Süreç Felsefesi ve Antitezleri Şükrü Alnıaçık

Akil adamların kullanıldığı süreç politikası, felsefi yönüyle tek ve yeterli bir düşünme sistematiğinin ürünü değildir. Uzayan teör karşısında “analar ağlamasın” sloganıyla affetme ve uzlaşma faydacılığına monte edilen müzakere sürecinin, 1- Rasyonal, 2- Pragmatik, 3- Nihilist, 4- İmmoralist, 5- Oluşçu,  6- Egoist, 7- Anarşist, 7- Egzistansiyalist, 8- Materyalist , 9- Kartezyen olduğu savunulabilir. “Akil adamlar” da bu sürecin “rasyonal takviye” departmanında yer almışlardır. Ancak bu yaklaşımın bir de felsefi antitez üretme kabiliyeti vardır.

Sürece karşı duranlar, genellikle 1- Realist, 2- Empirik, 4- Pozitivist, 4- Sensualist septik, 5- Kritisist, 6- Sofistike,7- Eentüisyal, 8- Voluntarist, 9- Sezgicidir. MHP’nin izlediği siyasetin temelinde “gerçekçilik” vardır. MHP, genelde milli duyguları ve idealizmi temsil etmekle birlikte, sürece karşı sert bir karşı duruş sergilemesinin sebebi, deneysel “gerçekçilik“tir.

Ansiklopedik teferruatı elersek, 5.000 suçlunun affedilmesi sonucunda 75 Milyon insanın huzur bulması için eyleme geçmek, “faydacı” ve “akılcı” görülebilir. Ancak bu yaklaşım, “deneysel” ve “gerçekçi” değildir. İsyancının affedilmesinin, tarihte ilk kez yapılacak bir deneme olduğunu hükümet sözcüleri de söylemektedir.

Hükümet, eylem ve hareketlerinde, çevresindeki “ahlakdışı” ve “değer tanımaz” düşünce çevresinden destek görmektedir. Akil adamların arasına Lale Mansur, Yılmaz Erdoğan gibi eski “anarşist“lerin katılmasının sebebi budur. “Kartezyen” ve “maddeci” Can Paker, Doğu Ergil gibi liberallerin “akil insan” sayılma sebebi de bu felsefi renkliliktir.

Ancak aynı politika mesela, deneysel olmadığı için “pozitivizm“e, karşıdaki gücün hukuksal tescili ve ahlaki yetkinliği olmaması nedeniyle de “idealizm“e aykırıdır. Süreci destekleyen tarafta bulunan felsefi doktrinler, ahlaki açıdan sorunlu olan, anarşist, egoist, immoralist, nihilist düşünce akımlarıdır.

Milliyetçilerin güç aldığı düşünce ekolleri ise, terörle mücadelenin geleneksel yöntemlerine duyulan sadakatle de uyumlu olarak daha “ahlakçı” ve ahde vefadan beslendiği için “insancıl“dır.

Normlar sistematiğinde “katili affetmeyi ve baş katili yüceltmeyi reddetmenin” daha mütevazi bir karşılığı olamaz. Felsefi tarafı eksik olabilir ama; mutsuzluğa karşı mevsimlik güdüleriyle hareket eden ve çabuk unutan canlılara biyolojide “hayvan“denilir. İnsan, “unutmayan“dır.

AKP’nin bu kadar dindışı, ahlaksız, vefasız, vicdansız ve afaki ihtimaller üzerine kurulu bir politikayı benimsemesi, bir ayak sürçmesi, bir kafa karışıklığı, yani şeytani bir çözülme değilse baştan sona bir Atlantik ötesi dayatmasıdır. Çünkü bu felsefi prensiplerin doğduğu, neşv-ü nema bulduğu ve uygulandığı yerler, “Darwinizm’i Kraliyet Akademisinde üreten” İngiltere ve onun evladı olan Amerika Birleşik Devletleridir.

