A. Yılmaz SOYYER: İSMAİL AĞABEY

İSMAİL AĞABEY

A. Yılmaz SOYYER

İsmail ağabey Isparta’da çok sevdiğim gönül dostlarımdan biridir. 65 civârında bir yaşta olduğu halde son derece çevik, şeker hastası olmasına rağmen oldukça dayanıklı bir yörük evlâdı. Yüzüne baktığınız zaman zaten derhal Oğuz’un Anadolu’ya akıp bu Isparta ağlarına yerleştiği günden beri hiç dış evliliklerle karşılaşmamış bir sülaleden geldiğini anlarsınız. Isparta merkeze bağlı, şehrin 25 km uzağındaki Kışla köyünden, uzun yıllar önce kalkıp il merkezine yerleşmiş. Devlet Su İşleri’ne işçi olarak girmiş, kısa sürede dozer operatörü olmuş. “Hiç haram yemedim” diyor ve devam ediyor: “dozeri hiç boş durdurmadım, devlet bana iş verdi, ben de terimi devlet için akıtıp kazandım maişetimi” Gezmediği çalışmadığı Isparta ve ilçelerinde köy, mezra, dağ kalmamış. Devlet nereye göndermişse gitmiş, yol yapmış, arazi kazmış. 1999 depreminde Gölcük’e yollamışlar aylarca orada çalışmış. Hasılı hayatını devlete adamış, inançlı milliyetçi ve insancıl bir zât. Üç tane büyük aşkı var: İlki partisi, ikincisi av köpekleri ve üçüncüsü partisi Galatasaray… Ben onu MHP’nin sekreterlik odasında tanıdım; aslında sekreter falan değil, MHP il yönetim kurulu üyesi ama bir kuruş para almadan yıllardır bu işi dâvâsının yüzü suyu hürmetine yapıyor. Hani Hz. Mevlâna diyor ya benim bir ayağım Kur’anda diğeri yedi âlemi dolaşıyor diye; işte o da öyle birisi: Milliyetçi Hareket Partisi’ne üye ve bir partili olduğu halde yedi düvelle barışık, herkese dost bir insan. İsmail ağabeyin soyadı da hâliyle özdeş: Can… Gerçekten de bir can dostu o. Sabahleyin partiyi açar, yine onunla aynı kaderi paylaşan Ayşe Yarmalı hanımla akşama kadar sekreterlik odasında oturur. Telefonlara bakar, çay demler, misafirlere çay ikram eder ve onlarla sohbet eder. Anadolu’nun bahtı her hususta imece usulüyle açılmış; MHP’de de işler gönüllülük usulüyle yürür ve imece yöntemiyle yapılır. Burada il yönetim kurulu üyesini koridorları paspaslarken görebilirsiniz.

ism
İsmail ağabeyin ikinci merakının av köpekleri olduğunu söylemiştim; tam üç tane Sergio cinsi köpeği var Kışla köyündeki evinde. Kendisi şehirde oturuyor ancak babasının evindeki kulübede kalan köpeklerini beslemek, gezdirmek için sık sık gitmekte köyüne. Elbette av merakı ve bir de son derece kaliteli bir av tüfeği mevcut. Benim gibi ava ve avcılığa muhalif biriyle arkadaş olduğu için işleri bir türlü üzgün gitmiyor av konusunda. Eminim ki benim “yapma ağabey kıyma kekliklere” sözlerimi hatırlayıp basamıyor tetiğe. Epey zamandır zaten av da avlayamıyor. Geçen aylarda çok sevdiği köpeklerinden birini çalmışlar, hayvandan şimdiye kadar haber çıkmadı. “Onu çalan buralarda tutmaz, şehir dışına çıkarmışlardır” diyor ve partinin bilgisayarına yüklediği resimlerine bakıp avunuyor kayıp köpeğinin.
Onun sayesinde dağlara, yörük kültürüne, köpeklere, keçilere dâir çok şey öğrendim. Semah Aşka Doğrudur romanımı yazarken bana köy ve dağ hayatına âit altın kıymetinde bilgiler verdi. Elbette ilk okuyanlardan bir de o oldu. Kışla köyüne birkaç defa beni de götürdü; köpeklerini ve birkaç dönümden ibaret cevizliğini gördüm. Yıllar önce ekmiş ceviz ağaçlarını ama bir türlü verim alamamış. En son solucan gübresi denilen yeni bir doğal gübreyi de denedi ancak yine bir şey elde edememiş gibi görünüyor. Ağacın yeşiline kıyabilse hepsini sökecek cevizlerin ama bir türlü eli varmıyor bu işe.
Üçüncü sevgisi ise Galatasaray üzerine. Isparta’da yaşadığı için takımının maçlarını takip edemiyorsa da cep telefonundan sonuçları öğrenmeyi ihmal etmiyor. İsmail ağabeyle konuşamadığım tek konu bu; ben futboldan hiç anlamıyorum, o da benimle köpeklerini, köy hayatını, dağları ve siyaseti konuşuyor.
Isparta’ya yolunuz düşerse MHP il binasına uğrayın, çayı her zaman demlidir ve bu güleç yüzlü Oğuz beyi dâima oradadır.