Prof. Dr. Mustafa KAFALI: Suriye’de Türkmen Köyleri ve Ankara Antlaşması Hükümleri

Suriye’de Türkmen Köyleri ve Ankara Antlaşması Hükümleri

Prof. Dr. Mustafa KAFALI

 

Suriye Osmanlı hakimiyetine girdiği 1516 yılından 1918 yılına kadar 400 seneden fazla bir zaman kuzeyde Halep ve güneyde Şam olmak üzere merkeze bağlı iki vilayet halinde idare edilmiştir. Bu iki vilayetten Şam, esas itibariye Arap nüfusunun iskân sahası olduğu halde, Halep vilayeti nüfus bakımından kâhir ekseriyeti Türk vilayeti durumunda idi. Maraş, Gaziantep, İskenderun, Antakya, Urfa ve Rakka, Haleb vilayetinin sancakları idi. Bu sancaklardan ancak Rakka bölgesindeki XIX. yüzyıldan sonra Türk nüfus iskânı zayıflayınca Arap nüfusu onun yerine kaim olmuştur. Dolayısıyla asgarî bir tahminle, Haleb vilayetinin nüfusu merkezi de dahil olmak üzere %80’in üzerinde Türk nüfusun yaşadığı bir bölge durumunda idi. 1918 yılında Türk kuvvetlerinin Haleb’in kuzeyine çekilmesini takip eden hadiseler ve 1920 yılında Fransızlar ile yapılan hudut anlaşması Haleb vilayetini ikiye böler şekilde olmuştu.

Suriye’deki yerleşimler

Her ne kadar yukarıda söylediğimiz üzere 1939’da Hatay vilayeti Türkiye’ye ilhak edilmişse de halihazırda Suriye’de bilhassa Hayat vilayeti* ile Gaziantep vilayetimizin Suriye’ye komşu olan bölgelerinde kesiksiz olarak yüzlerce Türk köyü Suriye tarafından kalmıştır. Bunlardan birinci grubun Bayır ve Bucak Türkmenleri olduğunu söylemiştik. Bugün Lazyike vilayetine bağlı olan Bayır-Bucak bölgesi kâmilen Türk köyleriyle meskûndur. Yalnız, Antakya’nın Yayladağ hududuna komşu olan Keseb nahiyesi ile buna bağlı olan Çınarcık, İki-Oluk, Kara Duran, Kabacık, Eski Ören ve Düz-Ağaç köylerinde, sonradan buraya yerleştirilmiş olan Ermeni nüfusa da rastlanır. Fakat bunlar yekûn teşkil etmezler. Bu köyler isimlerinden de anlaşıldığı üzere eski Türk köyleri olmalarına rağmen Fransız idaresi devresinde iken Ermenilerin, adı geçen köylere yerleştirildikleri anlaşılıyor. Hemen bu köyleri takiben güneye doğru sahil tarafından Bucak nahiyesi köyleri, içeri kısımda da Bayır nahiyesi köyleri Uluçay (Nehr ül Kebir)’e kadar uzanır.

Uluçay, Yayladağ yakınlarından çıkarak, Lazkiye yakınlarından Akdeniz’e dökülen, bu bölgenin mühim ırmaklarındandır. Bucak nahiyesine bağlı Türkmen köyleri, Lazkiye’nin kuzeyinden denize dökülen Arab çayı (Nehr ül Arab)’ına kadar devam ederler.

Bucak bölgesinde Türkmen köyleri, bizim hududumuza yakın Güvercinkaya Burnu ve Kara-Duran Dağının sahil tarafından ve güneyinde yer alan Bodur-Su köyü ile başlar. Buna yakın olan Himmetli ve Kızıllı köyleri, iç tarafta ise Bohça-Ağız, Fakı-Hasan köyleriyle devam eder. Yine sahilde Alaca Burnu tarafında Alaca, Karakol-Köyü, Gümüş-Hort yer alır. Alaca bölgesinin güneyinde Akdeniz’e dökülen Kandil Deresi ile Akdeniz sahili arasındaki köyler, “İsa-Beğli Köyleri” adı ile anılır. Bu köyler şunlardır: İsa-Beğli, Karamustafa, Büyük Pınar Köyü, Çiçekli Yazı, Sazak, Bozoğlan, Ağtaş, Zeytuncuk, Kaynarca, Kara Koca, Kızanlı, Turunç, Kırca Ali, Kığır ve Damat köyü. Adı geçen köyler, İsa Beğli adını alan Türkmen teşekkülünün yerleşme sahalarıdır. Kandil Deresi ile daha, güneydeki Arab Çay’a kadar uzanan sahada sahile yakın olan Eski Kulluk, Dik Ağa, Çabıtlı, Süleyib ve Burç (Burc-ı İslâm) köyleri bu bölgenin güneyinde kalan en son Türkmen köyleridir.

