Muharrem GÜNAY: ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN TEDAVİ YÖNTEMLERİ

OTUZ RAMAZAN OTUZ KONU VE OTUZ HİKÂYE 6

ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN TEDAVİ YÖNTEMLERİ VE ORUÇ TUTMAMAYI MÜBAH KILAN HALLER.

  1. Astımlı hastaların rahat nefes almak amacıyla ağza püskürtülen sprey ve oksijenli su orucu bozmaz.
  2. Göz damlası orucu bozmaz
  3. Burun Damalsı orucu bozmaz.
  4. Kalp hastalarının kullandığı dilaltı hapı orucu bozmaz.
  5. Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme içme anlamına gelmemekle beraber, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için orucu bozar.  Ancak sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endeskopi, ultrason, kolonoskopi yaptırmak orucu bozmaz.
  6. İdrar kanallarına gire cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
  7. Anestezi

Anestezi, nefes yolu ve vücuda iğne verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu ve iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme içme anlamı da taşımaz. Buna lokal anastezi denir ki orucu bozmaz. Fakat bölgesel ve genel anastezi yapılırsa, ilaç ve serum damar yolu ile verildiği için orucu bozar.

  1. Kulak damlası ve kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Anca kulak zarı delik olursa, kulağı yıkayan suyun mideye ulaşması bakımından oruç bozulur.
  2. Diyaliz. Hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz, diğer diyalizlerde vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
  3. Anjiyo yaptırmak orucu bozmaz.
  4. Biyopsi yaptırmak orucu bozmaz.
    (D.İ.BAŞKANLIĞI’NDAN ALINMADIR)

NOT. Zaruret yoksa yukarıda sözü edilen durumlarda tedaviye iftardan sonra ve imsaktan önce başvurmak daha yararlıdır.

 

ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN HALLER

Ramazan orucunu tutmamayı mubah kılan mazeretler-özürler genel hatlarıyla şunlardır:

Sefer-Yolculuk

Sefer-yolculuk hali, genellikle sıkıntılı ve meşakkatli olduğu için birçok konuda kolaylıklar getirilmiştir. Yolcu olanlar için namazların kısaltılmasına ve cem edilmesine ( birleştirilmesine ) ruhsat verildiği halde, namaza göre daha yorucu ve yıpratıcı olduğu için orucun terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bunun yanında yolcu sayılan kimsenin, eğer gerçekten bir sıkıntısı yoksa ve zarar da görmeyecekse dilerse oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre gece niyetlenip gündüz sefere çıkan kimsenin orucunu tutması daha faziletlidir. Fakat bozarsa da kefaret gerekmez sadece kaza gerekir.

Hastalık

Oruç tutamayacak derecede hasta olanlar oruç tutmayabilirler veya oruç tutarken hasta olup oruç tutmakta zorlanacak olanlar da tuttukları orucu bozabilirler. İyileşince kaza ederler, iyileşmeyecek derecede hasta olanlar fidye verirler.

Gebelik ve Çocuk Emzirmek

Gebe-hamile ve emzikli olan kadınlar, kendilerine veya çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler. Daha sonra tutamadığı gün sayısınca kaza ederler.

Yaşlılık

Dinimiz oruç tutamaktan aciz olan yaşlıların oruç tutmasını istememiş, bunun yerine tutamadıkları oruç sayısı kadar her gün bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesini öngörmüştür.

İleri Derecede Açlık ve Susuzluk

Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan dolayı helak olacağından, beden ve ruh sağlığının ciddi boyutta bozulacağından endişe ediyorsa veya böyle bir şeyin tecrübe ile veya doktor raporu ile sabitse oruç tutmayabilir. Hatta ölüm tehlikesi varsa bu durumda oruç tutmak haramdır.

