MİRAÇ KANDİLİ

MİRAÇ KANDİLİ

Muharrem Günay Sıddıkoğlu

Miraç kandili Recep ayının 26 sına denk gelen günün akşamı başlayan ve 27. günün gündüzü ile devam eden mübarek gece ve günün adıdır.
(15 Mayıs 2105 Cuma gününü 16 Mayıs 2015 Cumartesiye bağlayan gece Miraç gecesidir.)

Sevgili Peygamberimizin uyanıkken Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya oradan da gökyüzüne yükselip Cenâb-ı Hak’la buluşup, görüşmesine İsra ve Miraç diyoruz. Bu olay Kur’an-ı Kerim’le ve Hz. Peygamberimizin ifadeleriyle sabittir. Miracın İsra bölümünün İnkârı insanı küfre götürür. Çünkü İsra yolculuğu ayetlerle sabittir. Miraç bölümünü inkâr eden insan dinden çıkmaz fakat bidatçi olmuş olur. (Mîrâç olayı Peygamber (asm)’in hadîsiyle sabit olmuştur. Ancak hakkında vârid olan hadîsler mütevâtir değil, meşhur ve âhâd olduklarından Mîrâcı inkâr eden kimse kâfir değildir, bidatçıdır. Ulemânın çoğu, Necm sûresinin Mîrâc’a delaletinin kat’î değil, zannî olduğunu söyler.)

