Pozitif Ülkücü Hareketler – Şükrü Alnıaçık

     MHP’nin 45. yılını, “Pozitif Ülkücü Hareketlerle” dolu bir hafta sonunda tamamladık.
8 Şubat Cumartesi günü Ankara’da Seçim Kampanyası Tanıtım Toplantısı yapıldı. Genel Başkan Sayın Devlet Bahçeli’nin açış konuşması, MHP’nin 45 yıldır canla başla çizilen ve artık uzaydan bile görülmeye başlanan karakter çizgilerini yansıtan, duygu yüklü bir konuşmaydı.

     9 Şubat günü ise bir süredir özlemle beklenen “İl Bilge Hatun Erinç Evi”nin açılışı vardı. Devlet Bey, orada da huzurun ve mutluluğun ideolojik manifestosuna benzeyen veciz bir konuşma yaptı.

     Bu konuşmanın, her kelimesi birer mitralyöz mermisi hükmünde, içeriği, “terör biterse MHP biter” diyen şaşkınların ahmaklığını delik deşik eden bir yaylım ateşi niteliğindeydi.

     MHP Genel Başkanı, 45 Yılın sonunda tarihi bir tavzih (açıklığa kavuşturma) hamlesi yapıyordu:

     “Devlet aklı” ve “derin akıl” gibi kavramların bu seviyedeki bir siyasi nutukta kullanılması önemliydi. MHP’nin uzun ömrünün sırrı bence de bu iki kavramın doğru algılanmasında gizliydi.

     Bugünkü AKP hükümetinin en büyük zafiyeti, “devlet aklından yoksun olması” değil miydi?

     “Derin akıl” belki de “intelijensiya”nın Türkçesi olarak ilk kez kullanılıyordu.

     Tarihi Türk-İslam tarikatlarını tazim eden “maneviyat halkası” söylemi, 1980’lerde Ülkücü kitle üzerinde etkili olan yanlış tarikat algısından kaynaklanan tereddütlerin aşıldığının bir belirtisiydi.

     Ancak Devlet Bey, bir sonraki paragrafta, geçmişteki sûfîlerin ve ozanların deyişlerinin “tavsiye niteliğinde” olduğunun da altını çizmeden geçmemişti.

     Atsız’a, Erol Güngör’e, Ahmet Arvasi’ye ve Galip Erdem’e tartışmaya mahal bırakmayacak bir şekilde resmen sahip çıkma, belli ki; ideolojik kargaşanın ve fitnenin önünü almaya yönelikti.

     Ben de bu iki gün boyunca sahada, masada, salonda ve genellikle de mikrofonun arkasındaydım.

     8 Şubat’ta, Pendik Ülkü Ocakları tarafından organize edilen ve MHP Kartal İlçe Teşkilatıyla da bütünleşerek adeta bir Anadolu yakası Ülkücü şölenine dönüşen toplantılar serisi, gecenin ilerleyen saatlerinde bittiğinde, hepimizde 46. yıla, davaya hizmet ederek girmenin huzuru vardı.

     Önce Ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal’a ait olan “Tarihi Millet-Kavim Millet” tasnifini yaptık. Tarihi olayların ortaya çıkardığı büyük milletler, Japonlar gibi tek tip olamazdı.

     Bugünkü Türk Milleti, Osmanlı Tarihinde yaşanan fetihler, isyanlar, savaşlar, toprak kayıpları ve göçler gibi Tarihi olayların oluşturduğu bir milletti. Biz de adı konmamış “Osmanlı Türkleri” idik.  

     1915 Ermeni Tehciri, 1920 tarihli Misak-ı Milli, 1923’te Lozan ve 1930’a kadar süren Rum Mübadelesi, “Osmanlı bakiyesi Müslüman nüfusun Türk olduğu” gerçeğine bağlı olarak yaşanmış olaylardı. Nüfus kâğıdımızdaki “İslam” bunun için fiiliyatta “Türk” demekti.

     Sonra Laiklik kaygısıyla açıkça söylenemediğini de hatırlatarak, “Nüfus kâğıdında İslam yazan herkes Türk’tür” tanımına ulaşmanın kıvancı içinde Pendik’ten ayrıldık.

     Tanımın özellikle günümüzdeki “etnik fitne” karşısında birliği savunan herkes tarafından büyük bir ilgiyle kabullenildiğini görmek ayrı bir mutluluk sebebiydi. Güneydoğu meselesinde artık iyice açığa çıkan “Kripto Ermeni” faktörüne dikkat çekerek, Ülkede Birlik-Ülküde Birlik idealimizi, bir kez daha vurguladık.

     9 Şubat’ta ise “Ülküm Eğitim Kooperatifi”nin davetlisi olarak Bursa’daydık. Ülkücü hareketin tarihindeki en büyük eğitim bağışına yapılan alkış uzadıkça burnumdaki sızı da giderek arttı.

     Gazi Üniversitesi Ülkücülerinden Ressam ve İş Adamı “Mazlum Ümit” Ülküm Eğitim Kooperatifi’ne Ülkücü kız öğrencilere yurt yapılması için değerli bir arsa bağışlamıştı. Üyelerin gururu ve Kooperatif Başkanı Mehmet Aydın beyin mutluluğu, görülmeye değerdi. Günümüz öyle keyifli ve müjdeli başladı ki; doğrusu ben, konferansın nasıl geçtiğini anlayamadım. 2,5 saat geçmişti ama ne onlar sorulara doyabilmişti ne de ben cevaplara…

     Ülküm Eğitim Kooperatifi, Ülkücü öğrencilere sistemli olarak burs veren kurumlardan biri, kooperatif olarak da alanında tek olduğunu biliyorum. Bir kız yurdu sahibi olmayı şimdiden garantilemiş görünüyorlar.

      13 yıldır faaliyette olan kuruluşun, “Alparslan Türkeş Üniversitesi” kurmayı hedefleyen vizyonu ve üyelerine sağladığı güven duygusu, göğsümüzü kabarttı. Bursa Milletvekillerimiz İsmet Büyükataman ve Necati Özensoy kooperatifin kurucu onur üyeleri…

     Bursa’da, Osmanlı Devleti’nin ilk başkentinde Başbuğ’un adına yakışır bir Üniversite kurma ülküsü, dakikalarca alkışlanıyor ve işte en çok alkış alan o sözler dilimden dökülüyor:

     “Bu pozitif Ülkücü hareketler devam etsin, siz o projeyi başlatın…

     Ben Alparslan Türkeş Üniversitesinin inşaatında amele olarak çalışmaya hazırım!
Not: Konferansta da zikrettiğim gibi… “Pozitif Ülkücülük” sözünün müellifi, Ülkü-yaz Genel Başkanı Dr. Hayati Bice’dir.