HİCRÎ YILBAŞI KUTLU OLSUN !..

MUHARREM AYI VE AŞURE GÜNÜ

(14 EKİM 2015 – HİCRİ 1 MUHARREM 1437)

Muharrem GÜNAY

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Yüce Allah’ın ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Âşura Günü Muharrem’in 10.günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresi’nin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(Bak:Elmalılı M.Hamdi Yazır,Hak Dini Kur’ân Dili Tefsiri/Fecr suresi)

HESAP DEFTERİ YIL SONUNDA VE YILBAŞINDA AÇILIR
Allah-u Teâlâ’nın kulları hakkındaki yıllık hesap defteri hicri yılın başında açılıp sonunda kapatılır.
Arada ne kadar günahlar işlense de Enes bin Malik radıyallah anh‘dan rivayet edilen:
“İki yazıcı melek(kulun amellerinden) gece ve gündüz neleri zaptedip Allâh-u Teâlâ’ya(O’nun teftiş makamına) yükseltirler de Allah amel defterinin başında ve aynı sayfanın sonunda bir hayırlı amel bulursa mutlaka Allah-u Teâlâ meleklere hitaben: ‘Ben sizi şahit tutuyorum ki, bu kulun için defterin başı ile sonu arasında bulunanların tümünü gerçekten bağışladım’ buyurur.” hadîs-i şerifi mûcebince bağışlanır. (Tirmizî, Cenâiz:9, no:981, 3/310)

SENE SONU VE SENE BAŞI ORUÇLARI
Hasen el-Adevi rahimehullâh‘ın “en-Nefahâtü’n-Nebeviyye” isimli eserindeki nakline göre İbni Hacer rahimehullâh‘ın, senediyle Hafsa vâlidemizden ve İbni Abbâs radıyallahu anhümâ‘dan rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte:
“Zilhiccenin son günü(3 kasım pazar) ile Muharremin ilk gününü(4 kasım pazartesi) oruçlu geçiren kişi geçen seneyi oruçla bitirip, gelecek seneye oruçla başlamış olur, bu nedenle Allâh-u Teâlâ o kimse için elli senelik(günahları da olsa) keffâret yazar.” buyrulmuştur.
(Abdülkâdir el-Geylânî, El-Ğunye, 2/90; Mâü’l-Ayneyn, Na’tü’l-bidâyât, sh:167; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/106)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.)
11. Hz. Hüseyin (r.a.) bu gün şehid edilmiştir.
Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(Ibni Mâce, Siyam: 31.) Zaten Sevgili Peygamberimiz Hz. Âişe’nin rivayetine göre Medine’de iken de bu gün oruç tutuyordu. (Buhari, savm:69)

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(Müslim. Siyam: 117.) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(Tîrmizî. Savm: 40. )
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(A.g.e., Savm: 47.)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”( İbni Mâce. Siyam: 43) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir. (İhyâ, 1:238)

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Aşure günü anne, baba ve akrabaları ziyaret etmekte, çocukları sevindirmekte, sadaka vermekte, ilim meclislerine gidip sohbet etmekte çok büyük hayırlar vardır. Peygamber efendimiz:
“Aşure günü çoluk çocuğunun nafakasını geniş tutanın bütün sene nafakası bol olur” buyurmuştur. Ayrıca Aşure günü gusletmek sünnettir. Peygamberimiz bir hadislerinde: “
“Kim aşure günü boy abdesti alırsa günahlardan temizlenir. İki defa gusledenin gözleri ağırmaz” buyurmuştur.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmeden kutlamakta daha fayda vardır.

