Şükrü Alnıaçık “Farklı Ülkücü” Yoktur; “Ülkücü Farkı” Vardır!

İçinde bulunduğumuz günler, kuruluş felsefesini ve bekasını Türk Milletinin ferasetine bağlamış olan MHP’nin uzun iktidar yürüyüşündeki önemli kırılma noktalarından biridir. MHP’nin, ihanet ve çözülme süreci karşısında herşeyi göze alarak yürüttüğü başarılı muhalefet, milletimizin damarlarındaki feraseti harekete geçirmiş, çeşitli sebeplerle şirazesinden çıkmış olan millet iradesi, tabii mecrâına doğru akmaya başlamıştır.

Kamu-AR adlı bağımsız bir araştırma şirketinin Mart ve Nisan aylarında birbirini doğrulayan seçim anketleri, MHP oylarının 2012 Aralık ayında % 18’lerde seyrederken önce % 23,6’ya sonra da 24,7’ye çıktığını göstermektedir. Bu durum, kim ne derse desin MHP’nin mevcut zaman-mekan ekseniyle insan-malzeme ikilisini iyi şekilde koordine ederek doğru bir siyaset izlediğinin kanıtıdır.

Realist veya optimist değil de tepeden tırnağa “idealist” olduğunuz zaman sizin için “iyi”nin sınırı yoktur. Ancak vicdansız bir “trendizm”i veya  mantıksız bir ihtirası asla Ülkücülük olarak kabul edemeyiz. “Herkes şunu yapıyor da MHP neden yapmıyor, trendleri neden ıskalıyoruz?” Veya “MHP şunu şunu yapsa, şimdiye kadar kesin iktidar olurdu!” gibi afaki yorumlar, klavyesi olanın yazar olduğu interaktif iletişimi çağının, Ülkücü disiplini sakat bırakan hastalıklarıdır. Bugüne kadar    “MHP’ yönetiminin siyasi hataları” konusunda bir tane bile kitap, ciddi rapor, bilmsel makale yazılamamış olması, MHP politikalarının bilim ve adalet karşısısındaki tutarlılığıyla izah edilebilir.

MHP Genel Başkanı, ana gündemini 1984’ten beri bölücü terör sorununun işgal ettiği Türk siyasetinin tek tavizsiz ve yürekli lideri olduğu halde çapsız harici kalemlerin mürekkebiyle ona sövüp-sayma yarışına girenler, bugün “vurmak- kırmak..” gibi tanıdık kelimelerle karşılaşınca “işte biz de bunu diyorduk, dediğimize geldi” gibisinden bir dönüş yaparak MHP’nin kendilerine rağmen gerçekleştirdiği yükselişe şapka çıkarmaktadırlar.

Bu adamlara göre güya MHP lideri Ülkücüleri pasifize etmişti. Oysa MHP liderinin gençleri, zırt-pırt sokağa çıkmaktan uzak tutması, zamanı geldiğinde sokakta dimdik yürürken yanında görmek istediği gücü sağlam tutma ihtiyacından kaynaklanmıştı. MHP’nin Ülkücü lideri için bunun aksi nasıl düşünülebilir?

11 Eylül 2001’deki İkizi kuleler operasyonundan beri Ortadoğu’yu yerel güçleri birbirine kırdırarak tanzim etmeye çalışa ABD’ye karşı Chavez’den bile onurlu bir duruş sergileyen bir liderin arkasında saf tutmak yerine “keşke gitse” edebiyatıyla onu yıpratanlar, -yerseniz- bugün global kahramanlıkta ön alma çabası içine girmişlerdir.

Bir global güce yaslanmadığı ve petrolü  de olmadığı halde Amerika Birleşik Devletlerinin başta BOP olmak üzere bütün emperyalist politikalarına açıktan kafa tutan ve bunu diplomatik jestlerle de açığa vurmaktan çekinmeyen tek dünya lideri Devlet Bahçeli’dir.  Yegane kuvvet kaynağı Türk milleti ve onun -Başbuğ mirası güzide evlatları- Ülkücüler olan bu lidere olmadık iftiralar atarak emperyalizmin gönüllü oyuncağı olanlar, hiç olmazsa bundan sonra atacakları adımlara dikkat etmek zorundadırlar.

 İmralı Sürecinde Bağımsız veya Farklı Ülkücülük Meselesi

Geçmişte MHP genel merkezine muhalif olduktan sonra gerek BBP saflarına geçerek gerekse onun da dışına çıkarak girdikleri yolda ilerleyenlerin içine düştüğü durum, “muhalif” sıfatıyla yola çıkanlar için ibret verici bir örnektir:

Biz kendimizden yaşça büyük olup gerçekten çile de çekmiş olan büyüklerimizin insani tarafına her zaman saygılıyız. Ancak MHP ve Ülkü Ocakları ile uyumlu ve disiplinli çalışmadan Ülkücü olmanın özellikle bu kritik süreçlerde hiç bir cari karşılığı olmadığına inandık, bunu yüksek sesle dillendirmeye de devam edeceğiz.

     AKP, PKK’nın elde ettiği bütün başarılı siyasi sonuçlara rağmen sırf “terörü bitirdim” diyebilmek ve böylece 2023’e kadar iktidarda kalabilmek için “İmralı’nın şartlarına bağlı” bir siyaset icra etmektedir. Amerikan politikalarıyla PKK taleplerinin ve AKP menfaatlerinin kesiştiği bu noktada Milliyetçiler yargı tehdidi altına alınmış; polis ve yargı, bu alçakça operasyonun güç odakları olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Başbakanın emriyle harekete geçen Adalet Bakanlığının 2011’deki “Farklı Ülkücülük” tezgahının talaşlarından bir dokunulmazlık fezlekesi hazırlaması, herkes için manidardır.

Bugüne kadar Ülkücülere asla dost olmamış, 12 Eylül şehitlerimizden ilkokul sıralarındaki son nesil Ülkücülere kadar bütün Türk Milliyetçilerine kin besleyen Marksist, Liberal, Siyasal İslamcı, Kürtçü vesair enstümanlarla yürütülen bir açılım ve barış sürecine destek vermenin Ülkücülükle bir alakası olamaz. Teşkilat disiplini dışına çıkarak “süreç lehine” fikir serdedenlerin elde edebileceği en makbul sonuç, bir yandaş medya kanalından ailesine ve çevresindekilere el sallamak olacaktır.

Özellikle seçim dönemlerinde meydanlarda ve medyada Ülkücülere olan teveccüh artmakta MHP, Ülkücüler üzerinden vurulmaya çalışılmakta bu da Ülkücü harekete zarar, şehitlerimizin ruhuna da azap vermektedir. AKP’nin “din kredisi tükenince Ülkücülüğü siyasete alet etmesi” olarak yorumlanabilecek bu politikalara alet olmak, aklı başında bir Ülkücü için ancak utanç vesilesi olabilir.

28 Şubatın Fadime Şahin’i gibi, süreç dekorasyonu olmayı veya 4 yılda bir vizyona sokulan ihanet belgeseline figüran yapılmayı hiç bir Ülkücüye yakıştıramayız.

Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, “bağımsız Ülkücü” yoktur, “eski Ülkücü” yoktur. “farklı Ülkücü” yoktur. Ülkücü olmanın bağımsızlığı, Ülkücü istikrar ve “Ülkücü farkı” vardır.

Nizam-ı Alem süngüsünü düzene teslim ederek, “Allah yolu”nun kutsal mevzilerinden firar edenlere Ülkücü denilemez.