Muharrem GÜNAY: ŞEYTANÎ GÜÇLERE KULLUK ETMEYELİM !..

ŞEYTANA VE ŞEYTANİ GÜÇLERE KULLUK ETMEYELİM!

Muharrem Günay Sıddıkoğlu

 

Yüce Allah Yâsin suresinde:

Ey Âdemoğulları! Size, şeytana, şeytâni güçlere tapmayın, onların düzenlerine bağlanmayın, onlara boyun eğmeyin (kulluk etmeyin). Onlar sizin apaçık düşmanızındır. Diye tavsiye edip sizinle kulluk sözleşmesi yapmadın mı?” (Yasin:60-61) buyuruyor.

Dikkat edilirse burada şeytana ibadet etmekten söz ediliyor.

İnsanların tamamı şeytandan nefret eder; Ona kulluğu kabul etmezler.  Yeryüzünde hiçbir kimse şeytana namaz kılmak, oruç tutmak, dua etmek gibi şeylerle ibadet etmez. Öyleyse şeytana nasıl ibadet edilir? Yâsin suresi 60. ayette sözü edilen ibadet etme, şeytana tapınma değil, ona itaat etmedir. Şeytana kulluk onun karşısında namaz kılmak, kıyamda durmak, rükû ve secde etmek demek değildir. Şeytanın kulu “Abdu’ş – şeytan” olmak, onun istekleri doğrultusunda yaşamak, Allah’ın gösterdiği yolu terk edip onun gösterdiği yoldan gitmektir. Eğer bir kimse Allah’tan başkasını tanrılaştırır, Allah’tan başkasını tanrı makamında görür ve hayatını onun emir ve yasaklarına göre tanzim ederse ona kulluk ediyor demektir. Şeytan deyince aklımıza sadece cinlerden olma şeytanlar değil insanlardan olma şeytanlar da gelmelidir.

Cinlerden ve insanlardan olma şeytanlar, Allah’a teslim olmayan veya olamayan insanları tıpkı kendisi gibi Allah’a isyan ettirirler; Sureti haktan görünüp, kendilerini doğru ve dindar gösterip sağdan yanaşıp, (Âyette geçen sağdan yanaşmak deyimi doğru ve dindar görünerek yaklaşmak manasına gelmektedir.)  yanlışları ve haramları hoş gösterip (A’raf:16–17); Allah’a değil kendisine itaat ve tapmaya çağırırlar. Şeytana uyan ve tapan insanların kimisi şeytanlaşır ve tâğûtlaşır, kimi kâfir ve münâfık, kimi de günahkâr olur. Çünkü insan Allah’ın emirlerini arkaya attığı zaman ya şeytana ya da hevâsına (arzu ve isteklerine) tapmış ve kendi nefsini kendisine ilâh edinmiş olur. ( Furkan:43; Câsiye:23).

 

Yüce Allah, Yasin suresi 60 ve 61. Ayetin hemen ardından; “Hal böyle iken, ben sizinle şeytana ve şeytanlaşmış insanlara kulluk etmeyeceğinize dair sözleşme yapmış iken, size tabi olacağınız Sırat’ı müstegîmi göstermiş, size apaçık düşman olan şeytana karşı uyarmış iken, sizden ahit, söz almış iken yine de pek çoğunuz şeytana uydu, ona kulluk etti” diyor:

Andolsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akl etmez miydiniz?” (Yasin:62)

Şeytan insana sapıklıkta olan çoğunluklara uymayı emreder. Allah bu noktada şeytana karşı bizleri uyarır ve şöyle der:

Yeryüzünde bulunanların çoğuna (çoğunluğa) uyacak olursan, Seni Allah yolundan saptırır, Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler”  (Enâm/116)

Yeryüzünde yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu Müslüman olmayıp Allah’ı ve Allah’ın koyduğu hükümleri inkâr etmekle kâfir, O’na eş ve ortak koşmakla hem kâfir, hem müşrik; bir kısmı da hiçbir dine mensup olmayıp dinsizdirler. Onlar kendi zanlarına, fikir ve düşüncelerine hizmet etmektedirler. Şeytanın ve şeytanlaşmış insan ve kadroların isteklerine uyup; çoğunluk böyle diye onlara uyup hem kâfir, hem de müşrik olmak mı gerekir? Şeytan ve ona tapanların biricik düşmanı ise Allah’ın emirlerine teslim olan inançlı ve imanlı kadrolardır. Öncelikli mücadelesi de yine onlarladır. İşte yüce Allah, insanları böylece uyarmaktadır:

Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerimin helâlinden, temizinden yiyin. Şeytanın, şeytan tıynetli ahlaksız azgınların, şeytâni güçlerin peşlerine takılmayın, izlerinden gitmeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır; Şeytan ve şeytâni güçler size, kötülüğü, meşrû olmayan şehevî fiilleri, gayri meşrû ilişkileri, zinayı, haddi aşmayı, cimriliği, ahlâksızlığı ve Allah hakkında bilmediğiniz, bilemediğiniz şeyleri söylemenizi emrederek size rehberlik eder.” (Bakara:168, 169)

“Bilmemiz gerekir ki Allah’a kulluk, yalnız O’na ibadet etmekle değil, hem ibadet hem de emir ve yasaklarına itaatle gerçekleşir. Çünkü Allah, yalnız ibadet ilâhı değil; Aynı zamanda hüküm ilahıdır.

Onlar Kâfirlerin, Zâlimlerin ve Fâsıkların Ta Kendileridir

Yüce kitabımız Kur’an-ı kerim’e göre; Allah’a inandığı ve ibadet ettiği halde Allah’ın koyduğu hükümleri bilerek inkâr edenler kâfir, Allah’ın koyduğu hükümleri kabul ettiği halde onunla hükmetmeyenler ve amel etmeyenler zalimlerin ve fasıkların ta kendisidirler. Bu duruma aşağıdaki ayetlerde dikkat çekilir:

“…Artık kim Allah’ın indirdiğiyle (inkâr ederek) hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide suresi:44)

“Kim de (inandığı hâlde aksini yaparak) Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Maide suresi:45)

“Artık kim(inandığı hâlde amel etmeyerek) Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.” (Maide suresi:47;Hayrat neşriyat  meali)

 

İbni Abbas’dan rivayet edilmiştir ki: “Kim Allah’ın hükümlerini kabul etmeyip indirdiklerine değer vermez ve uygulamayı reddederse Allah’ı ve hâkimiyetini tanımamış olduğundan kâfir olur. Kim kabul edip de dünya menfaati veya cehaleti yüzünden hükmetmezse zalim ve fâsık olur.” Kâdı Beydâvî tefsirinde âyetin açıklamasında şöyle denilir: “Allahu Teâlâ’nın mutlak hâkimiyetini tanımamak veya hükümlerini küçümsemek ve beğenmemek, inkâr mânasına kâfirliktir.” Maksat inkâr olmasa bile, Allah’ın hükümleri adalet demek olup adaletin dışındaki uygulamalar zulümdür. Aynı zamanda Maide suresi 47. âyette geçtiği üzere “fâsıklık” denilmiştir. (İbni Kesîr (Çetiner), V, 1685-1690; Semerkandî, II, 203). [4/60; 6/114]

Ömer Nasuhi Bilmen de şöyle der: “Bir kimse hükm-ü İlahiyi kalben kabul etmez, onu bile bile lisanen inkâr ederse o takdirde kâfir olur. Fakat onu kalben tasdik ettiği halde terk eylerse kâfir olmaz, günahkâr olur.” (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Âlisi ve Tefsiri, 2.772.)

Bilmen, büyük İslam âlimi İkrime’den de şu alıntıyı yapar: “Her kim Allah Teâlâ’nın hükmettiği ile onu bilerek inkâr ettiği halde hükmetmezse kâfir olur. Fakat her kim onu ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse, o fasıktir, zalimdir, yoksa kâfir değildir.” (age)

Helal ve haram hükümlerini koymak Rabb olan bir varlığın özelliğidir. Kim Allah’ın helallerini haram, haramlarını helal kılarsa Rabblık iddiasında bulunmuş olur.

Faiz, zina ve içki gibi Allah’ın haram hükümlerini, birtakım kanun ve kararnamelerle meşru gösteren kimseler, Allah’ın helal ve haram kılma hakkına müdahele ettiklerinden Rabblık iddiasında bulunmuş olurlar. Bilerek isteyerek bu tür insanlara itaat etmek ve  peşlerinden gitmek ise şeytana ve bu insanlara kulluk etmek demektir.

Bu tür insanlar Allah korusun müslümanım dedikleri ve ibadet ettikleri halde şirke düşer ve dinden çıkarlar..