Bucak nahiyesinin merkezi Kandil Deresi’nin doğusunda kalan Saray-Köy’dür. Saray Köy’ün kuzeyinde yer alan Bucak köyleri şunlardır: Gergili, Kara Bucak, Şeyh-Veli, Kantara, Mılıklı, Kisecik, Çardaklı, Yumurcak, Gökdağ, Mülk, Kepir, Kulplu-Seki, Karamanlı, Külâhlı, Halitli, Çangaralı, Çalkamalı, Filikli, Kerengül, Karaca, Türmenli köyleridir. Saray Köy’ün batısında Çamulu, Camuslu, Baskın, Kıraç, Parmaksız, İskenderli, Zinzif ve Bostancı köyleri bulunur.

Yine Saray Köy’ün güneyinde köyler şunlardır: Meydancık, Avanlık, Acramlı, Bel-Veren, Çukur-Veren, Zahre-Veren, Kandilcik, Hamam, Beyti-Nasir, Kara-Cücük, Moll-Mahmudlu, Kızıl Cura, Yalnız Çam, Mülek, Büyük Kızıl Cura, Hasancık, Kır Esat Deli Köy, Küçük Kırca Ali, Kestel ve Seğirt Ali Köyleridir. Bucak nahiyesinin güneyindeki Behlûlîye nahiyesine bağlı Hırbet Türk, Hırtes Türk Köyleri yine bu köylerin devamı durumundadır. Saray Köy’ün batısında ise Şiray, Elmalı, Ayvalı, Muran ve Emlik Köyleri yer alır.

Bucak Nahiyesi’nin doğusunda Bayır Nahiyesi yer alır. Bayır Nahiyesi’ndeki Türkmen köyleri, Uluçay hudutlarına kadar uzanır. Bu nahiyenin merkezi Kebeli’dir. Kebeli’nin kuzeyinde Türk hududuna doğru uzanan köyler, Türkiye tarafındaki Yayladağ kazasının köylerinin devamıdır. Bu köyler sırası ile şunlardır: Kara Kise, Moruklu, Keller, Salmur, Kara-Pınar, Salur, Yamadı, Zeytuncuk, Dağdağan, Dere-Yurt, Ablaklı, Dervişli, Çukurcuk, Kolcuk, Kabaklı, Çanacık, Cıvalık, Kop Kaya, Hıdan, Saldıran, Karaca Ağız, Kara Ahmet, İsa Pınar, Ilıcak, Aşağı Karamanlı, Yukarı Karamanlı ve Kör Ali Köyleridir.

Kebeli’nin doğusunda bulunan ve Uluçay’a doğru uzanan köyler ise sırasıyla: Kara Ağıl, Kuruca, Başara, Züveyli, Beyti Veli, Han Köy, Kazancık, Mağara, Kara Cura, Beberli, Ağca Bayır, Şambaz, Kelez, Şeren, Aynül Hamam, Şah Muran köyleridir. Kebeli’nin güneyindeki köyler ise, Mağara Dere, Gündeşli, Kapaklı, Han Bektaş, Hıbıtlı, Kasap, Çolturman, Dırahtlı, Ayvalık, Dığmışlı ve Çanlı (Gımam) Köyleridir.

Bayır Nahiyesi’nin batısında, kuzeyde Kızıl Dağ’dan çıkarak kuzey güney istikametinde akıp, güneyde Uluçay’a katılan Kızıl Çay, Bayır ve Bucak bölgelerini ikiye ayırır. Bucak bölgesi daha ziyade ovalık ve düzlükleri; Bayır bölgesi ise ismine uygun olarak yüksek tepeleri ve yaylaları ihtiva eder.

