MUHARREM GÜNAY: İLK TÜRKÇE KONUŞAN İNSAN KİMDİR?

İLK TÜRKÇE KONUŞAN İNSAN KİMDİR?

MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU
Cenab-ı Allah Bakara suresi 30, 31 ve 32. ayetlerde şöyle buyuruyor: „ Ve iz gale rabbüke lilmelaiketi inni cailün fil ardı halifeten, galü etec’alü fihe men yüfsidü fihe ve yesfiküddimae, ve nahnü nüsebbihu bi hamdike ve nügaddisüleke , gâle inni e’lemü mala te’lemune* ( Bkara/30 ) „ ve alleme ademel esmae küllehe sümme aradehüm alelmelaiketi fegale enbiüni biesmai heülai in küntüm sadıgın* ( Bakara/31 ) „ galü sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena , inneke entel alimul hakim* ( Bakara Suresi, 32 )
“Rabbin ( ezeli iradesi Ademi var kılmayı Murat ettiğinde ) meleklere, „ Ben yeryüzünde herhalde ( emirlerimi yerine getirecek ) bir halife var kılacağım „ demişti. ( Melekler de ) orada fesat çıkaracak kan dökecek kimse mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamdinle tesbih ve takdis ediyoruz demişlerdi. ( Allah ), „ Şüphesiz ki benim bildiğimi siz bilmezsiniz „ demişti. ( Bkara/30.ayet ) „

Allah, Adem’e ( gerekli olan ) bütün ( eşyanın ) isimlerini öğretti. Sonra o eşyayı meleklere göstererek „ ( iddianızda ) doğru iseniz, bunların isimlerini bana haber verin „ buyurdu.“ ( Bakara/31 ) „ ( Melekler de ) : Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiç bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki, sen her şeyi bilensin ve yegane hikmet sahibi olan da ancak sensin „ demişlerdi „ (Bakara/32 ) „