Zor Ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak

Aslında bir insanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması ve çalıştırılması uygun değildir. Buna rağmen böyle bir işte çalışıyorsa ve işinden ayrılırsa geçim sıkıntısına düşecekse ve toplum ona başka bir iş bulamıyorsa o zaman oruç tutmayabilir. Bunlar imkân bulurlarsa kaza ederler, bulamazlarsa yani sürekli aynı işi yapıyorlarsa fidye verirler.

Bunların yanında nafile oruç tutarken düğün ve sünnet vb davetlere çağrılan bir kimsenin de orucunu nafile orucunu bozmasında bir sakınca yoktur. Daha sonra bu orucu kaza eder.

Orucun Kazası

Ramazanda bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle yahut kasden veya yanılarak niyeti terk etmek suretiyle olabilir. Hangi sebeple olursa olsun Ramazanda tutulmayan oruçların kazası gerekir. Ayrıca başlanıp ta bozulan nafile orucun kazası gerekir. Ramazan orucunun kazası yasak günler dışında her zaman yapılır. Kaza borcunu geciktirmeden tutmakta fayda vardır.

Oruç Tutmanın Yasak Olduğu Günler

Ramazan bayramının birinci günü, kurban bayramının dört günü( tamamı )nde oruç tutmak haram bir diğer görüşe göre tahrimen mekruhtur.

Hayız ve nifas halinde olan kadınların oruç tutmaları haramdır; oruç tutmaları halinde tuttukları oruç kabul olmayacağı gibi ayrıca günah işlemiş olurlar.

Bazı günlerde oruç tutmak ise çeşitli sebeplerle mekruh sayılmıştır. Sadece Aşure gününde oruç tutmak Yahudilere benzemek ve onları taklit etmek anlamını içerdiği için mekruh sayılmıştır. Yine Cumartesi günü de aynı sebeple oruç tutmak mekruh sayılmıştır. Çünkü Cumartesi Yahudilerin kutsal günüdür. Cuma günü Müslümanların bayramı olduğu için bu günde de oruç tutmak mekruhtur. Fakat Perşembe ile birlikte Cuma günü de oruç tutulabilir.

Şek günü oruç tutmak mekruhtur. Havanın bulutlu olması gibi sebepler yüzünden Şaban ayının yirmi dokuzundan sonraki günün Şaban ayana mı yoksa Ramazan ayına mı ait olduğu konusunda şüphe meydana gelirse bu güne “Şek Günü “ denilir.

Peygamberimiz Ramazan ayına bir kaç gün kala oruç tutarak karşılamayı da (Ramazan ayı orucuna ilave olur endişesiyle) yasaklamıştır.

İki ya da daha fazla günü, arada iftar etmeksizin birbirine ekleyerek oruç tutmak ta mekruhtur.

BİZ İNSANLARIN KUSURLARINI GÖRMEYİZ

Günün birinde yolu bir dergâha düşen kendi halinde bir adam, dergahta, bir Mevlevi ile bir Bektasi”nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergahı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler.

Erenler baslar adama çeşitli nasihatlerde Bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.

Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır.

Mevlevi’nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine uç kişinin birden kolu sığabilir,

Hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır.

Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır. Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar acıktır.

Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister. Büyük merakla, önce Mevlevi’ye sorar:

“Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun? Bunun özel bir sebebi var mı?”

Mevlevi hiç beklemediği bu soru karsısında oldukça şaşırır. İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der: “Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz.

Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.”

Cevaptan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi”ye döner: “Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?”

Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der: “Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.”

KUSURLARINI BAŞKASINA SOR

Hz. Ali’ye bir gün dostu:

“Bana kusurlarımı söyle” Der.

Hz. Ali:

“Sen benim dostumsun her hâlin bana hoş görünüyor. Git kusurlarını başkasına sor” Der.

ÖZETLE;

Seveceksen öylece sev.  Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.

Birincisini zaten bulamazsın, kincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir.

Her ikisi de seni mutsuz eder. Birincisini bulamadığın için, İkincisini ise bulduğun için mutsuz olursun.