Muharrem GÜNAY: İNSANLARIN EN HAYIRLISI

İNSANLARIN EN HAYIRLISI İNSANLARA HİZMET EDEN VE ONLARI SEVİNDİRENDİR.

Muharrem GÜNAY
Namaz dinin direği olmakla beraber namazın yanında insanlara ayırım yapmadan hizmet etmek te başlı başına bir ibadettir. Bazı İslam âlimlerine göre:
“Namaz oruç gibi ibadetlerin çoğu insanın kendisi kendi iyiliği içindir. Asıl ibadet nasa- insanlara hizmettir.” Burada namazın dışında ve namazımızın sevabının daha da artması ve Allah katında sevgili bir kul olmak için insanlığa yapılması gereken hizmetlere dikkat çekilmek istenmektedir.
İnsanlara herhangi bir şekilde hizmet etmek, onlara faydalı olmak ve yine herhangi bir suretle onları sevindirmek, mukaddes dinimiz İslâmiyette büyük sevâp kazanmaya vesiledir.
Nitekim Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Farzlardan sonra en kıymetli amel, müslüman kardeşini sevindirmektir.” (Taberânî)
“Allahü Teâlânın en sevdiği iş, elbise vererek veya doyurarak yahut başka bir ihtiyâcını karşılayarak, bir mü’mini sevindirmektir.” (Taberânî)
Bu konuda Sevgili Peygamberimizin başka müjdeleri de vardır:
“Bir kimse, Allah için, bir Müslüman kardeşinin yararına ve onun rızasına bir işe çalışır ise, göz açıp kapayacak kadar zaman içinde dahi masiyet işlemeden Allah-u Teâlâ’ya bin yıl hizmet etmiş gibi sevap alır.” (Şirat’ül İslam, s:254)
“Din kardeşinin bir işini yapana binlerce melek duâ eder. O işi yapmaya giderken, her adımı için bir günahı affolur ve kendisine kıyâmette ni’metler verilir.” [İbn-i Mâce]
“Din kardeşinin bir işini yapmak için gidenin, her adımında 70 günâhı affedilir ve 70 sevâb verilir. O iş bitene kadar, böyle devâm eder. İşi yapılınca, bütün günâhları affedilir. O işi yaparken ölürse, sorgusuz, hesâpsız Cennet’e gider.” (İbn-i Ebi’d-dünya)
“Bir kimse, din kardeşinin râhata kavuşması veya sıkıntıdan kurtulması için hükümet adamlarına gidip uğraşırsa, kıyâmette sırât köprüsünden, çok kişinin ayaklarının kaydığı zaman, Allah, onun sür’atle geçmesi için yardım eder.” (Taberânî)
Namaz, oruç ve hac gibi yapmakla yükümlü olduğumuz ibadetler bizim Allah’a olan kulluk ve şükür borcumuzu yerine getirmektir. Asıl ibadet insanlara hizmet etmektir. Peygamberimize:
—İnsanların en hayırlısı kimdir? Diye sorduklarında Sevgili Peygamberimiz:
—İnsanların en hayırlısı insanlara hizmet edendir buyurmuşlardır. (Binbir Hadis 1. Cilt, Hadis No: 426)
Bir başka hadis-işerifte ise şöyle buyurmuştur:
“İman yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâilâheillallah” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandandır.” (Buhari, İman, 3; Müslim, İman, 57, 58)
Ele geçen mevkı, makam, akademik kariyer, mâlî imkân gibi bütün ni’metleri insanlara, millete-memlekete, vatana, devlete, müslümanlara, İslâmiyete hizmette kullanılmalıdır. Bu durum, hem o ni’metlerin kendisine verilmesinin sebebi, hem de imtihânı kazanmaının şartlarından biridir. Nitekim Peygamber Efendimiz, hadis-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki:
”Allahü Teâlâ, bazılarına dünyada çok ni’met vermiştir. Bunları, kullarına faydalı olmak için yaratmıştır. Bu ni’metleri, Allahü teâlânın kullarına ulaştırırlarsa, ni’metleri azalmaz; ulaştırmazlarsa, Allahü Teâlâ da, ni’metlerini bunlardan alır, başkalarına verir.” (Taberânî)
“Allahü Teâlâ, bazı insanları, halkın ihtiyaçlarını karşılamak, onlara yardımcı olmak için yaratmıştır. İhtiyaç sahipleri bunlara başvurur. Bunlar için âhirette azâp korkusu olmaz.” (Taberânî)
“Duâsının kabul, kederinin yok olmasını isteyen, darda kalanı ferâhlandırsın!” (İbn-i Ebi’d-dünyâ)
“Kim, arkadaşının ihtiyâcını görürse, Allah da onun ihtiyâcını karşılar.” (Taberânî)
“Bir müslümanın sıkıntısını giderene, Allahü teâlâ iki nur verir. Bu iki nurla Sırât’ta o kadar çok kimse aydınlanır ki sayısını ancak Allah bilir.” (Taberânî)
“Müslüman kardeşini sevindirmek mağfirete sebep olur.” (Taberânî)

