Muharrem GÜNAY: Kur’an-ı Kerim’de Zekât

OTUZ RAMAZAN OTUZ KONU VE OTUZ HİKÂYE:
NAMAZI GEREĞİ GİBİ KIL, ZEKÂTI VER…”

Muharrem GÜNAY
Kur’an-ı Kerim’de Zekât

28’i namazla birlikte olmak üzere 32 yerde zekât emri bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli âyetlerde geçen “infâk” emri zekâtı da kapsamaktadır. Zekâtın üzerinde bu kadar çok durulması onun dinimizde büyük önem taşıdığını göstermektedir birçok ayeti kerimede zekât verilmesi emredilmiş, hakkıyla zekâtı verenler övülmüş ve kıyamet gününde büyük mükâfatlara nail olacakları müjdelenmiştir. Zekât verme emrinin hemen namazın ardından, namazla birlikte emredilmesi “egimissalate ve êtüzzekat” önemi açısından ayrıca dikkate değerdir.
Yüce Allah, “Ellezîne yü’minûne bilğaybi ve yügîmûnessalâte ve mimmâ razagnâhüm yünfigûn”(Bakara/3) “Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar” dedikten sonra yine Bakara suresi 110 ve 261. âyetlerde şöyle buyrulmaktadır: “Namazı ikame edin (gereği gibi, dosdoğru kılın.) Zekâtı verin ve hayır işlerden nefisleriniz için önden her ne gönderirseniz, Allah katında onun sevabını bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görücü ve karşılığını vericidir.” (Bakara/110)

“Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dâne bulunan bir tek tohumun hali gibidir. Allah her kime dilerse ona kat kat verir.” (Bakara 261)
Yüce kitabımızda müşriklerin ve münafıkların özellikleri anlatılırken onların zekât vermediklerine ve cimri olduklarına dikkat çekilir:
“…Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve ahireti de inkâr ederler “ (Fussilet suresi 6–7)
Arapçada İnfak, Münafık sözcükleri aynı kökten gelirler. Münafık infak etmeyen insan demektir.. Münafıkların ortak özellikleri çok cimri olmalarıdır. (bak. Tevbe, 75–76) Müslüman malını Allah yolunda harcarken, münafık dinini, imanını mal biriktirme yolunda harcar.
Sevgili peygamberimiz bir gün etrafındaki ashabına: “Altı konuda bana söz verin, ben de sizin cennete girmenize kefil olayım“ buyurduklarında; Ashap: “Ey Allah’ın Resulü onlar nelerdir? Dediler.
Resulü Ekrem Efendimiz: “Namaz, zekât ve emanete riayet, nefsi zinadan, mideyi haramdan, dili kötü sözlerden korumaktır” cevabını verdiler. (Feyz’ül Kadir C: 2 Sayfa: 95 (Et-tergib ve’t terhib C:1, sayfa: 246)
Yüce Allah, namaz kılan ve zekâtını veren kulları için ebedi mutluluk yurdu olan cennetler hazırladığını beyan ederek, şöyle buyurmaktadır: “İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp zekât verenlerin Rabb’ leri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”(Bakara/277)
Zekât: bir nevi Allah’a ödünç vermedir. Verilen bu sadakanın karşılığını Allah kat kat verecektir. Nitekim bir Ayeti Kerimede şöyle buyrulmaktadır.

***

ÇOBANIN ZİYAFETİ
İran’a açtığı seferde Sivas’a doğru yol almakta iken, yaşlı bir çoban koşarak Yavuz’un huzuruna geldi ve:
– Sulağımıza hoş geldin Sultanım! Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire misafir olursan gönül alırsın, dedi
Yavuz Sultan Selim Han:
– Ben tek başıma değilim çoban baba. Ardımda koca bir ordu var, buyurunca, çoban tevekkülle boynunu büktü ve:
-Allah Teâlâ kerimdir. Hele sen bir mola ver. Misafir kısmetiyle gelir, dedi.
Sultan Selim Han:
“Bunda bir hikmet olsa gerektir” diyerek ordusuna mola emri verdi. Çadırlar kuruldu. Çoban sürüden dört koyun seçerek yüzüp temizledi ve kazana koydu. Sonra Sultan Selim Han’a:
-Sultanım, askerler eti yerken kemikleri kırmasınlar, diyerek tembihte bulundu.
Kazanlarda etler pişirildi ve gaziler davet edilerek kemiklerin kırılmaması bir daha tembihlendi. Nöbet nöbet sofralara oturuldu. Bütün ordu doyuncaya kadar koyunlardan yemelerine rağmen bu dört koyunun etlerini bitiremediler. Sonra çoban, kemikleri bir araya getirerek dua etti. Askerler “Âmin” dediler. Koyunlar Allah Tela’nın izniyle dirildiler ve sürüye tekrar katıldılar. Sadece koyunlardan biri topallıyordu. Olanlara herkes şaşırmıştı. Yavuz Sultan Selim Han, çobana:
– Bu niçin topallıyor? diye sorunca çoban:
– Bir kemiği noksan olduğu için, dedi.
Bunun üzerine Sultan Selim Han, sakladığı aşık kemiğini çıkardı ve:
-Baba! Sizi denemek istemiştim. Kamil bir veli olduğunuz anlaşıldı. Kusurumuz af ola. Bizi dualarınızdan eksik etme, diye rica etti.
Çoban da:
– Allah Teâlâ’nın yardımı senin üzerindedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber Efendimiz ve sahabeleri senin yanındadırlar. Merak etme, zafer senin olacak, muzaffer olarak döneceksin, dedi.