İsra; gece yürüyüşü demektir. Miraç ise, yükselmek demektir. İnsanoğlu’nun yaşarken ulaştığı en yüce yükseliş ve en büyük derece Mirac’dır. Mirac, Allah elçisinin Allah’a eriştiği andır. Ehlisünnet anlayışına göre Yüce Allah, Sevgili Peygamberimiz ile “ses ve harf aracılığı” ve başka bir aracı da olmadan doğrudan görüşmüştür. İslam âlimleri Hz. Peygamberimizin Allah’ı gözleri ile değil kalp gözü ile gördüğünü nakletmektedirler. Bir istisna olarak gözleri ile gördüğünü söyleyenler de vardır. Kesin olan şey bir görüşmenin gerçekleşmiş olduğudur.
Miracın Mescid-i Aksa’ya kadar olan ve İsra denen bölümü Kur’an’da şöyle anlatılır:
“Sübhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil agsallezî bâreknâ havlehû li nüriyehû min âyetinâ. İnnehû hüvessemiul basîr*”(İsra 1)
“Kulu (Muhammadi) gecenin bir bölümünde – kendisine bir kısım ayetlerimizi (kudretimizi yansıtan belgelerimizi ) göstermek için – Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah (bütün noksanlıklardan) yücedir, münezzehtir. İşiten ve gören O’dur.” (İsra-1. âyet)
İsra ve Miraç olayının ikinci merhalesi olan Miraç ise Sevgili Peygamberimizin Mescid-i Aksa’dan başlayarak semânın bütün tabakalarını geçerek ilâhi huzura kabul edilmesidir ki bu kısım Necm suresinde şöyle anlatılır:
“ And olsun ki O’nu (Cebrail’i) bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü ki, onun yanında Me’vâ cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm,53/11-18)
İsra suresi 1. ayette değinilen olay, “Mi’rac” ve “İsra” olarak bilinmektedir. Sahih hadislere göre bu olay Hicret’ten bir yıl önce meydana gelmiştir. Hadis ve diğer siyer kitaplarında çok sayıda sahabeden bu konunun ayrıntılarını anlatan rivayetler nakledilmektedir. Enes bin Malik, Malik bin Se’se’e, Ebu Zer Gıfari ve Ebu Hureyre (Allah hepsinden razı olsun) olayın ayrıntılarını rivayet etmişlerdir. Bunların yanı sıra Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Abbas, Ebu Said el-Hudri, Huzeyfe bin Yeman, Hz. Aişe vs. (Allah hepsinden razı olsun) olayın bazı bölümlerini nakletmişlerdir.
Bu ayette Kur’an, yolculuğun sadece bir bölümünü, Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gidişi anmaktadır. Burada anlatıldığı üzere bu yolculuğun gayesi Allah’ın kuluna bazı ayetlerini göstermek istemesidir. Kur’an bundan başka ayrıntılara değinmez, fakat biz diğer ayrıntıları hadislerden öğrenmekteyiz:
Bir gece Cebrail (a.s), Hz. Peygamberi (s.a) Burak üzerinde, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdü. Hz. Peygamber (s.a) orada diğer peygamberlerle birlikte namaz kıldı. Daha sonra göğün çeşitli tabakalarına yükselen peygamberimiz orada bazı büyük peygamberlerle karşılaştı. En sonunda göğün en yüksek tabakasına ulaştı ve Allah’ın huzuruna çıktı. Başka önemli emirlerin yanı sıra beş vakit namaz da işte burada emredildi. Daha sonra Peygamber (s.a) Mescid-i Haram’a geldi. Birçok hadise göre bu yolculuk sırasında ona (s.a) sembolik olarak cennet ve cehennem de gösterilmiştir. Güvenilir hadislerden öğrendiğimize göre Hz. Peygamber (s.a) ertesi gün bu olayı anlattığında Mekkeli müşrikler onunla alay ettiler ve müminlerden bazıları da bunda şüpheye düştüler.
Bu yolculuk (Mi’rac) hakkında birçok farklı görüşler vardır. Bazıları bunun rüyada meydana geldiği görüşündedirler; Bazıları ise olay sırasında Hz. Peygamber’in (s.a) tamamen uyanık olduğu ve bedeni ile birlikte yolculuk ettiğini söylerler; bazıları ise bunun sadece Hz. Peygamber’e (s.a) gösterilmiş mistik bir görüntüden öte bir şey olmadığını söylerler. Fakat bu ayetin başlangıç sözleri: “Kulunu… Götüren o (Allah) yücedir”, bunun Allah’ın sınırsız gücü ile meydana gelmiş olan doğa-üstü bir olay olduğunu göstermektedir. Eğer olay sadece mistik bir görüntüden ibaret olsaydı ayet, bu olayı meydana getiren varlığın her tür zayıflık ve eksiklikten uzak olduğunu gösteren “subhane” ifadesi ile başlamazdı. Yine “Kulunu bir gece… Götüren” sözleri, bunun sadece bir görüntü veya rüya olmadığını, bilakis Allah’ın Peygamberi’ne (s.a) ayetlerini gösterdiği fiziksel ve bedensel bir yolculuk olduğunu göstermektedir. Bu nedenle herkes, bunun sadece ruhsal bir deneyim olmayıp, Allah’ın Peygamber’i (s.a) için hazırladığı fiziksel bir yolculuk ve bir gözlem olduğunu kabul etmelidir.
Allah ve Peygambere inananlar mucizeye de inanırlar. Nitekim Hz. Hatice’den sonra Müslüman olmak şerefine inanan Hz. Ebu Bekir bu olaya duyar duymaz tereddütsüz tasdik etmiştir. Müşrikler: “ Ey Eba Bekr, senin arkadaşın Muhammed, bir gecede Mekke’den Mescid-i Aksaya oradan da göklere çıkıp Rabbi ile görüştüğünü iddia ediyor: Sen bu işe ne dersin dediler. Ebu Bekir, tereddütsüz:
-Muhammed söylüyorsa doğrudur. Deyip tereddütsüz tasdik etmiştir. Bu yüzden kendisine “ Sıddik “ lakabı verilmiştir.
Bunun üzerine müşrikler Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkında kafayı oynattı. Ve buna benzeyen kelamlar ile ithamlarda bulundular. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselam vasıtası ile (Necm suresi 1–17) Ayetleri ile habibinin sözünü tasdik etmiştir.
“Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz. O (konuştuğu, kendine) vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm,1–4)
Sahih rivayetlere göre: Miraç’ta Peygamber Efendimize üç büyük hediye verilmiştir:
1. Bakara suresinin son kısmı ( Son iki ayet; amenerrasûlü..)
2. Beş vakit namaz ki “Mü’minin Miracıdır.”
3. Allah’a ortak koşmadıkları halde büyük günah işleyen müminlerin bağışlanacağı müjdesidir. (Kul hakkı hariç.)
Yine bu gecede bizzat Allahü Teâlâ tarafından Peygamber efendimize vahyedilen ve O’nun şahsında bize öğretilen bazı tutum ve davranışlar hakkında ilahi vecibeler bildirilmiştir.
Bu vecibeler İsra suresinin 23. ila 39. ayetleri arasında belirtilen 12 maddeden ibarettir ve şunlardır:
“Allah’a hiçbir surette şirk koşmayın! Anne ve babanıza hürmet ve itaat edin! Hısım ve akrabaya, fakir ve yoksullara, gurbette kalmış kimselere, yolculara yardım edin! Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin! Yetimlerin mallarına dokunmayın! Onlara hoş muamele edin! Zinaya yaklaşmayın! Haksız yere kimseyi öldürmeyin! Verilen sözü tutun! Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin! Bilmediğiniz bir şeyin ardına körü körüne takılıp gitmeyin! Yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürümeyin!”
Bu geceyi oruçla karşılamak ibadet ve zikirle geçirmek, büyüklerimizi ziyaret etmek; Uzakta iseler telefonla kandillerini kutlamak, komşularımıza ve yardıma muhtaçlara ikramda bulunmak, sadaka vermek, küsleri barıştırmak güzel adetlerdendir. Bu geceler diğer gecelerden farklıdır. Öyleyse farklı gece ve gündüzlerde farklı insanlar olmak gerekir.

Kandiliniz mübarek olsun.