“İnsanların En İyisi İnsanlara Hizmet Edendir”

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Allah’a insanların en sevimli geleni, insanlara en çok yararı olan ve kendisine zumlu/zararı dokunanı affedendir” (Şir’at’ül İslam, s:255)
“İnsanların en iyisi, insanlara iyilik edendir.” (İmâm Ahmed)
“Arkadaşın iyisi arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik edendir.” (Tirmizî)
“En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmeyeceğinden emin olunandır.” (Tirmizî)
Kutadgu Biligde insanın tanımı yapılırken: “Kişi (İnsan), derler, insan kimdir? İnsan başkalarına faydalı olan ve onların işini gören kimsedir.” (3269. Beyit) Denilir. Eski Türkler, insanların işini görmeyen ve kötü ahlak sahibi olan insanlara “kişiliksiz” derlerdi. Bu söz günümüzde de aynı anlamda kullanılmaktadır.

Pîri türkistan hoca Ahmet Yesevi’ye göre de Yüce Allah katında “En büyük, en yararlı ve en çabuk erdirici ibadet, insana hizmettir” ama ihtiyaçlı olana yani “garip, fakir, yetim olan insana hizmettir.”
Sevgili Peygamberimiz: “İnsanların hayırlısı, insanlara faydası olandır” . “buyuruyor. (Binbir Hadis 1. Cilt, Hadis No: 426 Mehmet Arif Tercüman 1001 Temel Eser ),
Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mü’minin benzediği bir ağacı söyleyiniz, o öyle bir ağaçtır ki yaprakları hiç dökülmez, meyvaları bir vakit yok olmaz. O işte hurma ağacıdır.” (Mü’min de her yönüy¬le başkalarına faydalı olmalı ve özviyle meyvasını dağıtmalı) (İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercümesi, Aydın Yayınevi: 1/34)
“Yaradılmışların hepsi Allah’ın ailesidir. Bunların içinde Allah’ın en fazla sevdiği halka faydalı olandır.” (Binbir Hadis, Hadis No: 434 M. Arif)
Namaz, oruç gibi hizmetlerin yanında insanlara, Müslümanlarla, bir araya gelecek yurt dışında ve yurt içinde dernek ve teşkilatların, mescitlerin yapılması ve açılması da onlara sohbet imkânı sağlamakta büyük bir ibadettir. Bu konuda da kâinatın efendisi şöyle buyuruyır:
“Bir hayrın yapılmasına yardım eden hayır ve sevapta onu yapan gibidir. “(Binbir Hadis, Hadis No: 442 M Arif ),
“İlahi rahmete ulaşanlar, insanlara hatta hayvanlara karşı merhametli, şefkatli ve güzel davrananlardır. Yeryüzündeki bütün milletlere merhamet ediniz, gökyüzünde bulunanlar da size merhamet etsinler. ” (Binbir Hadis, Hadis No: 460)

Kudsi Hadis:

