Naci KESENER: ŞEHİRLİLİK KAVRAMI VE MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ DURUŞ

ŞEHİRLİLİK KAVRAMI VE ÜLKÜCÜ-MİLLİYETÇİNİN DURUMU ÜZERİNE
Naci KESENER

Şehirlilik bir anlamda bireycilik demektir aslında. Bireycilik duygusu, sanatsal ve kültürel konularda kişisel yaratıcılık özelliklerini besleyen önemli bir ruh halidir. O yüzden de sinema, tiyatro, müzik, edebiyatla ilgili işler, kısacası kültür-sanat faaliyetleri hep şehirden çıkmıştır, veya gelişmiştir.

Fakat bireycilik konusunda  kantarın topuzunu biraz fazla kaçırdığınız zaman  zihinsel açıdan kişisel sorunlarla birlikte, önemli toplumsal sorunlara da neden olabilecek bazı sıkıntılar doğabilir. İstanbul’da da uzun zamandır oluşan iklim ve şu anki durum da bunun bir yansımasıdır. Mesela anti-sosyal kişilik bozuklukları, ilişkilerdeki acımasız pragmatizmle gelen kurnazlık ve onun olumsuz etkileri, şehirli insanın sorunlarından sadece birkaçını oluşturur. Bu sorunlar kişisel bir sorun olmakla kalmıyor, adeta toplumsal bir sorun olarak her noktayı etkiliyor. Sıkıntımız da bundandır. Bireyciliğin ayarının kaçması ile doğan bencillik, İstanbul şehirlisini, kibrini nezaket kullanarak kamufle eden kişi haline getirmiştir mesela…

Bugünkü şehirli eskisinden daha fazla benmerkezci anti-millî; tarih, toplum ve kültür tanımayan dejenere bir şehirli profili çizmektedir. Toplumun, geçmişten günümüze, millî ve manevi açıdan belli bir çizgiyi takip eden kesimi ile arasındaki bağlar neredeyse yok olma noktasına gelmiştir.

Bu şartlar altında bugün Ülkücü şehirli bir sınıf oluşturmak zordur. Çünkü anlayış olarak zihinlere yerleşmiş şehirlilik bakış açısı bize terstir.  O yüzden, “şehirde yaşayan Ülkücüler” vardır ama, bu anlamda “Şehirli Ülkücü” sınıfı oluşmamıştır. Oluşması için ise bu zihniyetin kabullerinin ve ezberlerinin dışında alternatif bir yol bulmak gerekecektir. CHP’li, liberal, solcu veya sol sempatizanı olan “şehirli” için bir sıkıntı yoktur. Çünkü şehirlilik kavramını batıdan -kötü ve tepeden inmeci bir şekilde- alarak kuralları koyanlar ve içinde yaşayanlar bunlardır. Ayrıca Hdp’nin seçmenleri de bu alanda kendilerine bir yer bulup sınıf oluşturmaya başlamışlardır.

Kültür ve sanatın bir ülkedeki başşehri, o ülkenin en kalabalık ve ekonomik açıdan en gelişmiş olan şehridir.
Ve burası bu anlamda bir mücadele alanıdır aynı zamanda.

Özetle bu konuda ciddi bir sorun yaşıyoruz.
Dolayısı ile şehirli bir sınıf oluşturamadığımız için bizim içimizden film çekecek yönetmen, oynatacak oyuncu, yapımcı vs. yetiştiremiyoruz. Kitaplar raflarda yer almıyor. Tiyatro sahnelerinde yokuz. Bu işler şehirli sınıf içinden çıkan organize  işlerdir.

Herkes teşkilatları sorumlu tutuyor olabilir ama Ülkü Ocakları’nın işi film çekmek değildir.
Bunlar bireysel eğilimlerle olacak işlerdir. Fakat bu noktada teşkilatların yönlendirme yapmasına, insanları organize etmesine, hatta sermaye oluşturma konusunda dolaylı yoldan yardımcı olmasına muhakkak ihtiyaç duyulacaktır.

Bu yazıyı yazma fikri biraz da gündemimizde olan “KAFES” filmi ile ilgilidir. Kendi bakış açımızı anlatan herhangi bir kültürel faaliyete su gibi ihtiyaç duyduğumuz halde neden ortaya bir değer koyamıyoruz? Potansiyel olarak, Ülkücü zeki ve üretken olsa da bu anlamda organize olma ve bireysel atılım yapma alışkanlığımız olmadığı için ortaya somut bir değer koyamıyoruz. Eleştirileri bir tarafa koyalım, KAFES filmini, bu konularda girişimcilik alışkanlığı kazanmak adına bizi motive edeceğine inanıyorum. Çünkü film bu anlamda örnek teşkil edecek bir değere sahip.

Sonuç olarak, şehirli olmanın temel kuralı olan bireyciliği bencilliğe kurban etmeden yaşamayı idrak eden yeni, alternatif bir şehirli anlayışının Ülkücüler tarafından oluşturulması  gerekiyor. Bu bir tarz olacaktır aynı zamanda.

Ve ben bu tarzın diğer insanlar için örnek teşkil edeceğini, Ülkücülüğü özendireceğini ve varlığımızı hissettireceğini düşünüyorum.