Akil adamların aklının niteliği ve üyelerin heyete alınış sebepleri birbirinden farklı olabilir, ancak heyeti oluşturanların ortak özelliği bugüne kadar duygulardan, ideallerden, şüphelerden, olgulardan  arındırmış olarak milli hassasiyetlere aykırı söylemlerde bulunmuş olmalarıdır.

Rum‘lar sürüldü” dediği için Kezban Hatemi “Ermeniler kesildi” dediği için Etyen Mahçupyan, “Kürtler ezildi” dediği için Kadir İnanır, “dertler benim, çile benim, ömrüm senin senin olsun” diyerek Karadeniz’in sert taleplerini akdenizin ılık sularında arabeskleştirmesi ihtimaliyle Orhan Gencebay, “Aleviler horlandı” dediği için İzzettin Doğan, “PKK’lılar da şehit” dediği için Yılmaz Erdoğan, cemaat, “İnneddine ind-Allahi’l- İslam“ı sildiği için Cemal Uşşak, “MHP’yi gönlünden ıraklaştırdığı için” Vedat Bilgin, “Türk bayrağından vazgeçtiği için” Hilal Kaplan, “sadakatten ve namustan uzak rolleriyle” de Lale Mansur akil adam sıfatına layık görülmüş olmalıdırlar.

Bu empatik “kendini aşma“ların ve diğergam “kendinden geçme“lerin milllete teşmil edilerek milli menfaatleri aşmanın ne kadar “akıl işi” olduğu tartışılır, ancak değişmeyen gerçek, akil adam olma kriterinin, milli meselelerde “ılımlı ve yumuşak olma” sadedine oturmasıdır.

Müzakerenin, tepeden tırnağa zaten ılımlı ve yumuşak olan AKP sözcüleriyle, Kürtçü fanatik Altan Tan, Anarşist BDP’li Süreyya Önder, silahın yanından konuşan Selahattin Demirtaş gibi PKK sözcüleri arasında geçtiği göz önüne alınırsa Akil adamlardaki milli yumuşaklığın, “müflis AKP politikalarını popüler kılarak meşrulaştırmak“tan başka hiç bir amacının olmadığı derhal anlaşılacaktır.

Biz burada malumu ilam etmeye veya AKP‘nin akil adam payandasına felsefi temel oluşturmaya çalışmıyoruz. Tam tersine “Rasyonalite“nin bir ab-ı hayat olmadığını, MHP muhalefetinin “deneysel gerçekçilik” gibi son dercede sağlam bir felsefi temele oturduğunu vurgulamaya çalışıyoruz.

PKK ile müzakere siyaseti, çuvalın dibindeki altını almak için çuvalın içine girmek kadar rasyonal yani “akılcı“dır. Ancak karşınızda ne zaman ne yapacağı belli olmayan, deneysel sabitelerden uzak bir sürüngen bulunduğu için aynı siyaset, çuvalın dibini bulamadan zehirlenerek ölme ihtimali nedeniyle de “gerçekçilik“ten uzaktır.

Çözüme ulaşma yani “altını alma” ihtimalini, % 100’e çıkaran tek seçenek ise önce yılandan kurtulmaktır. Hem “gerçekçi” hem de “akılcı” olan siyaset, yılanın başının ezilmesi, gövdenin çuvaldan çıkarılması ve ondan sonra altına ulaşılmasıdır.

Eğer senaryosu Atlantik ötesinde yazılmış “makbul yılanın intikamı” filminin figüranı değil de milli çözümün mimarı olmaya niyetliyseniz, işin felsefesini, matematiğini, geometrisini bir kez daha gözden geçirmeniz gerekiyor.

Yılanın en tehlikeli darbesi, vücudun baş kısmına, “akıl tarafına” vurduğu darbedir. Terör sorununu,  63 tane akıllı uslu adamla yılana “baş vurarak” veya “kafa atarak” değil, ancak “sinir uçlarınızın acı deneyimleriyle” güçlenmiş pençelerinizle ezerek çözebilirsiniz.

İşte o sinir uçları “Ülkücüler,” o pençenin adı ise “Milliyetçi Hareket“tir.