“Allah dedi ki:
– Ey insan hasta oldum, ziyaretime gelmedin.
İnsan sordu:
– Ey Rabbim sen âlemlerin Rabbisin… Seni nasıl ziyaret edeyim?
Allah buyurdu:
– Bilmiyor musun? Falan kulum hasta oldu; ama sen onu ziyaret etmedin; eğer onu ziyaret etseydin; beni yanında bulacaktın.
Allah dedi ki:
– Ey insan. Açtım, doyurulmamı istedim; beni doyurmadın.
İnsan sordu:
– Ey Rabbim! Ben seni nasıl doyururum? Sen âlemlerin Rabbisin.
Allah buyurdu:
– Falan kulum senden yemek istedi; sen yedirmedin… Bilemedin mi? Ona yedirseydin beni yanında bulacaktın.
Allah buyurdu:
– Ey insan su istedim; vermedin.
İnsan sordu:
– Ey Rabbim sana nasıl su vereyim? Sen âlemlerin Rabbisin.
Allah buyurdu:
– Falan kulum senden su istedi; vermedin. Ona su verseydin; beni yanında bulacaktın… Bunu da mı anlayamadın?” (Hadis-i Erbain, 15. Hadis, Sadreddin Konevî)
Evet, bu kutsi hadiste sevgili peygamberimiz, Allah’ın vahyettiğini kendi sözleriyle bize anlatmıştır. Bu kutsi hadiste de görüldüğü gibi, hasta, aç, susuz insanın gönlünü almak ve insanlara hizmet etmek “Allah’a yakın olmanın en kestirme yoludur”.
Mâdemki İslâm’a göre en yüce ibadet insanlara nizmettir. Öyleyse bu konuda yüce kitabımız Kur’an ne diyor:
Önce namaz suresi dediğimiz ve sık sık okuduğumuz “el-Mâun” suresinden başlayalım. “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar kıldıkları namazda gafildirler” ifadesinin yer aldığı el-Mâun suresinde şöyle deniliyor:
“Dini yalan sayanı görüyor musun? İşte yetimi itip kakan; yoksulu doyurmayı özendirmeyen odur…
Yazıklar olsun o namaz kılanlara… Onlar namazlarından gafildirler… Onlar gösterişçilerin tâ kendileridir… Zekâtı da menedenler onlardır.” Yüce Kuran’daki bu ayetlere göre münkir ve münafığın özellikleri şunlardır.
1- Yetimi İtip kakmak
2- Yoksulu doyurmayı özendirmemek
3- Namazdan gafil olmak
4- Gösterişçi olmak
5- Zekâtı menetmek.

Maun suresinde sayılan beş özellikten üçü garip, fakir, yetimlerle ilgili… Beled suresinin 10–17 ayetlerinde Yüce Allah şöyle diyor:
“Biz ona iki yol gösterdik, fakat o sarp yokuşa saldıramadı. Nedir sarp yokuş biliyor musun? Köleleri hürriyete kavuşturmaktır. Açlık günlerinde açları doyurmaktır. Yakındaki yetime toprakta sürünen bir yoksula sonra da iman edenlerden birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.” el-İsra 26. Ayette:
“Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver” memiz emredilmekte;
En-Nur 22. Ayette ise:
“Sizden erdem ve servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere vermekte kusur etmesin” buyrulmaktadır.
Bakara suresi 83. Ayette:
“… Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın…”
Nisa 36. Ayette:
“Allah’a ibadet edin, ona eş koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, gariplere, emriniz altındakilere iyilik edin” denilmektedir.
Yüce kitabımız Kur’an’da yukarıdaki ayetlere benzer çok ayet vardır. Bu ayetlerden Rum suresi 38. Ayette, yüce Allah’ın cemalini görmek isteyenlere akrabaya, yolcuya ve yoksula haklarını vermeleri tavsiye edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:
“Haydi, akrabaya, yoksula, yol oğluna hakkını ver. Bu Allah’ın cemali’ni dilemekte olanlar için hayırlıdır ve onlar korktuklarından emin, umduklarına nail olacaklardır.”
Bu ayette de açıkça görüldüğü gibi, Allahın cemali’ni görmeyi dileyenler, yani Allaha ulaşmak ve O’nu görmek isteyenler, yani kendileri için Mirac talebinde bulunanlar, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını verecekler. Yüce Kur’an “hak”larını ver diyor. Yani verilen onların hakkı olandır. Yüce Kur’an yoksulu yediren, doyuran, akrabaya, ihtiyaç sahibine haklarını verenlere güvence veriyor ve diyor ki:
“Onlar korktuklarından emin olacaklar; umduklarına erişeceklerdir.”
İnsan /ed-Dehr suresinde ise:
“Sevdiklerinden vererek yoksulu, yetimi, tutsağı doyururlar. Biz ancak Allah’ın cemali için yediriyoruz, sizden karşılık da beklemiyor, alkış da…” buyruluyor.
Ahmet Yesevi hazretleri ise hikmetli divanında:
“Kim Allah’a ulaşmak istiyorsa… Garip, yoksul, yetimlerin gönlünü alsın…” diyor.
Allah’ın cemalini görmenin ve Allah’ın rızasını kazanmanın, salih amel işlemenin ve salih bir kul ve insan-ı kâmil olmanın yolunu Ahmet Yesevi, Hikmet’inin hemen başında veriyor.
Sözü söyledim, kim isterse Allah’ı görmek
Canını canına bağlasın, damarlarını eklesin
Garip, yetim, fakirlerin gönlünü alsın.