Umum olarak isimlerinden de anlaşılacağı üzere bu bölge, tamamen Türkmen nüfusla meskûndur. Bayır ve Bucaklı Türkmenlerden vilayet merkezi olan Lâzkiye şehrinde 15 bin kadar Bayır ve Bucaklı Türk yaşamaktadır.

Kuzey Suriye’de bulunan diğer grup Türkmen Köylerinin Haleb’in kuzeyinde yer aldığını söylemiştik. Bu köyler Hatay vilayetimizin doğusunda ve Antep Vilayetimizin güneyinde bulunan köylerimizin, Suriye’de devam eden uzantısı durumundadır. Bu köylerin en batısında bulunanlar Antep vilayetimizden çıkarak Kilis’in batısında Arslanlı Suyu, Deli Çay ve Basuncu Suyu ile birleşerek Kuzey güney istikametinde akan Afrin Suyu’nun batısında kalan, Havar Dağı ve Kurt Dağı bölgesinde bulunan Türkmen Köyleridir.

Afrin Suyu, Suriye topraklarına girdikten sonra Haleb’in batısında bulunan Seman Dağları’nı doğuda, Havar ve Kurt Dağı’nı batıda bırakmak üzere güneye doğru akarken, Havar Dağı bölgesinden İnce-Su ve Ok Deresi, daha aşağı bölgede de Kurt Dağından doğan Çerçim Deresi ile birleşir ve Batıya doğru dönüş yaparak Reyhanlı’nın kuzeyinden Hatay topraklarına girer ve Amik Gölü’ne dökülür. Afrin Suyu ile Türk hududu arasındaki bu bölgede pek çok Türkmen köyü mevcuttur.

Bu bölgenin kuzeyindeki  Havar Dağı ile güneyindeki Kurt Dağı arasındaki Ok Deresi vadisi boyunca, hududumuzda bulunan Meydan-ı Ekbez’den Suriye’ye giren Haleb Demiryolu geçer ve bu bölgeyi iki kısma ayırır. Kuzeydeki Havar Dağı bölgesi, umumiyetle Türkmen Aşiret Köyleridir.

Afrin Irmağı’na katılan İnce Su Irmağı, Havar Dağı bölgesini doğu ve batı olmak üzere iki bölüme ayırır. İnce Su’nun batısındaki, hududumuzdaki Meydan-ı Ekbez’den itibaren, güneye doğru Deli Osman, Bin Direk, Velidli, Deli Oba, Güvende, Tepe Köy, Koru Köy, Pullu, Salaklı, Atamanlı, Ali Viran, Firfirik, Meydanlı Oba, Alemdar, Çakmak, Küçük Çakmak, Çabanlı, Mamalı, Çençeli, Çarkıtlı, Çatal Kuyu, Küçük Solaklı, Öksüzlü, Göbek Köy, Dağ Abası, Şeyhler Abası, Dik Obası ve Mağara köyleri uzanır. İncesu Irmağı’nın doğusunda Antep hududundan güneye doğru Bülbül, Bali Köy, Beğ Abası, Mahmut Aba, Kale Köy, Ziyaret Köy, Serencik Orta Aba, Aşağı Oba, Salkaya, Ali Beğ, Karışık, Konak, Hıdırlı, Çalaklı, Sağır Oba, Kuru Göl, Kaş Uşatı, Bebe Uşatı, Kurt Uşatı, Alkanlı, Duraklı, Alıcı, Kızıl Baş, Küçük Kargın (Derviş Köy), Belen, Naz Uşağı, Meydanlık, Çorbacı Oğlu ve Anbarlı köyleridir.

Ok Deresi’nin güneyinde kalan Kurt Dağı Bölgesi’ni Çerçim Deresi kuzey güney istikametindeki iki bölgeye ayırır. Bu bölgede bir miktar Kürt köyü var ise de yekûn teşkil etmezler. Çerçim Deresi’nin doğusunda kalan ve Türk hududuna doğru olan bölümde, Derviş Aba, Küçük Atamanlı, Kadı Köyü, Mamalı Uşağı, Ömer Uşağı, Sarı Uşağı, Kantarlı, Birincili, Kantara, Mabedli, Çömezli, Ar Cura, Hacı Kasımlı, Arslanın Köyü, Satı Uşağı, Kışla Köy, Selçik, Çakallı, Şeyh Çakallı ve İn Kale Türkmen Köyleri bulunmaktadır.

