TÜRK ADININ MANASI VE TÜRK SOYU Muharrem Gunay SIDDIKOĞLU

TÜRK ADININ MANASI VE TÜRK SOYU Muharrem Gunay SIDDIKOĞLU
Kaynaklarda Türklerin atası olarak Hz. Nuh’un oğlu Yafes aleyhisselam gösterilir. Yafes aleyhisselam’ın sekiz oğlundan birisinin adı Türk’tür ve Türk soyu ve Türk adı buradan gelmektedir.
Türklerin beyaz ırktan oldukları ve brakisefal-geniş kafa yapısına sahip bir ırk oldukları ve mongoloid bir iz taşımadıkları yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır. Konu ile ilgili olarak İbrahim KAFESOĞLU, “Aslında son yarım asır içinde yapılan ilmi araştırmalar Türklerin beyaz ırka mensup bulunduklarını ortaya koymuş ve yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan “EUROPİD“ adı verilen grubun “TURANAİD” tipine bağlı olan Türklerin kendilerini başta “Mongoloid“ Moğollar olmak üzere diğer topluluklardan ayıran antropolojik çizgilere sahip oldukları anlaşılmıştır. (Hâkim vasfı beyaz renk, düz burun, değirmi çehre (yuvarlak), hafif dalgalı saç, orta gürlükte sakal ve bıyık) Ayrıca, bilindiği gibi Tevrat’da nakledilen eski ananelerde Türk soyu Ham ve Sam’dan değil Yafes’ten türemiş olarak beyaz ırktan gösterilmiştir.” (İ.Kafesoğlu/107)
Divan-ü lügat-it Türk adlı Türkçe-Arapça lügatin yazarı Kaşgarlı Mahmud’a göre Türk adını veren Yüce Allah’tır. O eserinde: “Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzünde ilbay (idareci) kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı, dünya milletlerinin idare yularını onların eline verdi; onları herkese üstün eyledi, kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi” der. (Divan-ü lügat-it Türk Tercümesi cilt: 1, sayfa:3)
Kaşgarlı Mahmud adı geçen eserde, “Bu Allah’ın Türk milletine bütün insanlara karşı lütfettiği bir fazilettir. Çünkü Allah onlara ad vermeyi, kendi üzerine almıştır. Onları; yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz, suyu en güzel ülkelerinde yerleştirmiştir. Onlara “kendi ordum” demiştir. Bundan başka Türklerde beden güzelliği, edâ, büyüklere saygı, sözünde durma, sadelik, kahramanlık, mertlik gibi övülmeye değer sayısız faziletler vardır” der. (a.g.e. 292)
Kaşgarlı Mahmud’un bu görüşleri İ. Hakkı Bursevi Hazretlerinin Bakara suresi 31. Ayetin tefsirini yaparken ilk Türkçe konuşan insan olarak Hz. Âdem’i gösterdiği ve : “Âdem cennetten Türkçe konuşarak çıkmıştır, bu nedenle âhir zamanda tasarruf (dünyanın nizamı- dünyanın idaresi) Türk’ün olacaktır“ (Hadis-i Erbain İst. Küt. 1317 nolu kitap S: 26) sözleriyle paralellik gösterir.
Bazı bilim adamları ise Uygurca “kuvvetli“ manasında ve sıfat olarak kullanılan “Türk“ veya “Türük“ kelimesinin sonraları isim haline gelip Türk milletini ifade ettiğini belirtmişlerdir.“ (Prof. Dr. E.Güngör, Tarihte Türkler sayfa:12)
Munkasci ve Vambery gibi ilim adamları ise, Türk adının türemek kökünden geldiği düşüncesindedirler. (O.Turan, T.C.H.M.1 s. 23)
Türk sözünün cins isim olarak “güç-kuvvet” (sıfat hali ile güçlü-kuvvetli) manasında olduğu bir Türkçe vesikadan anlaşılmıştır. Buradaki Türk kelimesinin millet adı olan “Türk” sözü ile aynı olduğu A.V.Le Coq tarafından ileri sürülmüş ve bu, Göktürk kitabelerinin çözücüsü V. Thomsen tarafından da kabul edilmiş (1922) daha sonra aynı husus Nemeth’in incelemeleri ile tamamen ispat edilmiştir. Cins ismi olarak çok eskiden beri Türkçe’de mevcut olması gereken “Türk“ kelimesinin “Altaylı“ (Ceyhun ötesi Turanlı) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde daha sonra yine cins ismi olarak 515 yılı hadiseleri dolayısıyla “Türk-Hun“ (Kudretli Hun) tâbirinde zikredildiği bildirilmektedir. (İ. Kafesoğlu, s: 106) İran kaynaklarında Türk kelimesinin “güzel insan” karşılığında kullanıldığı belirtilmektedir.
