Süyuti : UTRÜK( Türkler) maddesi) (Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri cilt 4/ 1719)
İmam-ı Nesai, meşhur eseri Sünen-i Neseî adlı eserinde “Cihat Bölümü”nde aşağıdaki hadisi nakletmektedir:
Ümmetimin İdaresi Türklerin Eline Geçecek
“Hz. Peygamber Ahzap harbinde (Hendek Savaşında) Medine’nin civarına “hendek” kazılmasını emir buyurduklarında, işte bu hendek kazımı sırasında ashabın karşısına (büyük) bir kaya parçası çıkmış idi. (işler duraksadı) Bunun üzerine Hz. Peygamber ayağa kalktı, balyozu eline aldı ve mübarek hırkasını hendeğin (bir kenarına) bırakarak o kaya parçasının başına geldi. Bu sırada ise Selmân-i Farisi ayakta durmuş, Hz. Peygambere bakıyordu. Hz. Peygamber balyozunu kaya parçasına indirmesi ile birlikte, vurduğu yerden göz kamaştırıcı son derece parlak bir ışık çıktı. Bunu ikinci ve üçüncü darbeler takip etti ve her defasında böyle oldu, son derece parlak bir ışık çıktı. Bunun üzerine Selmân:
“-Yâ resulallah! Senin balyozu her indirdiğinde öyle bir vuruşun vardı ki her birinden mutlaka göz kamaştıran parlak bir ışık çıkıyordu” dedi. O zaman Hz. Peygamber:
“-Ey Selmân demek sen bunu gördün öyle mi” dedi. Selmân:
“-Öyle, Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki “evet” gördüm” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle konuşmuşlardır:
“-Ben birinci balyozu indirdiğimde (gözümün) perdesi kalktı ve işte bu gözlerimle Kisra’nın başkenti (Medain) ve çevresini hatta daha bir çok şehirleri gördüm.” O zaman yanında bulunanlar:
“-Ya resulallah, buraların fethini bize nasip etmesi için Allah’a dua et. Onların varlıklarını, servetlerini ganimet olarak paylaşalım Onların yurt ve yuvalarını da ellerimizle virân edelim!” Hz. Peygamber böyle olması için dua etti. Yine Hz. Peygamber devamla şöyle dedi:
“-Sonra ikinci balyozu indirdiğimde yine gözümün perdesi kalktı. Bu defa da Kayser’in başkenti (İstanbul’u) ve çevresini olduğu gibi gözümle gördüm.” O zaman yanındakiler yine:
“-Ya Resûlallah, buraların fethini bize nasip etmesi için Allah’a dua et. Onların varlıklarını servetlerini ganimet olarak paylaşalım. Onların yurt ve yuvalarını da ellerimizle viran edelim!

Sakın Türk’e Dokunmayın!
Hz. Peygamber bunun için de Allah’a dua etti. Yine Hz. Peygamber sözüne devamla:
“Sonra üçüncü balyozu indirdiğimde yine gözümün perdesi kalktı. Bu defa Habeşistan’ın başkenti ve çevresindeki bir çok köyleri olduğu gibi gözlerimle gördüm” dedi. Böyle buyurduğu sırada Hz. Peygamber (çevresindekilere daha konuşma fırsatı vermeden) şöyle buyurmuşlardır:
“-Sakın Habeşliler size dokunmadan sizde onlara dokunmayınız. (Tükler de böyledir) Hele Türkler size ilişmedikçe sakın siz de Türklere ilişmeyiniz. (onlara saldırmayınız)!” (Sünen-i Nesâi, Cihad bölümü)(Z.Kitapçı, Hz. Peygamberin Hadislerinde Türkler, 1. cilt, s:164)
Henüz Müslümanlar Medine’de küçük bir şehir devleti ve Mekkeli müşriklere karşı kendilerini korumak için hendek kazmak mecburiyetinde kaldıkları bir dönemde dikkat edilirse Hz. Peygamber hem İran’ı hem Bizans’ı Müslümanlara hedef gösteriyor, ardından ümmetine “Sakın Türklere ilişmeyin, saldırmayın” diyordu. Hiç kimse unutmasın ki Hz. Peygamberin vasiyeti ve ümmetine çizmiş olduğu devlet politikası bu gün de kıyamete kadar da geçerlidir.