Çerçim Deresi’nin doğusundaki Türkmen Köyleri ise Aşağı Kışla, Dar Güney, Su Başı, Çalaklar, Kara Baş, Büyük Çakallı, Hacı Hasanlı, Aşağı Çobanlı, Tatar, Hanlı, Kuran Köy, Kocaman, Şeyh Abdurrahman Gazi, Gümüş Burç, Yalın Goz, Hacılar, Aceli, Hacı İskender Köyleri uzanır.

Cebeli Seman’ın doğusunda ve Afrin Suyu vadisindeki Türkmen köyleri, kuzeyden güneye doğru sırayla şöyledir: Kurt Kulağı, Kara Kurt Kulağı, Kara Tepe, Kersen Taş (Nahiye Merkezi), Basut, Burç, Gaziler, Çadır Köy, İskân Köy, Celeme, Eski Celeme, Göl Bayırı, Yukarı Divan, Aşağı Divan, Molla Halil ve Atma Köyü.

Kilis Kazasının güneyindeki, Suriye tarafında kalan Azez kazasına bağlı Türkmen Köyleri, batıdan doğuya doğru yine aynı şekilde kesintisiz devam eder. Azez Kazası ile Afrin Suyu arasında kalan Türkmen Köyleri şunlardır: İki Dam, Dam, Kuzucu Pınar, Arpa Viren, Dikme Taş, Kozcu-Pınarı, Umranlı, Büyük Kargın, Ali Beğli, Çimeli, Direkli, Aşağı Dam, Kastal, Ziyaret, Katma, Metinli ve Ali Köy’dür.

Azez’in doğusundaki köyler ise: Sucu, Kefer, Parça, Kefer Cuş, İğde, Köy, Havar, Hacar, Nasıhiye, Tel Battal, Kısacık, Tel Şain, Ceke, Dudan, Kara Mezra, Beğdili, Kara Köprü, Yeni Yapan, Mırgıl, Şamandra, Savran, Tuğlu, Kızıl Mezra, Barak, Kefer, Kâni, Tel Hüseyin, Yel Baba, El Beğli, Yahmil ve Defterdar Köyleridir.

Azez’in güneyinde kalan Taşlı Horbil ve Baş Köy ise Haleb’e bağlıdırlar. Bab Kazası Haleb’in kuzeydoğusunda yer alır. Anteb hududumuzdaki al-Beğli Nahiyesi’nin Suriye’deki karşılığı Çoban Beğ Nahiyesi’dir. En kuzeydeki Çoban Beğ’den başlayarak güneyde Bab kazasına kadar uzanan Türkmen Köyleri sırasıyla şunlardır: Çıldır Apa, Şahin Mezrası, Rakıplı, Tel Hamur, Kadılı, Kara Göz, Gıdırıç, Zeyyatlı, Karur, Türkmen Barkı, Silisile, Haliloğlu, Ziyaret Köy, Yukarı Kanlı Kuyu, Kuruca Hüyük, Molla Yakub, Ayyaş, Kersenli, Bozluca, Ede Abat, Sekizler, Kalkım, Zülüf, Kapı Viran, Tepe Viran, Elçi, Mazıcı, Arap Gördük, Hacı Köse, Tepecik, Tarhın, Beş Çurun, Sap Viran, Kanlı Kuyu, Kör Hüyük, Kumru, Ulaşlı, Burgaz, Kendirli, Koç Ali, Kop Viran, Surnabat, Mehmet Ağa, Baş Köy (Nahiye), Acemi, Bayraktar ve Mağa Köyleridir.

Münbiç Kazası’nın kuzeyinde bulunan ve hududumuzdaki Akça Koyunlu Nahiyesi’nin Münbiç Kazasına doğru; Öküz Öldüren, Kara Göz, Hanefi Solak, Acar, Kındıra, Boz Hüyük, Bel, Viran, Çukur Viran, Göllü, Sabuncu, Kara Yakup, Koyunlu, Karataşlı, Kadılar, Çörten, Baltacık, Eşekçi, Kubbe Türkmen, Kantara, Mirza, Şehit, Memik, Küçük Arap, Hasan, Büyük Arap, Hasan Ala Baş, Mahzenli, Songur, Yaşlı, Taşlı, Hüyük, Kerpiçli, Çatal Viran, Aktaş, Yılanlı, Kurt Viran, Aşağı Çakal, Yukarı Çakal, Çoraklı, Ak Viran, Osman Geldi, Küçük Medene, Şeyh, Yahya, Ballı, Beğ, Viran, Ziyaret, Camus Viran, Denden Oğlu, Nafak, Halvacı, Boz Geyik Ziyareti (Bölge Türkmenleri arasında çok itibar gören bir ziyaretgâhın bulunduğu bir köydür.), Aşağı, Kuru Dere, Orta Kuru Dere ve Yukarı Kuru Dere köyleri yer alır.

