Şükrü Alnıaçık: Ülküsüz Müslümanlık

Ülküsüz Müslümanlık!

Şükrü Alnıaçık

Adrenalin, vücudumuzdaki bir hormondur. Görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır. Nabız atışını ve kanın kaslara sevk edilmesini artırır, böylece acil bir enerji kaynağı ortaya çıkar.

Adrenalin salgısını artıran iki faktör, “Heyecan ve korku”dur.

Doktorlar, acil kriz durumlarında hastayı hayata döndürmek için adrenalin kullanırlar.

Bence milletimizin acilen adrenalin takviyesine ihtiyacı vardır. Sadece Türklerin değil, emperyalizmin oyuncağı olmaktan kurtulmak isteyen bütün toplumların adrenaline ihtiyacı vardır.

Şöyle geriye doğru gidiyorum. Mağara devri insanı hayvanlardan korkmasa, ateşi filan bulacağı yoktu. Ateşin bulunması, uygarlık tarihinin en önemli olaylarından biri oldu. Çünkü ateş olmasa Cilalı taş devrine seramik kültürüne geçilmez, sonra da madenler eritilemez, Maden Devri’ne ulaşılamazdı.

Yani karasaban da olmaz, tarım medeniyeti de gelişmezdi. At koşum takımları, silahlar, arabalar, sağlam tekerlekler yapılamaz, ulaşım, askeri disiplin ve devlet hayatına geçilmezdi.

Büyük devletlerin arasındaki hâkimiyet mücadelelerinin tetiklediği teknolojik gelişmeler de başka bahara kalırdı. Yani Coğrafi Soygunlar (keşifler) ve Sanayi Devrimi de olmazdı.

Medeniyete yön veren sıvı, adrenalindir. Milli ruh veya milli heyecan dediğimiz de belki Atatürk’ün, “muhtaç olduğun kudret (enerji) damarlarındaki asil kanda mecvuttur” derken isabetle tespit ettiği nokta da adrenalinin ta kendisidir. Kölelere milli heyecan lüks sayılacağına göre “milli adrenalin”in asillerin damarlarında dolaşması son derecede tabiidir.

Tarihte kavimlerin damarlarındaki adrenalin miktarı, zaman zaman yükselmiş; bazen de düşmüştür.

Mesela, Hitler, Almanlar için tam bir adrenalin deposudur. Mao Zedung da Konfüçyüs’ün yüzyıllarca uyuttuğu Çin’e Avrupa’dan ithal adrenalin pompalamıştır.

Yanlış anlaşılmasın, her şeyin aşırısı zarardır; ancak Hz. Muhammed de Müslüman Araplar için benzer bir dünyevi enerjinin örneği ve temsilcisidir.

Türklerde mefkûrevi bir adrenalinin zaman zaman hükümdarlar eliyle topluma enjekte edilmesinin “16 büyük sonucu” olduğuna tarih şahittir. Heyecansız veya korkusuz yani adrenalinsiz devlet olmaz!

Dinler, dünyanın faniliği ve ahirete hazırlık üzerine bina edilmiş oldukları için Ülküsüz bir Müslümanlık, adrenalin üzerinde yıkıcı etki yapar. Dünyevi ideallerden yoksun bütün dinler böyledir.

Ama mesela Yahudiler, “Arz-ı Mev’ud” heyecanı ve “Salamon mabedi” korkusu gibi adrenalin kaynakları sayesinde, bugünün en ileri toplumlarından biridir.

1600’lerde, Protestanlığın zirvesine çıkarak “cennetin bu dünyada olduğuna” inanmaya başlayan İngiliz Püritenleri, Amerika’ya “cenneti kurmaya” gitmişlerdi. Bu çırpınış, ondandır.

ABD, bugünkü gücünü, toplumun en az bir etkin kesimine hakim olan ve rekabet yaratan bu inanca borçludur. Dolayısıyla Amerika’yı Amerika yapanlar, Anglikan kilisesinin Ülkücü dindarlarıdır.

İslam Dünyasındaki geri kalmışlığın en önemli sebebi ise beşeri heyecanlardaki azalmadır.

1- Ortodoks gelenek, “Ehl-i Sünnet vel Cemaat”le medrese üzerinden devlete teslimiyeti getirmiş, millet ancak devlet yürüdükçe yürümüş, teknolojik atılımlar, devletin tekelinde kalmıştır. Devlet kontrolündeki Medresenin tekkelere özenerek uhrevileşmesi de bugünkü sonucu doğurmuştur.

2- Heterodoks gelenek yani dervişlik ise zaten dünyadan geçme halidir. Ahilik istisna olmak üzere tekkelerin önce atölyeleşip sonra fabrikalaşması beklenemezdi. Böylece Müslümanlar, toplumun kaslarına adrenalin pompalayan ülkülerinden uzaklaştıkça uygarlık bakımından da geri kaldılar.

Hz. Muhammed’in bir ülküsü vardı. Veda hutbesine kadar muazzam bir “Sünnet” modeli ortaya koyarak “hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışmayı” Kur’an’la birlikte bilimi miras bırakmıştı.

“Ben kıyamet gününde ümmetimin çokluğuyla övüneceğim” dediğine göre Müslümanlara bir “beka” görevi de vermişti. Yani, “İsrail’in oyuncağı olup, ordunuza kumpas attırın” dememişti.

Ülküsüz Müslüman, adrenalinsiz, tepkisiz, kaygıları zayıflamış, uyuşuk bir delikanlı gibidir. Bonzai içmiş gibi yıkılır, âleme rezil olur, şamar oğlanına dönersiniz.

Müslüman Türklerin ülkülerle güçlendirilmiş bir milli bünyesi vardı. Bu durum dinin, toplumsal kaygılar üzerindeki olumsuz etkisini ortadan kaldırıyordu.

İslami Tebliğ, Nizam-ı Alem, İla’y-ı Kelime’t-ullah, Kızılelma, Türk İslam Ülküsü… Adına ne derseniz deyin; Müslüman’ın dünyevi enerjisini artıran, adrenalin misilli bir Ülküsü olmalıdır.

“Ülküsüz Müslümanlık” sonucu esaret olan bir kaygısızlık, yaşlılık, hastalık gerileme ve çöküştür.

“Ülküsüz Müslümanlık” milli devletler dünyasında, milli bekayı temine yetmemiştir.

“Ülküsüz Müslümanlık” AKP örneğinde görüldüğü gibi, üç buçuk eşkıya karşısındaki toplu bir tükeniştir.