Çin İmparatoru M.S. 585 yılında, Gök-Türk Kağanı İşbara’ya gönderdiği mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmiştir. Göktürk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk Budun” seklinde geçmektedir. Türk Budun, Türk Milleti anlamındadır. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir ırkın, topluluğun veya kavmin isminden ziyade siyasi ve kültürel bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
Ayrıca Türk adı, Göktürk kitabelerinde kutsal ve mübarek sayılan değerlerle birlikte çok sık olarak kullanılmıştır. Türk Töresi, Türk Kağan, Türk Bilge Kağan, Türk ili, Türk beyleri, Türk budunu, Türk Tanrısı, Türk İduk Yeri Subı (Türk’ün mukaddes yer ve suları) gibi… Türk adı Uygur çağında “Olgunluk ve olgunluk çağı“ anlamlarında da kullanılmıştır. Türk adının kutsal ve mübarek sayılan değerlerle birlikte anılması aynı zamanda Türk adının da kutsal ve mübarek bir ad olduğunu ve bu şekilde kabul edildiğini gösterir ve “Tanrı onlara Türk adını verdi” diyen Kaşgarlı Mahmud’un görüşlerini kuvvetlendirir.
Türk Sözcüğü Öztürkçe ve Birleşik Bir Sözcük müdür?
Türk sözcüğünün kök ve türemiş bir sözcük olmayıp birleşik ve öztürkçe bir sözlük olduğu hemen hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Türkçe de iki ayrı sözcüğün birleşerek oluşturduğu, yeni bir kavramı belirten sözcüğe bileşik sözcük denir. Türk sözcüğündeki birinci sözcük insan türü, topluluk anlamına gelen “tür” ve ikinci sözcük ise ünlü düşmesine uğramış olan “ök“ tür. Örneğin Tatarca da Türk sözcüğü “ Türük “ biçiminde yer alıyor ve bugünde böyle kullanılıyor. Türkçe lehçeler içinde en eskisi olarak bilinen Yakut Türkçesinde Türk sözcüğü “ Türök “ biçiminde söyleniyor. Bu durumda Türk sözcüğü ; “Tür – ük“ ya da “ Tür – ök “ biçiminde olmalıdır. Ök-Ök sözcüğü ve kavramı Prototürkçe/Ön Türkçenin en eski sözcük ve kavramlarından birisi olupTanrı’dan gelen, Tanrıya ve Tanrının güvencesine dayanan, insan manalarına gelir.
Bu durumda Tür-ök, Tür-ük sözcüklerinin birleşmesinden oluşan ve birleşik bir sözcük olan Türk sözcüğü, Tanrı’dan gelen, Tanrının güvencesinde, Tanrıya dayanan, Tanrıya inanan insan topluluğu manasına gelir. Yaşayan Türkçemizde de öksüz, ökü olmayan, yani anası, babası, dayanacağı, güveneceği kimsesi olmayan insan demektir.
Ziya GÖKALP ise, Türk adını “Türeli-Töreli“ (kanun-yasa-nizam sahibi) diye açıklamıştır. W. Bartold’un düşüncesi de buna yakındır. (İ. Kafesoğlu T.D.E.K. s:106)
Töre-Türe, Türk milletinin yüz yıllar boyunca sosyal hayatını düzenleyen herkesçe uyulması mecbur olan kurallardı. Gök Tanrı dini diye bildiğimiz ve Hanif-Muvahhid karekterli –Tek Tanrılı- eski Türk dininin adının “Töre” olduğuna dair iddialar da mevcuttur. Söz gelişi Said Başer:
“Töre büyük bir ihtimalle eski Türk dininin adıdır.” (S.Başer, S: 38) Yusuf Has Hacip’ de “Kutadgu Bilig“ (Kut kazanma bilgisi) adlı eserinde bu görüşü kuvvetlendirmektedir. O’na göre: “Tanrı kadirdir, adildir, gerçek töreyi koyan O’dur.” ( Beyit: 3192 ) Bir başka bir beyitte ise: “Eğer (törenin uygulanmasında kusur edersen ) Tanrı’dan affını dile!“ denilmektedir.
Eski Türk dininin adını “Töre“ olarak kabul eder ve Ziya Gökalp’ın belirttiği gibi, Türk adını “Töreli, nizamlı” şeklinde kabul edip bu görüşlerin hepsini birleştirirsek o zaman Türk adı: “Güçlü, kuvvetli, kudretli, töreli, dinli, imanlı, Allah’tan gelen, Allah’ın güvencesinde, Allah‘a dayanan, Allah’ın gönderdiği dine ve kurallara uyan millet” manalarına gelir. Bu görüş aynı zamanda “Tanrı onlara Türk adını verdi “ diyen Kaşgarlı Mahmud’un görüşüyle de örtüşür.