Münbiç kazasının güneyinde ise İsmail Efendi, Ömer Beğ, Ak Çukur, Yalnız Dam, Küçük Köy, Öküz Gözü, Katma, Sıçan, Kazıklı, Çene, Küçük Çene, Küçük El Beğli, Küçük Kara Tepe ve Büyük Kara Tepe köyleri bulunmaktadır. Hududumuzdaki Barak Nahiyesi’nden itibaren Türkmen Barak köyleri yine Suriye tarafında devam ederler. Antep topraklarından doğarak Akça Koyunlu yakınlarından hududumuzu terk ederek Suriye topraklarına giren Sacır Suyu bir müddet güney doğu istikametinde seyrederek Avşar Bucağı yakının Fırat Nehri’ne karışır. Türk hududu ile Sacır Suyu arasında kalan köyler, umumiyetle Baraklı Oymağının yerleştiği köylerdir. Bu bölgede yer alan köyler sırasıyla şunlardır: Carablu (Nahiye), Aşağı Carablu, Harbül Ceman, Keklicek, Dögünük, Kara Kuyu, Kındıra, Taş Atan, Aşağı Taş Atan, Çimeli, Yusuf Beğ, Kuru Hüyük, Bulduk, Şeyh Ahmetli Köyü, Ak Pınar, Küçük Debis, Büyük Debis, Tatlı Kuyu, Kösecik, Bel Mağara, Kırk Mağara, Balaban, Tokar, Dedet, Tokar Selemi ve Kır Ata’dır.

Sacır Suyu’nun güneyinde ise Avşar Bucağı, Küçük Hamam, Büyük Hamam, Tavşan Köy, Keçici, Köpekli Kuyusu, Küçük Yılanlı, Büyük Yılanlı, Kersen, Domuzlu, Mağara, Kara Sofu, Küçük Merkez, Kara Seki, Yusuf Paşa Kışlası, Keçili Kuyu, Nafi Paşa Bahçesi, Küçük Sandal, Büyük Sandal, Şaşı Köy, Yukarı Uçkuna, Aşağı Uçkuna, Orta Uçkuna köyleri yer alır.

Bu bölge Türkmen Köyleri Fırat Nehrinin doğu tarafında da devam eder. Urfa Vilayetine bağlı, hududumuzda bulunan Mürşit Pınarı** nahiyesi ile Akça Kale Kazası’nın güneyine isabet eden bu köylerin en doğudaki hududu Belih Irmağı’na kadar uzanır. Bu bölgede yer alan köyler sırasıyla şunlardır: Zor Mağara, Kuran, Hacı İsmail, Kara Kuyu, Dolu Dağ, Gevrik, Yedi Kuyu, Kör Pınar, Ali Şar, Köpek Satan, Aşkan, Harap Bey, Çelik, Yukarı Taşlık, Aşağı Taşlık, Kan Kara, Tepe Viran, Domuz, Uzun Domuz, Pendir, Göbelik, Avhan, Derin Dur, Seyf Ali, Yeni Yapan, Yukarı Şeyhler, Aşağı Şeyhler, Ilıcak, Kur İni, Poyraz Oğlu, Kumluk, Zırp Kötek, Meydan,  Halilcik, Çakal Viran, Toraman, Boğaz, Kuyumcu, Kılınç Viran, Arslan Kuyu, Harabe Köy, Kırat, Kirik, Mağara, Geyik, Dede, Kula, Kara Kozak, Fıtık, Bucak, Sariç, Baş Kuyu, Eğerli ve Göllü Köyleridir.

