SARP YOKUŞ’UN KUT’U SIR’A DÖNÜŞÜRKEN / Gazi KARABULUT

SARP YOKUŞ’UN KUT’U SIR’A DÖNÜŞÜRKEN
Gazi KARABULUT

“Fakat o sarp yokuşa atılmadı.” (Beled 11) diyor İlahi kitap.

Ve akabinde devam ediyor sarp yokuşun ne olduğunu açıklamaya “Sarp yokuşun ne olduğunu sen nerden bileceksin?” ( Beled 12) suali ile.

Nihayet onun “tutsak bir boynu çözmek” olduğunu belirtip yapılması gerekenleri sıralıyor Yüce Yaratıcı 14. 15. 16. 17. ve 18. ayetlerle…

İşte SARP YOKUŞ ilahi kaynakla beslenip tasavvufi kaidelerle milli şuuru birleştiren bir eser.

Roman, diyemedim. Çünkü bir romandan çok öte.

Ulvi bir gaye ancak bu kadar güzel nakşedilebilirdi bir kitap ile.

Çınar Ata, bir tarihi serencamın, dünden bugüne bütün çizgilerini satır satır işlemiş SARP YOKUŞ ile.

Yeni bir Sepetçioğlu üslubunu yaşatmış okuyucularına.

O üslup, Kilid’i açmak için Anahtar’a ulaştırmış, Kapı açılmış ve Konak’tan içeri girmeyi sağlamıştı.

SARP YOKUŞ da gönlün kilidini açacak olan Kut’lu bir Sır ile Yesevi Otağının kapısına ulaştırıp, Üçler Yediler Kırklarla mana sofrasını kurdurarak, Geçitteki Ülkeyi Darağacı’ndan alan Yesevi yiğitlerini anlatmış ilmik ilmik. Bunu da Türklüğü nakış nakış işleyen, İslam’ı ayet ayet yaşayan Yesevi erenlerinin, Yesi’den başlayıp Anadolu’yu da aşan seferleri ile yaşatmış.

Ancak, şimdilik Türkiye’de baskıya giren bu eser en kısa sürede bütün Turan coğrafyasına ulaşması temin edilmelidir.

Çünkü, bütün bir Türk Dünyasının en büyük ortak değeri Hoca Ahmet Yesevi’nin o ulvi mesajları Turan için de büyük bir köprü olacaktır. Nitekim kitap ile ilgili değerlendirmelerde de bunun işaretlerini görüyoruz.

Mesela, Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly’nin kitap ile ilgili yaptığı değerlendirme, Türklüğün harcına yapılan vurgu ile başlıyor.

“Türklüğün, Türk tarihinin, kendilik bilincinin bilgelik temelli izahatının kaynağını teşkil eden Hoca Ahmet Yesevî’nin serencamının bir de buradan okunması gerek, dedirten bir eser… Çınar Ata, “Sarp Yokuş”ta bir tarih metafiziği ortaya koyarken bunu okuyucuya edebî bir akışla sunmayı başarmış. Eserin okuyucuda, bir Ak Sakaldan dinler hissini uyandırması, bu kadar hacimli bir eserin kolayca okunmasının en önemli gerekçesi olsa gerek…”

Evet, SARP YOKUŞ’U okuduğunuzda Abzal Saparbekuly’e hak vereceksiniz.

Alp Er Tunga’da emanet bulunan “Kut” ile başlayan roman Türk milletinin tarih boyunca verdiği mücadeleye yüklediği kutsal hedefi de ortaya koyan bir niteliğe bürünmüş. Her bölümünde yeni bir heyecan yükleyen, yüklediği heyecan kadar da kavramlara anlam kazandıran, mana yüklü silsile, okuyucuyu derinden etkiliyor.

Kitabı okuyanların tahlillerinde, kavramların ifade ettiği derin izlere vurgu yapılması, gayeyi de ortaya koymaktadır.

Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız, “Türk Hakanlarına bahşedilmiş olan “Kut” emanetinin Hoca Ahmet Yesevî ile “Sır” emanetine dönüşmesinin” anlatıldığını belirttikten sonra en can alıcı tespitini şöyle dile getiriyor.

“Hoca Ahmet Yesevi ile Sır’a dönüşen Kut’un kıyamete kadar bu coğrafyada var olacağını ve hatta Son Yesevi’nin “o gün” aramızda olduğunun, tekrar sahneye çıktığının işaretlerini veriyor.”

 

Türk Akademisi Uluslararası Teşkilat Başkanı Prof. Dr. Kıdırali Darhan ve Avrasya Yazarlar Birliği Başkan Yrd. Doç. Dr. Yakup Ömeroğlu da benzer vurgularla Yesevi ruhunun Türk dünyasını etkileyen felsefesi ile açıklıyorlar romanın güzelliğini.

Evet.

Her satırı ile bizi tarihin derinliklerinde gezdiren SARP YOKUŞ, o derinliklere ulviyet yükleyen “Kut’a” ve “Sır’a” dikkat çekerken; Yesevi’nin misyonunyla izah ediyor bu kavramların asl-i manasını.

Yer yer hüzünleniyorsunuz aslından koptuğunda bir milletin yaşadığı ahvale. Ama ümidinizi kaybetmiyorsunuz elden ele, gönülden gönüle gezen kutlu sırın işaret taşlarına umut bağlayarak. Nihayet karanlıkları aydınlatıyor kut, mana aleminde sıra ulaşınca. Sır, sizi Kızıl Elma’ya taşıyor aynı şevk ile.

Cihana hakim oluyorsunuz adalet ve töre düsturu ile.

Yer yer destur alma ihtiyacı hissediyorsunuz tarihi misyonda vazife ifa edebilmek için.

Kendinizi, Yesevi otağında erenlerle diz dize huşu içinde buluyorsunuz.

Sonra Türkistan’ı bir uçtan bir uca gezerek; Tanrı Dağları’nın serinliğini, Orhun’un kaynağını, Ötüken yaylalarının rüzgarını, Anadolu’nun Balkanlar’a koşan cengaverini yaşıyor; şükrediyorsunuz Yesevi Ocağı’nın ülkülerini ilke edindiğiniz için.

Daha fazla “Sır” vermeyelim.

Okuduğunuzda az bile söylediğimize şahit olacaksınız.

Sır’ımız Kut’lu olsun. Sarp Yokuşlar o Sır ile aşılsın.