Şükrü ALNIAÇIK: “Bir Dakika”lık Mehdi!..

24 saattir bedenlerimiz yurdun her yerinde ama “milletçe” Reyhanlı’dayız. Anneler gününe bir kala bir ana, ellerini göğe açmış yalvarıyor. Belli ki “Rabbim beni de al!..” diye yakarıyor. Çarşı, mahşer yeri gibi… Herkes bir yerlere koşuyor. Akile’nin hesabını geç bir kalemde!.. Ortalama bir yıllık PKK terörüne denk, kan kaybı var, kan anonsları yapılıyor.

Reyhanlı’nın neden hedef seçildiğini anlamaya çalışıyoruz. Çok fazla da zorlanmıyoruz. Reyhanlı’nın Sünni Arapları, Cumhuriyete sadık, 70’lerde MHP’ye eğilim gösteren farklı bir damara sahip. Bölgede genç Alevi Arapların o dönemdeki Esad-Sovyet yakınlaşmasından da etkilenerek “Devrimci” oluşu, Sünni Arapları Milliyetçi Harekete yaklaştırıyor.

Sonra köprünün altından epeyce sular geçiyor. Derken 2009 yerel seçimlerinde AKP % 43’le belediyeyi alıyor. MHP % 37,3 gibi Türkiye ortalamasının epeyce üzerinde bir oy oranıyla 2. Parti oluyor. Yine kendi çapında bir rekor olan % 13’,3lük SP oylarının genellikle Sünni Araplar’a ait olduğunu tahmin etmek için “SONAR”a para vermek gerekmiyor.
Sonra AKP’nin göstermelik “komşularla sıfır sorun” temalı ve dansöz görüntülü seçim politikasının özellikle bu bölgede epeyce etkili olduğu anlaşılıyor. 2011 seçimlerinde AKP, % 68,5 oy oranıyla büyük bir üstünlük sağlıyor. Sonra da “analar ağlamasın” diye başbakana tulum çıkartan Reyhanlı’nın yanlış politikalar yüzünden “anası ağlıyor.”

Kırk metrelik bomba çukurunun yanındaki objektif, barış için teröristlerin elini eteğini öpmeyi göze alanların “yatacak yerinin kalmadığı” anı yakalıyor.

Hayır sulhtadır” diyerek Kur’an’ı da istismar edenleri, Suriye’nin ayetle hadisle cehenneme çevirilmesine çanak tutanları önümüze çıkarıyor.

Bu fotoğraf karesi, Erdoğan’ın “Analar Ağlamasın” kredisinin bittiğini gösteriyor. Yayın yasağının başladığı saatlerde sosyal medya, “Tayyip karını da al git” sloganıyla çalkalanıyor. Belli ki Başbakan’ın güney politikasında “Arap asıllı eşinin ne derecede etkili olduğu” bile merak ediliyor. Tayyip ektiğini biçiyor, seçmen artık Millete, cumhuriyete değil, bir süredir etnik kökene ve mezhebe göre düşünmeye, karar vermeye başlıyor. Bu durum, tabii ki Türk gönüllere parlamentodaki “tek Türk lider olan” Devlet Bahçeli’yi getiriyor.

Gözlerimizi güneye kaydırıyoruz. Erdoğan’ın Suriye’de hangi marjinal gruplarla işbirliği yaptığını gördükçe gözlerimiz parlıyor, aklımız şaşıyor. PKK, PYD, El-Kaide, İhvan, Nusra, Vehhabiler, Selefiler, yol kesenler, kafa koparanlar, kırk haramiler…  Hepsi orda… Hatta İsrail’i dövmeye “caht ederek” güneye doğru “sıyırmış” bir grup Selefi Çeçen’in, Halep yakınlarında bir köye konuşlanarak, hilafet kılıcı kaldırıp, “alayına gider yaptığı” da gelen haberler arasında…

Bize göre iş varmış abi” diyerek Afganistan’dan bölgeye sızan Taliban’la birlikte “özgürlüğün büyüsüne kapılarak” Avrupa ülkelerinden gelen yüzlerce Haçlı artığı  adrenalin manyağının da Tayyip’le aynı yöne tükürdüğü gözlerden kaçmıyor.

Suriye, cinnet, mezhep ve ihanet olimpiyatlarının açılış töreni gibi… Her grubun, öldürmek için fetva alabileceği  “güçlü” imamları var. Kerbela’yı akla getiren bir mezhep fetişizmi almış başını gidiyor.

50 yıl içinde halkının sadece % 15’inin gönlünü kazanabilmiş olmakla, bugünlere davetiye çıkaran Beşşar Esad tarafı ise İran ve Rusya desteğinden güç alıyor. Bu güç, uydu unsurları da Esad’a yönlendiriyor. Lübnan Hizbullah’ından başlayarak Arap dünyasının tüm Alevilerinden etkin destek geliyor. Esad’ın diğer gruplarla kıyaslanmayacak kadar rafine bir Nusayri ordusu var. Kısacası giden gitmiş, geriye onların “Ülkücü benzeri” direnişçileri kalmış. Kalanlar, yaşamak için öldürmek zorunda olduklarını çok iyi anlamış görünüyorlar.

1982’deki  Hama Katliamından başka Suriye’ye ve mezhep oligarşisine dair en ufak bir birikimi olmayan Erdoğan’ın Türkiye’nin adını yasa dışı kimyasal silah iharacatına karıştıracak kadar Amerikan taşeronluğuna soyunmuş olması, onun Kasımpaşalı kariyerinde ulaşabileceği “son nokta”yı gösteriyor. Sözün bittiği yere doğru hızla ilerliyoruz.

PKK 1978’den 12 Eylül’e kadar 3150 silahlı eyleme imza atmıştı ama hiç kimse PKK’nın eylemlerinden CHP hükümetini sorumlu tutmamıştı.

1984’te Eruh’ta kan içerek semirmeye başlayan PKK’nın bugüne kadar döktüğü kanların hesabı da Özal’dan sorulamazdı.

Ancak bugün Reyhanlı’da dökülen masum kanın bir tek sorumlusu vardır. O da 2 yıl önce Beşşar Esad’la ailece tatile çıkan ve bugün İsrail’le birlikte Türkiye’yi bu cinnet çukuruna sokan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

% 68’5’luk AKP Reyhanlısı, patlayan bombalar arasında “Nerede bu  Başbakan?” diyerek “One minute Erdoğan”ı arıyor.

İhanet bombasının şarapnel parçaları ise “Anneler Günü’nde bile anası ağlayan” Türk Milleti’nin başına düşüyor.

Bu “Bir dakikalık Mehdi”nin sonraki dakikaları, pek de iyi geçecek gibi görünmüyor.