Millî Mücadele ve Ankara Antlaşmasına göre

sınır bölgelerimiz

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra, harbin durması icap ettiği halde, Fransız kuvvetleri kendi nüfuz sahaları olarak kabul ettikleri güney illerimizden, ileri harekâta devam ettiler. Haleb Vilayeti’nin sancakları durumunda olan Urfa, Antep ve Maraş’a girmeye teşebbüs ettiler. Aynı zamanda Hatay, İskenderun üzerinden Çukurova bölgesine asker sevk ettiler. Bilindiği üzere Urfa, Antep, Maraş ve Çukurova’da Fransızlara karşı Türkler şiddetle mukavemet ettiler. Neticede Fransızlar bütün ileri hareketlerinde bu bölgelerde bulunan Ermenilerin de yardımlarına rağmen bütün, cephelerde bozguna uğradılar. Bunlara ilaveten Türk ordusunun 13 Eylül’de Sakarya’da kesin bir zafer kazanması üzerine Fransızlar, 20 Ekim 1921 (20 Teşrin-i Evvel 1337)’de Türklerle Ankara Antlaşması’nı imzaladılar ve bu toprakları bırakarak güneye çekildiler.

On üç maddelik Ankara Antlaşması’nın 8. Maddesine göre 1939 yılına kadar olan Hatay vilayetimizi hariçte bırakan güney hududumuz çiziliyordu. Buna göre Payas’ın hemen güneyinden başlayan hudud, batıdan doğuya devam eden hat boyunca Meydan-ı Ekbez’e ulaşıyor, oradan da Kilis’i Türkiye’de bırakmak üzere Çoban Beğ İstasyonu’na erişiyordu. Çoban Beğ’den itibaren Nusaybin’e kadar olan; Demiryolu Hattını Türkiye’de bırakmak suretiyle devam ediyordu. Bu antlaşmanın 7. Maddesine göre Fransız hakimiyeti altında kalan Türklerin hakları korunacak ve bu bölgelerde Türkçe, “Resmî Lisan” mahiyetinde olacaktı.

Dokuzuncu Maddede ise Fırat boyunda bulunan Caber Kalesi ve burada bulunan Süleyman Şah’ın, Türk Mezarı diye bilinen yeri Türk toprağı olarak kabul edilerek, buraya Türk bayrağı çekilecek ve bir Türk Garnizonu bulunacaktı.

Onikinci Maddeye göre Halep Şehri’nin su ihtiyacını karşılamak üzere Antep’in 15 km güneyindeki, Çağdan pınarından çıkan ve bir kanalla Haleb’e bağlanan Haleb Arığı ve yahut da Kuveyt suyu, Haleb’e kadar yol boyunca bulunan Türkmen köy ve kasabalarının da istifadesine açık tutulacaktı.

Onüçüncü Maddede ise hududun güneyinde kalan Türkmenler mer’a emlak ve arazilerinden istifade edip, vergiye tâbi olmaksızın istedikleri zaman Türkiye’ye serbestçe girip, çıkabileceklerdi.

Görüldüğü üzere güney hududumuzun tanzimi millî mahiyette olmayıp, siyasi hüviyet kazanmaktaydı. Çünkü hududun güneyinde o günkü miktarları ile yarım milyonun üzerinde Türk topluluğu mevcuttu. Fransız hakimiyeti onların varlığını yukarıdaki maddeleri de görüldüğü üzere resmen kabullenmek mecburiyetinde kalmıştı. Yukarıda da söylediğimiz üzere Haleb Vilayeti, sancakları, kazaları ve köyleri itibariyle azınlıklar bir tarafa bırakılacak olursa tam mânâsıyla bir Türk toprağı durumunda idi. Netice itibariyle o günün şartlarının doğurduğu zaruret münasebeti ile tanzim edilen hudud andlaşması; Türk nüfusun bittiği yerlerden, yani millî hududdan değil sun’i bir mahiyette olan demiryolu hattı esas alınarak, bu vilayetin Türk Topluluğunu arazileri ve mülkleri ile birlikte iki parçaya bölecek şekilde siyasi bir hududla ayrılmış bulunuyordu. 1938 yılında bugünkü Hatay Vilayetimiz, Atatürk’ün enerjik politikası neticesinde istiklâle kavuşmuş ve 1939 yılında da Türkiye’ye ilhak edilmişti. Fakat yukarıda saymış olduğumuz sayısız Türk köyü halen Suriye tarafındadır.

