Muharrem GÜNAY: MALINI ALLAH YOLUNDA HARCAMAYANLARIN DURUMU

OTUZ RAMAZAN OTUZ KONU VE OTUZ HİKÂYE:
MALINI ALLAH YOLUNDA HARCAMAYANLARIN DURUMU

Muharrem GÜNAY
Cenâb-ı Hakk, ayetlerde malının zekâtını vermeyenleri şöyle uyarmaktadır:
“Bir de altın ve gümüşü biriktirerek onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu? İşte onları çok acıklı bir azapla müjdele.” (Tevbe/34)Bu âyette geçen “Malı Allah yolunda infak etmek”ten maksat, malın zekâtının verilmesidir.
“Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline! O, malının, kendisini ebedîleştirdiğini sanır. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu sen ne bileceksin? O, Allah’ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir. Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları hâlde) ateş onların üzerine kapatılacaktır. “(Hümeze suresi 1–9)

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Allah’ın verdiği mal ve servetin zekâtını vermeyen kimsenin bu malı kıyamet günü başındaki saçları dökülmüş, iki tane çengelli zehir dişi bulunan bir yılan şekline girer ve sahibinin boynuna dolanır, sonra da çengelli dişlerini adamın kulak altlarına saplayarak, “Ben senin sağ iken yığıp biriktirdiğin malım” der. Peygamber Efendimiz arkasından sözlerine delil teşkil eden şu ayeti kerimeyi okur:
“Allah’ın bol nimetinden kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler sakın onu kendilerine hayırlı sanmasınlar. Hayır, o, onlar için bir şerdir. Kıyamet gününde o kıskandıkları mal, boyunlarına tomruk edilecek. Kaldı ki, göklerin ve yerin mirası hep Allah’ındır ve Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Ali İmran/180)
Yine Sevgili Peygamberimize ifadesine göre:
“Mümin bir kimsede iki özellik bir arada bulunmaz. Bunlar cimrilik ve kötü ahlaktır.” (Nesâi, “Cihad”, 8)
“Altın ve gümüş (yani servet) sahibi olup da bu servetinin zekâtını vermediği takdirde, muhakkak ki, kıyamet günü o kimse için maden eritme potaları hazırlanır. Zekâtını vermediği altın ve gümüş bu potada eritildikten sonra, kişinin, yanları, alnı ve sırtı bu erimiş kızgın madenlerle dağlanır. Madenler soğuyunca tekrar eritilerek bu azap bin yıl süren bir kıyamet günü boyunca insanların işlediği amellerin hesabı görülerek hükme bağlanıncaya kadar sürer.” (Dürretül vaizin 3/310)

***
FİL YAVRUSU

(MESNEVİ’DEN)
Akıllı bir adam yolculuğa çıkacak arkadaşlarına:
“Geçeceğiniz ormanda birçok tehlike var dedi. Karnınız acıktığında sakın kuvvetsiz ve semiz olduklarına bakıp da fil yavrularını avlamayın, anneleri pusudadır ve evlatlarına zarar verildiği anada amansız bir düşman haline gelirler!.. Öğüdümü tutarsanız iyiliğe kavuşursunuz.
Arkadaşları teşekkür edip ayrıldılar. Ormandaki yolculukları pek çetin geçti. Bir süre sonra, karınları acıkmaya, susuzluktan dudakları kurumaya başladı. Tam o sırada yapayalnız dolaşan güzel bir fil yavrusu gördüler.
Verilen öğütleri unutup hırsla saldırdılar. Yavru fili yatırıp kestiler ve etinden kebap yaptılar… Kısa zamanda derin bir uykuya daldılar. Aç adam ise sürüyü bekleyen çoban gibi uyanıktı.
Akşama doğru kızgın bir fil çıkıp geldi. Korkuyla kendine bakan uyanık ve aç adamın etrafında üç kere dolanıp, ağzını üç kere kokladı. Onda yavrusunun kokusunu alamayınca uyuyanların ağzını koklamaya başladı. Evladını kebap edip yiyenleri tanıyınca, birer birer havaya kaldırmaya ve hırsla yere çarpıp öldürmeye başladı. Geride sadece yavrusunun etinden yemeyen akıllı ve uyanık adam kalmıştı. Anne fil ona hiç dokunmayıp ormanın derinliklerine çekilip gitti…
İşte böyle… “Kibir, hırs ve şehvet kokusu da fil yavrusunu yiyenlerin ağızları gibi kokar durur. Bu yüzden dualar kabul olmaz ve insan bin türlü bela ile karşılaşır…

***

GÖNÜL PENCERENİZ NE KADAR TEMİZ
Genç bir derviş, bir mürşide kavuşmak için yaya olarak yollara düşer ve memleket memleket dolaşır. Bir akşam bir kasabada, yatsı namazından sonra camide kalmak ister, fakat cemaatten yaşlı bir zat onu evine götürür ve misafir eder. Sabah namazından sonra sofra hazırlanırken, genç derviş de pencereden dışarısını seyretmektedir ve der ki:
“Efendim, kasabanızın sokakları ne kadar pis! Hiç temizlik yapmıyorlar mı?”
Yaşlı zat hemen eline su dolu kova ve fırça alıp dışarı çıkar, evinin camlarını bir güzel siler. Çünkü gece yağan yağmur ve rüzgar, bahçedeki tozları cama yapıştırmış, camlar çamur gibi kirlenmiştir. Sonra eve girer ve dervişe: “Şimdi bak dışarı, ne göreceksin?”
Genç derviş tekrar bakınca, sokakları tertemiz görür.
O zat der ki:“Pis olan sokaklar değil evin camlarıydı. Onu temizleyince sokaklar temiz göründü. Başkalarına bakarken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Gönül penceremiz ne kadar temizse, herkesi tertemiz görürüz. Eğer kendi penceremiz kirliyse, bütün alem gözümüze pis görünür. Evladım, sen kalbini herkese karşı tertemiz tut, o zaman herkesin iyiliklerini görür, kötü taraflarını hiç görmezsin, rahat edersin ve herkes seni sever”
Genç derviş bunları duyunca der ki: “Ben aradığımı buldum, bunlar bana ömür boyu yeter” der ve memleketine geri döner.