ALEVİ-BEKTAŞİ KARDEŞLERİMİZE GÖRE MUHARREM AYI VE AŞURE ORUCU
Kurban bayramı Hicri Takvime göre Zilhiçce Ayı’nın 10. günü başlar. Kurban bayramının 1. gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20.günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar.Muharrem orucundan önce 3. günlük masumu pak orucu tutulur. Bu oruçküfede şehit düşen Müslüm Bin Akıyl ile çocukları İbrahim ve Muhammet anısına Allah rızası için tutulur. Müslüm, İmam Hüseyin’in amcasının oğludur.
İbrahim Müslüm ise amcasının torunlarıdır. 3. günlük Masum-u Pak ve 12 günlük muharrem orucu olmak üzere toplam 15, gün oruç tutulduktan sonra muharrem ayı’nın 13. günü kurbanlar kesilir ve “Aşure” dağıtılır. Kurban İmam Zeynel Abidin’in Kerbela katliamından kurtuluşunun şükranıdır. Muharrem ayında tutulan 12 günlük oruç 12 imamın anısına Allah rızası için tutulur. Muharrem ayı kutsal ayıdır. Muharrem ayı haram aylardandır. Bu ayda savaşmanın yasak olduğu Kuranı Kerimde açıkça belirtilmiştir.
Muharremde eğlence yapılmaz. Can incitilmez, kan akıtılmaz. Düğün, nişan, sünnet törenleri yapılmaz, bu günlerde eşler arasında nefsani ilişkiler olmamalı. Kerbela şehitlerinin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez eğlence yerlerine gidilmez. Saf su içilmez. Sağlıklı ve sıhhatli olup da oruç tutanlar için su içmemek çok sevaptır. Çünkü; Hz. Hüseyin 72 yakınlarıyla birlikte Kerbela da susuz bırakılmıştır. Kerbela acısını yürekler de hissedebilmek için susuzluğu yaşamak lazımdır. Ancak, vücudun suya ihtiyacı olduğundan aşırıya kaçmamak kaydıyla, ayran, çay vs. gibi sıvı içecekler alınabilir.

Alevi-Bektaşi İnancı şekilciliğe takılıp kalmayı değil, özünü benimser aklın ve ilmin yolundan ayrılmaz. Önemli olan İmam Hüseyin’in ve diğer Kerbela şehitlerinin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktadır. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi inanmaktır. Zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmaktır. Eline,diline, beline sadık olup insanca ve onurluca yaşamaktır. Onlara layık olmaktır, ölmeden önce ölmek öldükten sonra yaşamaktır. Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği elçisi Muhammet Mustafa’nın ve Ehli beyti’nin huzuruna anlı açık yüzü ak ve pak çıkmaktır. Onların bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmaktır. (Ahzap s, 33)
Eğer oruç birilerine hoş görünmek için tutuluyorsa bunun hiçbir anlamı yoktur. Alevi-Bektaşilerde yalnız aç kalmak değil aynı zamanda açı arayıp onu doyurmanın da adıdır Oruç. Hz Peygamber efendimiz birçok oruç tutan vardır ki, bunların alacağı sevap aç ve susuz kalmaktan başka bir şey orucu değildir diyor. Çünkü oruç beden orucu, gözün orucu gafletten men olmaktır. Dilin orucu yalandan men olmaktır, kulağın orucu yasaklanmış şeyleri işitmemektir, nefsin orucu hırs ve şehvetten kendisini korumasıdır, kalbin orucu bütün nefsane duygulardan arınıp beşeri sevgiden uzaklaşmaktır. Ruhun orucu dünya malına tamah etmemek, sevgiye kavuşmaktır. Sırrın orucu haktan gayrısını görmemektir. Batındaki oruç haktan gayrısını görmemektir. İşte orucu bütün bedenle tutmak gerekir.
Kısaca, Orucumuzu tutacağız, matemimizi yaşayacağız. Ama, on iki gün boyunca yıkanmadan, tıraş olmadan, elbise değiştirmeden değil, bunları yaparak ama matemde olduğumuzu hiç unutmadan tertemizce yaşayacağız. Allah hiç pisliği sever mi? Sulu gıdalar alarak, su mümkün olduğunca içmeyerek, çayınız, ve diğer içecekleri içerek ama, zevkini yapmadan ihtiyacımız kadar matemimizi yaşayacağız. Ulular ulusu yüce Allah sırrı Kerbela’nın hakkı için oruçlarımız ve matemimizi kabul eyler inşallah.
Biz Müslümanlara düşen görev ise yaşanan bu acı olaylardan ders çıkararak aynı hatalara düşmemek, kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi korumaktır

Sohbetimizi Cenâb-ı Hakk’ın bu konudaki emriyle bitirelim:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın Parçalanıp, ayrılmayın Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola erişesiniz ” (Al-i İmran Suresi: 103 Ayet)