HZ.MUHAMMED VE TÜRK BAYRAĞININ TAŞIDIĞI MANA
Bayrağın taşıdığı kutsal anlamı, o anlamdaki sembolizmi, ondaki derinliği ve yüceliği anlatmaya yetmez. Bilindiği gibi, genellikle Hıristiyan milletler bayraklarında Haç şeklinde semboller yer almaktadır. Müslüman milletlerde ise Hilal görünmektedir.
TÜRK Bayrağı rengini şehitlerin kanından, ilhamını da kan gölüne yansıyan ay ve yıldızdan aldığını biliyoruz. Fakat bayrak hakkındaki bu bilgi, bayrağın taşıdığı kutsal anlamı, o anlamdaki sembolizmi, ondaki derinliği ve yüceliği anlatmaya yetmez.
Bilindiği gibi, genellikle Hıristiyan milletler bayraklarına Haç şeklinde semboller yer almaktadır. Müslüman milletlerde ise Hilal görünmektedir.
Haç’ın anlamı Hazreti İsa (a.s.)’nın çarmıha gerilerek haç şeklinde şehit edildiğine inandıkları için Hıristiyanlar onu sembol olarak alırlar.
Peki ya Hilal? Müslümanlarca sembol olarak kabul edildiğini biliyoruz. Ancak bunun sembolik değeri nereden gelmektedir? Dolunay (Bedir) ayın ondördüncü gecesindeki haliyle daha parlak olmasına rağmen niçin ayın en az ışık verdiği yay şeklindeki zayıf şekil sembol almıştır? İşte burada Hilal’in gücü burada çıkmaktadır. Çünkü Hilal, Haç gibi doğrudan şekil olarak alınsaydı Dolunay kullanmak daha uygun olurdu. Hâlbuki “Hilal” şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da “ALLAH ( c.c.)” isminden almıştır. Bilindiği gibi Arapça aslında Hilal kelimesinde; 1 “He”, 1 “Lam”, 1 “Elif”, ve yine 1 “Lam” harfleri bulunmaktadır. Yani 1 “He”, 1 “Elif” ve 2 tane “Lam” bulunmaktadır. Bu harflerin ebced hesabıyla rakam değeri de:
“He ” Lam “Elif” “Lam”
Toplam Olarak =99
ALLAH (c.c.) kelimesi de yine bir “Elif”, iki “Lam” ve bir “He” ile yazılmaktadır. Bu harflerin de değeri yine ebced hesabıyla toplandığında yine 99 rakamını verir. Her iki kelimede harfler değişmediği için rakam değerleri de değişmiyor. Yani Hilal yazarken ALLAH ( c.c.) isminin harflerini kullanıyoruz. 99’da Esmaul Hüsna’yı temsil eder. Öyleyse bu iki kelimeyi bilhassa sembolik olarak birbirinin yerine kullanmak mümkündür. O halde Bayrak üzerine ALLAH ( c.c.) yazacak yerde, aynı ismin eş değerlisi olan Hilal’i koymak hem anlamlı, hem inançlarımıza daha uygundur. Çünkü inancımıza göre, “ALLAH (c.c.)” ı sembol olarak bile ifade etmek mümkün değildir. Aksi halde putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz. Bu sakıncadan dolayı “ALLAH ( c.c.)” ın zatı ve ismi tenzih edilerek, o ismin harf ve ebcedi bakımından eş değerlisi olan “Hilal” sembol yapılmıştır. Mademki sembolik anlam taşıyacaktır o halde Hilal yazmaktansa Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur. Aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun, daha anlamlıdır. Böylece Hilal’in sembol olarak seçilmesinde şu mantık silsilesi görülmektedir:
ALLAH (c.c.) ADI İLE HİLAL’İN İLİŞKİSİ
MUHAMMED (S.AV.) ADI İLE YILDIZIN İLİŞKLİSİ
ALLAH(c.c.)’ın birliği (Tevhid) inancı ve bu inancın La ilahe İllallah (ALLAH c.c.) tan başka Tanrı yoktur) formülüyle ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin içinde sembol olarak ifadesini bulmuştur.
