Şükrü Alnıaçık: “Ülkücü Baba”lar

“Ülkücü Baba”lar!..

Şükrü Alnıaçık 

    Ülkücü baba deyince akla hemen gayri meşru işlere bulaşmış veya zaten yasa dışı çalışıp da çeşitli sebeplerle medya tarafından adı Ülkücüye çıkarılmış ünlü şahsiyetler gelebilir.

Ancak başlık sizi yanıltmasın! Ben bu başlık altında “gerçek Ülkücü babalardan” bahsedeceğim. Ülkücü annelerden de bahsedebilirdim. Başlığı “Ülkücü aileler” diye de atabilirdim.

Ne var ki; Ülkücü hareketin olgunlaşma çağı, “kavga yılları”dır. Kavga denince de önce erkekler akla gelir. Nitekim kavga devrinde, bugünün Ülkücü babaların teşkilatlardaki oranının yüksekliği ister istemez “Ülkücü anne” kavramının gölgede kalmasına yol açmaktadır.

Ülkücü anne adaylarımız daha fazla olsaydı belki bugün daha fazla Ülkücü genç yetiştirmiş olabilecektik. Çünkü ailenin kültür kaynağı, hayat damarı annedir. Çocuk annesinin diliyle kültürlenir.

Kavga devrinin çilesinden gelen Ülkücü baba adayları, kendi sayılarını dengeleyecek bir Ülkücü eş potansiyeline sahip olmadıkları halde kimle evlenirlerse evlensinler ağırlıklarını koymuşlar ve genellikle hayırlı evlatlar yetiştirmişlerdir.

Bunda hiç şüphesiz, Ülkücü ideolojinin kültürle ve aile hayatıyla uyumlu olması da etkili olmuştur. Türk aile babaları, her zaman kızlarını bir Ülkücüyle evlendirirken büyük bir gönül rahatlığı içinde olmuşlardır. Çünkü vatanın namusunu koruma yönünde gösterilen samimi kararlılık, yüz ağartıcı bir referans olarak Ülkücünün arkasında, dağ gibi durmaktadır.

Bunula birlikte, evi arabası, yatı katı olan, sonra da mallar abisinin üzerinde çıkan madrabaz damat adaylarının ortaya koyduğu “kızımız rahat edecek” havası, Ülkücü damat adaylarında pek görülmez.

Yine de özellikle kayınpederler, “bu çocuk vatanı satmadı, yolundan sapmadı. Öyleyse yuvasına pamuk ipliğiyle değil aşkla bağlanır kızımı da yarı yolda bırakmaz” düşüncesinin verdiği huzuru, hep yaşamışlardır.

Ülkücülerin babalığı da ideolojik ve operasyoneldir. Evvela vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirmek, onların hiç bitmeyen ideolojik mücadelesinde “eve iş getirmek” gibidir.

Bu yüzden de doğum öncesinden başlayarak bebeklerinin eğitim ve beslenme süreçlerine müdahale ederler. Gelenekleri fazla zorlamadan evladın maddi manevi gelişim süreçlerini eşleriyle paylaşırlar.

Çocuklarının yabancı hayranı olması, hele hele Komünist olması, onlar için can evinde alınmış bir mağlubiyet olacağı için yavrularının üzerine bir ana gibi titrerler.

Ülkücü baba, kendi eğitiminin ve kariyerinin eksik kalmasının acısını çıkartırcasına çocuğunu okutmanın yollarını arar ve bulur.

Çünkü Ülkücü babaların çocukları genellikle zeki çocuklardır. Bunun biraz gizemli ve metafizik bir sebebi vardır: İdealist ve sıra dışı misyonları olan, genç yaşta boyundan büyük inisiyatifler almış insanların metabolizması, sıradan insanlara göre biraz daha farklı çalışır.

Koşacaksın, dinlenmeyeceksin, yatmayacaksın, korkmayacaksın, dayak yemeyeceksin, düşmeyeceksin, rezil olmayacaksın, teşkilatını rezil etmeyeceksin, yani “organize, dayanışmacı, paylaşımcı ve diğergam”sın.

Ancak sıra evliliğin mahremiyetine ve şahsiliğine geldiğinde Ülkücü, aksattığı, ihmal ettiği, yok saydığı bütün “bireysel” hamulesini ailesine boşaltır ve tartışmasız şahsi kıblegâhı olan ailesini başının üzerinde taşımaya başlar. Bu, daha güçlü ve hareketli bir evlilik hayatı, daha dinamik bir baba adayı, daha iyi döl tutmuş bir anne ve daha kaliteli bir gebelik demektir. Kaliteli gebeliklerden ise maddi manevi daha sağlıklı bebekler, daha zeki evlatlar dünyaya gelir.

Bu yüzden Ülkücü babaların zeki çocukları, babalarının gurur kaynağıdır.

Ülkücü baba, dikkatli, titiz ve teşkilatçıdır. Evladının eğitim süreçlerinde daima yanındadır. Hele kısıtlı imkânlarıyla çocuğuna fakülte okutuyorsa artık aklının yarısıyla birlikte gönlü de kampüstedir.

Ülkücü babalar, çocuklarını korktukları veya çekindikleri için siyasetten uzak tutmazlar. Onlar, kendi zamanlarının Ocak kardeşliğini şimdi belki bulamaz; “ters bir tavır görür de erken yaşta davadan soğur” endişesiyle bu konuda biraz isteksiz davranabilirler.

Halbuki “Ülkücü babalar” evlatlarının Ülkücü gibi, adam gibi yetiştirebilmek için sırasında mahalleyi ayağa kaldırabilir, dünyayı yıkabilirler!

“Ülkücü babalar” gece yarısı yollara düşüp, sabahın köründe evlatlarını karşılar, harçlık yetiştirmek için ikinci bir işte çalışabilirler. Ancak Ülkücü babalara hiç kimse, asla bahşiş koparmak için “baba” demez!

Çünkü “Ülkücü babalar” tembel, yeteneksiz, ucuzcu, kolay kazanç meraklısı kolpacıların ve dünyevi sebeplerle dayak yiyen kavgacıların değil, sadece “kendi evlatlarının” babalarıdır.