Bütün gücünü toplayıp, çabalarını tek hedefe yöneltip, gariplerin, yolda kalmışların, yetimlerin, anasız babasızların, fakirlerin, yoksulların yardımına koşanlar, işte onlar, Alah’a ulaşmak yoluna girmiş olanlardır.

İşte hikmet:
Garip, fakir, yetimlerle elçi ilgilendi
O gecede mirac oldu Allah’ı gördü
Döndü geldi yine fakirlerin halini sordu.

Sorunun karşılığı çok açıktır. Allah elçisi’nin Mirac’a ulaşması insanların garipleriyle, fakirleriyle, yetimleriyle ilgilenmesiyle oldu. Öyleyse sen de Allah’a yücelmek istiyorsan işte yöntem:
Nerde görsen gönlü kırık merhem ol!
Öyle mazlum yolda kalsa hemdem ol!
Mahşer günü dergâhına mahrem ol!
Akıllı isen işte bir hikmet daha:
Akıllı isen gariplerin gönlünü al
Mustafa gibi ülkeyi gezip yetimleri ara.

Divanı Hikmet’in yapraklarında ilerlemeği sürdürelim:

Garip, fakir, yetimleri sevindir
Aziz canını parçalarcasına çalış
Yemek bulursan canın ile konuk eyle
Hak’tan işitip bu sözleri söylüyorum.

Garip, fakir, yetimleri kim sorarsa
Razı olur ol kulundan Yüce Allah
Ey habersiz, sen sebepsin, kalanı sırdır
Hak mustafa öğüdünü söylüyorum.

Rasul önüne bir yetim gelmişti
Garip ve müptelâyım demişti
Acıdı resul onun haline
İstediğini verdi eline
Rasul dedi ben de bir yetimim
Yetimlik ve gariplikle yetişdim
Muhammed dedi ki kim ki yetimdir
Biliniz o benim has ümmetimdir
Yetimi görseniz incitmeyiniz
Garibi görseniz küstürmeyiniz
Ahmet Yesevi’ye göre Yüce Muhammed’in yolunda, İslam dininde “En büyük, en yararlı ve en çabuk erdirici ibadet, insana hizmettir.”
Eski Türk töresinin değişmez temel esaslarından birisi de ” iyilik ” tir. Eski Türkler insanlara ayırım yapmadan iyilikte bulunmayı Türk olmanın gereklerinden sayarlardı. Hunlar zamanından başlayarak Osmanlılara kadar kurulan Türk devletleri istisnasız birer hizmet devleti idiler. Eski Türk devletinin ve devlet başkanlarının en başta gelen görevleri de halka hizmettir. Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, az milleti çok, fakir milleti zengin kılmak Türk devletinin ve Türk hakanlarının en temel görevleri idi. Bu düşünceler tarihi kaynaklarda açık bir şekilde yer almaktadır.
Az milleti çok kılmak, açları beslemek, çıplakları giydirmek, fakir milleti zengin kılmak atalarımızın en güzel adetlerindendir. Dede korkut hikâyelerinde “Türk hakanlarının aç görsem doyurdum, yalıncak görsem giydirdim, depe gibi et yığdım…” sözleriyle halka hizmetleri ve cömertlikleri anlatılır. Yine yabancı kaynaklarda, Osmanlılar ve Selçuklular döneminde Türkiye’den “Şefkat Diyarı” diye söz edilir. Yine Şeyh Edebali’nin damadı Osman Gazi’ye vasiyetinde “İnsan yaşat ki devlet yaşasın” sözleri insana ve insanlara hizmete verilen değeri göstermesi açısından çok önemlidir. Eski Türk kültüründe ” Kişilikli insan ” başkalarına faydalı olan insan demektir. Kutadgu Bilig’de insanın tanımı şöyle yapılır: ” Kişi (insan ) derler, insan kimdir? İnsan başkalarına faydalı olan ve onların işlerini gören kimsedir.” (Kutadgu Bilig, 3269. Beyit) Türk Töresine göre “Beylik almakla değil vermekle olur.” Yine eski Türk töresine göre “Zenginliğin başı tok gözlü olmaktır.” Yusuf Has Hacip’in ‘Kutadgu Bilig’ adlı eserinde “Fakir derler, fakir olan kimdir? Fakir, istediği kadar zengin olsun, aç gözlü olan kimsedir” (5387.beyit) denilmektedir.