Muhteşem Yüzyıl ve Evlat Katli Meselesi – Şükrü Alnıaçık

    Muhteşem Yüzyıl’ı arada bir izlerdim. Akşam izlerken uyuyakalmışım. Ben uyumadan önce Cihangir, ağabeyine babasından aldığı haberi, bir müjde olarak veriyor ve onun ölmeyeceğini söylüyordu.

     Kurduğu cümleler, öylesine içliydi ki; bugüne kadar dünyada hiçbir kardeş ağabeyine böyle konuşmamıştır. İşte tam da orada uyumuşum. Sonra bir baktım memlekette bir Kanuni düşmanlığıdır almış gidiyor. Öyle ya!.. Küçük oğlunu kandıran, büyük oğlunu öldüren bir Kanuni’yi artık kime sevdirebilirdiniz ki?..

     AK entellerin yeni misyonu… Ölüyü diriyi hallettiler; sıra “Muhteşem Süleyman’a” geldi.

     Bu Beyoğlu kefereleri, Kanuni’ye sataşmadan önce, İla’y-ı Kelimetullah için Belgrad’dan 4 metrekarelik bir büfe yeri alacaklar; ondan sonra konuşacaklar…

     Orta Asya’dan beri Türk hâkimiyet anlayışı, “rekabet” usulüne dayanır: “Ülke, hanedanın ortak yönetimi altındadır. Sonucuna katlanmak kaydıyla hanedanın her üyesi, payitahtta hak iddia edebilir.” Yani Avrupa’daki gibi önceden belirlenmiş bir taht varisi (veliaht prens) yoktur. Bugün çocuklarımıza ismini verdiğimiz Mete, (Bahadır) Bilge Kağan, Cengiz Han, Alparslan, Yıldırım, Fatih, Yavuz, Kanuni hep bu çetin veraset usulüyle yetişmişlerdir.

     Bu anlayış, bir yandan da sürekli taht kavgası ve iç savaş üretmiştir. Fatih’in duruma el koyarak, çözüm olarak “şehzade katli”nde karar kılmasının sebebi budur. Orta Asya’dan beri taht kavgalarıyla 10 – 15 imparatorluk yıkarak 1453’lere geldikten sonra Fatih dayanamamış; her taht kavgasında on binlerce Müslüman Türk öleceğine sadece “bir iki Türk”ün ölmesini hükme bağlamıştır:

     ‘‘Ve her kimseye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katl eylemek münasiptir. Ekser ûlema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.’’ (Fatih Kanunnamesi)

     Türk tarihinde Nizam-ı Alem için evladına kıyabilen hükümdarlar, 1402’de başlayıp 11 yıl süren fetret devrindeki gibi dörde bölünen milletin birbirini kırmasına mani olan kahramanlardır.

     Osmanlı’da çöküş ise, 1603’ten sonra “veliaht prens” uygulamasına geçildikten sonra başlamıştır. Bu yıllardan itibaren, kendisini rekabet duygusu içinde tahta hazırlayan bir tek cihangir padişah göremezsiniz. Balık baştan konunca da tüm kurumlarda gerileme görülmüş ve sonu “Mondros” olan yola böyle girilmiştir.

     Gelelim “Siyaseten Katl“in duygusal tarafına…

     1- O zamanlar da “ölüm” elbette yine ölümdü ama “kardeş” bugün bildiğimiz gibi kardeş değildi. Anneleri ayrı, sancakları ayrıydı. Siyasi rakipler gibi yetişirlerdi. O TV Dizisindeki aptal senaryoya kasıtlı olarak, kardeşler arasında bugün bile görülmeyen aşırı bir duygusallık yüklenmiştir.

     2- Türk hâkimiyet anlayışına göre “Hanedanın her üyesi (1. Murat’tan itibaren sadece padişah evlatları) sonucuna katlanmak kaydıyla payitahtta hak iddia edebilir”di.

     3- Veliaht prens uygulaması (Padişah öldüğünde en yaşlı şehzade tahta çıkar kuralı) I. Ahmet’ten itibaren uygulanmaya başladı. Bu tarihten sonra da bir Yavuz veya Kanuni yetişmedi.

     4- Fatihleri yetiştiren hâkimiyet anlayışının tek kusuru, fetret devrindeki gibi taht kavgalarının çıkmasıydı. Bu da “Nizam-ı Alem” için bir tehditti.

     5- Bu yüzden de Osmanlı hanedanı, kendi ailesine kardeş katli fedakârlığını yüklemişti. Bundan sarfınazar ettikleri anda duraklama ve gerileme başladı. Yeni Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler yetişmedi.

     Sonuç: Krallıklar döneminde siyaset, “sadece hanedan üyelerinin hakkı” olduğu için ve Türk töresine göre 1603’e kadar padişah çocukları potansiyel birer taht varisi oldukları için şehzadeler, birbirleri için kardeş değil, bugünkü siyasi parti liderleri gibi sadece “rakip”tir.

      Dolayısıyla bu ölümler, Atatürk’e suikast, Menderes’in ölümü, Özal’ın zehirlenmesi gibi siyasi öldürme veya öldürmeye teşebbüs vak’alarıdır. Durumun “kardeşlik”le bir ilgisi yoktuır.

     “Türk Tarihinde Siyaseten Katl” konusu derin bir konudur. Kanuni, Mustafa’yı boğdurmakta haklıdır ve Atatürk dahil herkes bunu bilerek “Ecdadımız Fatih, Yavuz ve Kanuni…” ile övünmüştür.

     Kendi ecdadında bir Çelebi Mehmet bile bulunmayan Kriptoların, Wrangel mültecisi Beyaz Rus senaristlerin, şarap içmekten devlet kurmaya vakit bulamamış etnik çıfıtların oyununa gelerek, şanlı tarihimize küsmeyelim!

     Dün ecdadımız, devletin bekası için evladından vazgeçiyor fakat üç kıtaya hükmediyordu.   Bugünün yöneticileri, çocuklarına gemiler ve milyon dolarlar kazandırmak için devletin bekasından vazgeçiyor ve milli bütünlüğümüzü koruyamıyor.

     Bence gelin, o “Muhteşem Yüz yılı” değil, bu “Müptezel On yılı” konuşalım.