Bilindiği gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında, özellikle Suudi Arabistan doğrudan doğruya Kelime-i Tevhid’i yazarak sembole gidilmeden bayrağına koymuştur. Ancak birtakım manaların sembol ile ifadesi, sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır. Hilal’in kucağındaki Yıldız, Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya şeklinden alınmıştır. Ancak bu şekil yine Arapça “Muhammed” yazısının şeklidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v.) Efendimizin ismi yazıldığı zaman birinci “mim” in başı, “ha” harfinin dirseği, ikinci “mim” in kıvrımı ve “dal” harfinin alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir ve tam bir yıldız şeklini alır. Zaten İslam’ın şartları da beş tanedir. Hilal ALLAH (c.c.) inancını, yıldız Peygamber’e bağlılığı dile getirir. ALLAH (c.c.) inancı, amentü ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için iman esaslarının hepsi bu sembolle ifadesini bulmuş olur. O zaman Hilal iman şartlarını, yıldız da İslam’ın şartlarını remz (sembol) olarak dile getirir ki, bayraktaki bu iki sembolle, ay ile yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur.
Claude Farrere dilimize “Türklerin Manevi Gücü” adıyla çevrilen eserinde ( s.36) Hilal şekli üzerinde durarak bu şeklin Türklerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını anlatmaya çalışır: “En mükemmel gemiler, yarım ay şeklinde amiral gemisinin etrafına sıralanmıştı. Evet, yarım ay şeklinde… Ve hilal şekli gerçekten Müslüman, gerçekten Türk olan herkesi heyecandan titretmeye yeter!…” diyerek Türk toplumunun hayatında örf ve geleneklerin ne kadar köklü bir yeri olduğunu anlatır. İstiklâl marşımızda, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.” “Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl?” mısralarında bayrağın ve hilalin şahsına dile gelen hitap, aslında doğrudan doğruya ALLAH ( c.c.)’a niyazdır. ALLAH (c.c.)’dan, artık bu millete rahmet ve merhametiyle nazar etmesi istenmektedir. Zaten “Ruhumun senden ilâhî şudur ancak emeli;” mısrasında bu dilek daha açık bir dille ortaya konmaktadır. Hilal sadece bayrağımızda değil, kandil geceleri yapılıp dağıtılan ayçöreğinde de görülür. Camide ve kışladaki ders nizamı da, Mehter Takımının nöbet vurma sırasında aldığı şekil de hep Hilal şeklidir.
