MİRAÇ KANDİLİ ve SATUK BUĞRA HAN MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU

MİRAÇ KANDİLİ ve SATUK BUĞRA HAN MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU
Recep ayının 27.gecesi (3 Mayıs’ı 4 Mayısa bağlayan gece) Miraç kandilidir. Sevgili Peygamberimizin uyanıkken Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya oradan da gökyüzüne yükselip Cenâb-ı Hak’la buluşup, görüşmesine Miraç diyoruz.
Bu olay Kur’an-ı Kerim’le ve Hz.Peygamberimizin ifadeleriyle sabittir. İnkarı insanı küfre götürür. Bu olaya, İsra ve Miraç olayı denir. İsra; gece yürüyüşü demektir. Miraç ise, yükselmek demektir. İnsanoğlu’nun yaşarken ulaştığı en yüce yükseliş ve en büyük derece Mirac’dır. Mirac, Allah elçisinin Allah’a eriştiği andır. Allah, elçisi ile “ses ve harf aracılığı” ve başka bir aracı da olmadan doğrudan görüşmüştür. İslam alimleri Hz. Peygamberimizin Allah’ı gözleri ile değil kalp gözü ile gördüğünü nakletmektedirler. Bir istisna olarak gözleri ile gördüğünü söyleyenler de vardır. Kesin olan şey bir görüşmenin gerçekleşmiş olduğudur. Bu eşsiz olay Kur’an-ı kerim’de şöyle anlatılır:
“Sübhânellezî esrâ bi abdihî leylem minel mescidil harâmi ilel mescidil agsallezî bâreknâ havlehû li nüriyehû min âyetinâ. İnnehû hüvessemiul basîr*”(İsra 1)
“Kulu (Muhammed’i) gecenin bir bölümünde – kendisine bir kısım ayetlerimizi (kudretimizi yansıtan belgelerimizi ) göstermek için – Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah (bütün noksanlıklardan ) yücedir, münezzehtir. İşiten ve gören O’dur.” (İsra-1. âyet)
Kur’an ayetlerini getirmekte aracılık yapan Cebrail adlı ulu melek bile Yüce Muhammed’in vardığı noktaya varamamış, “yanarım” demiştir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri miracı şöyle anlatıyor: “O’nun (s.a.) mirac gecesinde Rabbini görmesi, dünyada değil, âhirette vaki olmuştur. Çünkü O (s.a.), mirac gecesi mekan-zaman dairelerinin dışına çıkınca ve imkân âleminin darlığından kurtulunca ezel ve ebedi bir an olarak buldu, başlangıç ve sonu bir nokta olarak gördü…” (C. I, 283. mektup).
Sahih rivayetlere göre: Miraç’ta Peygamber Efendimize üç büyük hediye verilmiştir:
1. Bakara suresinin son kısmı ( Son iki ayet; amenerrasûlü..)
2. Beş vakit namaz, ki “Mü’minin Miracıdır.”
3. Allah’a ortak koşmadıkları halde büyük günah işleyen müminlerin bağışlanacağı müjdesi. ( kul hakkı hariç.) ŞEFEAT: Her Peygamberin makul bir duası vardır ki hemen hepsi bu hususta acele edip ( Dünyada dile getirmiştir ) Ben ise duamı ümmetim için şefaatte bulunmam arzusuyla Kıyamet gününe bıraktım. Ümmetimden Allah’a bir şeyi ortak koşmadığı halde ölen kimse inşaallah buna nail olacaktır.” ( Müslim/ İman, Buhari/ Daavat, Tirmizi/ Daavat ( C.Y.493 )
“ Lailahe illallah diyen cennete girer.” İmam-ı Nevevi diyorki : “ Allah’ın varlığına ve birliğine inanıp (şirk ve ortak koşmayan ve Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’e iman eden) şahadette bulunan her müvahhid, ya affedilerek hemen Cennete konulur, ya da gereken cezayı çektikten sonra oraya alınır. Cehennem ateşinin ona haram kılınmasından maksat ise, orada ebediyen kalmayacağıdır.” Demiştir.
Miraç kandilinin gündüzünü ve gecesini, büyükleri ziyaretle, yoksulları ve çocukları sevindirmekle, ibadet ve dua ile geçirelim..Geceniz mübarek olsun.
SATUK BUĞRA HAN VE HZ.MUHAMMED
Rivayetlere göre Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Miraç’ta iken peygamberler arasında ak sakallı bir kimseyi görüp, Cebrail’e tanımadığı bu kişinin hangi peygamber olduğunu sordu. Cebrail Alayhisselam da :” O’nun Peygamber olmayıp, Türkistan’ı İslamiyet’e sokacak olan Satuk Buğra Han’ın ruhu olduğunu söyledi. Satuk Buğra Han, tarihte ilk Müslüman Türk Devleti olarak bilinen Karahanlılar Türk devletinin hakanıdır.Mekkeli müşriklerden çok eziyet ve zulüm gören ve henüz sayıları bin dahi olmayan Peygamberimiz ticari faaliyetlerden tanıdığı Türklerin ve onların ülkesi Türkistan’ın Müslüman olacağını duyunca çok sevindi ve Satuk Buğra han ve Türkler için duada bulundu.Miraç dönüşünde bu müjdeyi de ashabına veren Peygamberimiz, ashabın da ya Resulüllah “Keşke biz de o muhterem zatı görseydik “ demeleri üzerine, Sevgili Peygamberimiz dua etmiş ve başlarında Türk külahı olan kırk kişilik bir Türk birliği başlarında Satuk Buğra Han olmak üzere yaklaşmış ve Sevgili Peygamberimizi ve ashabını selamlayarak geçip gitmişlerdir.Bu kırk kişinin arasında Samani Ebu Nasr’ın ruhu da varmış. Rivayetlere göre Samani Ebu Nasr, Türkler arasında İslamiyet’i yaymak amacıyla ticarete başlamış, bir gece rüyasında Sevgili Peygamberimizi görmüş, Sevgili Peygamberimiz O’na . “ Kalk ya Nasr, Türkistan’ın yolunu tut. Orada Satuk Buğra Han Müslüman olmak için seni bekliyor” demiştir. Bunun üzerine Ebu Nasr, Türkistan’a gelir; Ebu Nasr ile karşılaşan Satuk Buğra on yaşında iken Müslüman olur, amcası Harun Buğra’nın ölümü üzerine hanlık makamına geçer, miladi 922 yılında gerçekleşen bu olay neticesinde 200 bin çadırlık bir Türk kitlesi topluca Müslüman olur. Yine aynı tarihlerde İtil-Volga dolaylarında yaşayan Bulgar Türkleri, hükümdarları ALMIŞ’ın öncülüğünde 200 binin üzerinde bir aile sayısı ile topluca Müslüman olmuştur. Tarihçiler, bu Müslüman olan ilk Türklerin sabah namazını kaçırırız düşüncesiyle gece uyumadıklarını naklederler.