Son zamanların aktüel meselelerinden birisi de Türklerin, arazi ve mülklerinin Suriye hükümeti tarafından devletleştirilmiş olmasıdır. Ancak, Suriye hükümeti bu devletleştirme işini bir emr-i vâki ile ucuzca bitirebileceğini zannetmektedir. Suriye hükümeti bunu yapmakla, 900 yıllık vatan parçasından bu bölge Türklerinin toplu halde Türkiye’ye hicretini temin edecek bir vasatı hazırlamaktadır. Çünkü arazi ve mülkleri devletleştirildikten sonra bölge Türklerinin, onları bu toprağa bağlayan vatan ve yurt mefhumu ortadan kaldırılmış olacaktır. Dolayısıyla cüz’i fiyatlarla mülkleri ellerinden alınmış olan Türkler, belki de herhangi bir zorlama olmasa bile, kendiliklerinden Anavatan’a iltica edeceklerdir. Böylelikle hudud tanziminden 50 yıl sonra, asırlardır Türk yurdu durumunda olan bu topraklar, Türk nüfusunu kaybederek, Araplaşacaklardır. Yani asırlardır sürüp gelmekte olan dirlik ve düzen ortadan kaldırılarak Misak-ı Millî’ye uymayan, 20 Ekim 1921’de çizilmiş olan siyasi hududa tâbi olarak bu bölgeler boşalacağı için dünün siyasi hududu, netice olarak aleyhimize tecelli eden millî hudud hâline gelecektir.

Malûm olduğu üzere siyasi hududlar devlet hududlarıdır. Millî hududlar, her zaman siyasî hudutlara uymazlar ve siyasi hududların ötesinde de aynı soydan insanların devamlılığı mevzubahs ise, bu nüfusun bitim noktalarından geçerler. Bu durum Türk Devleti için bir hayli düşündürücü ve bu mesele, üzerine eğilmesi icab ettirici, şartları getirmektedir. Çünkü bu mesele, yalnızca Suriye hududları dahilinde kalan 300 bin Türk’ün davası değil, aynı zamanda Türk Hükümeti’nin de meselesidir. Hududlarımız haricinde kalmasına rağmen, halen muteber olan 1921 Antlaşması’na göre; Türk varlığı ve haklarının tespit edildiği bu topraklar, asırlardan beri binlerce şehit vererek muhafaza edilmişti. Siyasi hududlarımızın ötesinde kalan Türk topluluğu tarafından da aynı hatıraya binaen elde tutulmuştu. Dolayısıyla para mukabilinde bu toprakların bırakılması; Türk Milleti için unutulması güç bir acı hatıra haline gelecektir.

BİBLİYOGRAFYA

Altınay, Ahmet Refik, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri, İstanbul 1930.

İnan, Abdülkadir, “Gaziantep Vilayeti’nde Türkmenler”, Halk Bilgisi Haberleri, cilt IX. s. 138, 141, İstanbul 1940.

İnan, Abdülkadir, “Gaziantep Vilayeti’nde İl-Beğler”, Halk Bilgisi Haberleri, cilt IV, s.73-74, İstanbul 1934.

Özbaş, Ömer, Gaziantep Dolaylarında Türkmenler ve Baraklar, Gaziantep 1958.

Ülkütaşır, M. Şakir, “Cerablus Çevresindeki Türkmen Aşiretleri”, Halk Bilgisi Haberleri, cilt XI s.12-13, İstanbul 1940.

Sümer, Faruk, Oğuzlar, Ankara, 1967.

Sümer, Faruk, “XVI. Yüzyılda Anadolu, Suriye ve Irak’da Yaşayan Türk Aşiretlerine Umumî Bir Bakış”, İktisad Fak. Mec. XI. S.509-523, İstanbul 1952.

Yalgın, Ali Rıza, Cenubda Türkmen Oymakları, 1-2 Ankara 1933, 3-4, Adana 1934.
____________

* Hatay’ın güney sınırının hemen Suriye tarafında Lazkiye’ye bağlı Hayat bölgesi kastediliyor (Editörün notu).

** Geçtiğimiz birkaç yılda Kobani diye anılmaya başlayan, Ayn El Arab olarak bilinen bölge (Editörün notu).

KAYNAK:
https://millidusunce.com/misak/suriyede-turkmen-koyleri-ve-ankara-antlasmasi-hukumleri/