“Hilal” şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da “ALLAH ( c.c.)” isminden almıştır. Bilindiği gibi Arapça aslında Hilal kelimesinde; 1 “He”, 1 “Lam”, 1 “Elif”, ve yine 1 “Lam” harfleri bulunmaktadır. Yani 1 “He”, 1 “Elif” ve 2 tane “Lam” bulunmaktadır. Bu harflerin ebced hesabıyla rakam değeri de:
“He ” Lam “Elif” “Lam”
Toplam Olarak =99
ALLAH (c.c.) kelimesi de yine bir “Elif”, iki “Lam” ve bir “He” ile yazılmaktadır. Bu harflerin de değeri yine ebced hesabıyla toplandığında yine 99 rakamını verir. Her iki kelimede harfler değişmediği için rakam değerleri de değişmiyor. Yani Hilal yazarken ALLAH ( c.c.) isminin harflerini kullanıyoruz. 99’da Esmaul Hüsna’yı temsil eder. Öyleyse bu iki kelimeyi bilhassa sembolik olarak birbirinin yerine kullanmak mümkündür. O halde Bayrak üzerine ALLAH ( c.c.) yazacak yerde, aynı ismin eş değerlisi olan Hilal’i koymak hem anlamlı, hem inançlarımıza daha uygundur. Çünkü inancımıza göre, “ALLAH (c.c.)” ı sembol olarak bile ifade etmek mümkün değildir. Aksi halde putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz. Bu sakıncadan dolayı “ALLAH ( c.c.)” ın zatı ve ismi tenzih edilerek, o ismin harf ve ebcedi bakımından eş değerlisi olan “Hilal” sembol yapılmıştır. Mademki sembolik anlam taşıyacaktır o halde Hilal yazmaktansa Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur. Aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun, daha anlamlıdır. Böylece Hilal’in sembol olarak seçilmesinde şu mantık silsilesi görülmektedir:
HİLAL İMANIN ŞARTLARINI YILDIZ İSLAMANIN ŞARTLARINI İFADE EDER.
ALLAH(c.c.)’ın birliği (Tevhid) inancı ve bu inancın La ilahe İllallah (ALLAH c.c.) tan başka Tanrı yoktur) formülüyle ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin içinde sembol olarak ifadesini bulmuştur.
Bilindiği gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında, özellikle Suudi Arabistan doğrudan doğruya Kelime-i Tevhid’i yazarak sembole gidilmeden bayrağına koymuştur. Ancak birtakım manaların sembol ile ifadesi, sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır. Hilal’in kucağındaki Yıldız, Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya şeklinden alınmıştır. Ancak bu şekil yine Arapça “Muhammed” yazısının şeklidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v.) Efendimizin ismi yazıldığı zaman birinci “mim” in başı, “ha” harfinin dirseği, ikinci “mim” in kıvrımı ve “dal” harfinin alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir ve tam bir yıldız şeklini alır. Zaten İslam’ın şartları da beş tanedir. Hilal ALLAH (c.c.) inancını, yıldız Peygamber’e bağlılığı dile getirir. ALLAH (c.c.) inancı, amentü ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için iman esaslarının hepsi bu sembolle ifadesini bulmuş olur. O zaman Hilal iman şartlarını, yıldız da İslam’ın şartlarını remz (sembol) olarak dile getirir ki, bayraktaki bu iki sembolle, ay ile yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur.
Claude Farrere dilimize “Türklerin Manevi Gücü” adıyla çevrilen eserinde ( s.36) Hilal şekli üzerinde durarak bu şeklin Türklerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını anlatmaya çalışır: “En mükemmel gemiler, yarım ay şeklinde amiral gemisinin etrafına sıralanmıştı. Evet, yarım ay şeklinde… Ve hilal şekli gerçekten Müslüman, gerçekten Türk olan herkesi heyecandan titretmeye yeter!…” diyerek Türk toplumunun hayatında örf ve geleneklerin ne kadar köklü bir yeri olduğunu anlatır. İstiklâl marşımızda, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.” “Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl?” mısralarında bayrağın ve hilalin şahsına dile gelen hitap, aslında doğrudan doğruya ALLAH ( c.c.)’a niyazdır. ALLAH (c.c.)’dan, artık bu millete rahmet ve merhametiyle nazar etmesi istenmektedir. Zaten “Ruhumun senden ilâhî şudur ancak emeli;” mısrasında bu dilek daha açık bir dille ortaya konmaktadır. Hilal sadece bayrağımızda değil, kandil geceleri yapılıp dağıtılan ayçöreğinde de görülür. Camide ve kışladaki ders nizamı da, Mehter Takımının nöbet vurma sırasında aldığı şekil de hep Hilal şeklidir.