( Allah) Ey Adem! Bunlara onların isimlerini haber ver.“ Buyurdu. Adem onlara sözü edilen eşyanın isimlerini haber verince ( Allah meleklere): „ Size demedim mi, ben göklerin ve yerin gaybını ( görünmeyen bilinmeyen şeylerini de ) her halde bilirim ve sizin açıkladığınızı da , gizli tuttuğunuzu da bilirim.“ (Bakara/33)
Yüce Allah’ın Ademe lüzumlu her şeyin veyahut bütün eşyanın ismini öğretmesi, ilk insanların vahşi değil de medeni olduğunu ve insanca yaşama yollarını bildiğini gösterir.
Cenab-ı Hakk tarafından Adem aleyhisselam’a öğretilenler nelerdir? Biraz da bu konu üzerinde duralım: Bu konuda çeşitli rivayetler vardır. Bu görüşlerden çıkan ortak sonuçlara göre, Cenab-ı Allah Adem’e; Evrene/ uzaya ait fiziki malumat ve bilgileri,Meleklerin ismi ve görevlerini, Hz. Adem’den kıyamete kadar gelmiş ve gelecek olan bütün insanların isimlerini ve biz insanların icat ettiği bulduğu her şeyin adlarını öğretmiştir. Düşününki o anda insanların bedenleri yok fakat ruhlarımız ve nefislerimiz vardır. Allah tarafından biz dünyaya gelmeden ruhlarımız ve nefislerimiz yaratılmıştır. Ve Allah (cc ) bunları meleklere gösterip, “Haydi bunların isimlerini söyleyin” deyince; Melekler : “Ya Rabbi, sübhansın; Bizler için senin bize öğrettiğinden başka ilim ne mümkündür! Alim ve Hakim olan şüphesiz sensin” deyip sükut ettiler. Fakat Âdem aliyhisselam hepsinin adını bir bir saydı.
Hz. Âdem ilk insan ve ilk Peygamber ve bütün insanların atası olması nedeniyle; kendi soyundan gelecek ve ileride şubelere-milletlere ayrılıp çeşitli dilleri konuşacak insanların hem isimlerini hem de konuşacakları dillerin yani bu gün yeryüzünde konuşulan dillerin hepsini ve bütün mahlukatın dilini biliyordu.
Müfessirler Bakara suresinin 31. Âyetinin tefsirini yaparken şu görüşlere yer verirler.
Merhum Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi hazretleri bu ayetin tefsirinde şöyle der:
“Haberde gelmiştir ki, Allah Teâlâ Âdem’e yediyüzbin lügat ta’lim buyurdu. Âdem –aleyhisselam- mu’cizâtından olarak kıyâmete kadar gelecek evlâdlarının lisanlarıyla konuşabilirdi: Arapca, Farsça, Rumca, Süryanca, Yunanca, İbrânice ve diğer dillerle konuşurdu. (Ramazanoğlu Mahmud Sami, Bakara Sûresi Tefsîri, 101, 102, Erkam Yayınları)
Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi hazretleri ise şu izâhatı yapar:
“Nesefî ve Rûhu’l- Beyan tefsirlerinde zikredildiğine göre, Âdem (Aleyhisselâm) e eşyanın isimlerinin öğretilmesindeki mana şudur: Mevlâ Teâlâ bütün yarattığı şeylerin cinslerini Âdem (Aleyhiselâm) e gösterdi ve ona, meselâ şunun ismi at’tır, şunun ismi karıncadır, şu şuna yarar, bu, buna yarar şeklinde bütün eşyanın isimlerini ve her birinin menfaatlarını bütün lügatlarıyla ilham etti. (öğretti) ve bir ilmi zaruri suretiyle târif ve tâyin buyurdu. (Âdem (Aleyhisselâm) öğrenmek için hiçbir zorluk çekmeden kendisini bilmesi gibi bütün bu varlıkların isimlerini Mevlâ Teâlâ’nın bildirmesiyle bildi.) İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhumâ) dan mervi (rivayet edilmiş) tir ki: Mevlâ Teâlâ Âdem (Aleyhisselâm) e bütün eşyanın isimlerini, hatta çanağı, kepçeyi ve kıyamete kadar icat edilecek bütün eşyanın isimlerini, bütün lügatleriyle (söyleniş şekilleriyle birlilkte) öğretti. Hülâsa (özetle), Allah-u Tealâ bütün eşyanın mahiyetlerini (yaratılacakların ne olduklarını), özelliklerini, isimlerini, bütün ilim ve idrakların (bilgi ve anlayışların) asıl ve kaidelerini (temellerini), bütün sanatların âletlerini, Meselâ: yazmak için kalemi, dikiş için iğneyi, ilham yoluyla Âdem (Aleyhisselâm) e öğrettikten sonra, Meleklere bu meseleleri kendisine haber vermelerini emretti. Onlarda haber veremediler. Bu emirden maksat onlara acziyet (güçsüzlük)lerini bildirerek susturmaktır, yoksa teklifi (sorumlu tutucu), bir emir değildir ki, muhal (imkansız olan bir şey) i teklif (yüklemek) olsun. (Mahmud Ustaosmanoğlu, Ruhu’l-Furkan Tefsiri 1,261,262, İstanbul 1991, Sirac Kitabevi)
Hz. Âdem kendi soyundan gelecek bütün dilleri bildiğine göre elbette Türkçe de biliyordu. Büyük İslâm âlimlerinden Rûhul beyan tefsirinin müfessiri İsmail Hakkı Bursevî (Doğumu M. 1652) hazretleri Hz. Âdem’in cennetten çıkma vakti geldiğinde Türkçeyi diğer bildiği dillere tercih ederek Cebrâil aleyhisselamla Türkçe konuştuğunu nakleder. İsmail Hakkı BURSAVİ Hazretleri, İstanbul Kütüphanesi’nde kayıtlı “HADİS-İ ERBAİN“ adlı eserde Bakara Suresi 31. ayetin tefsirini yaparken şöyle der:
“GİT ÂDEM’E TÜRKÇE SÖYLE”
Âdem’in cennetten çıkma vakti gelince Cenab-ı Allah bunu haber vermesi için CEBRAİL’İ gönderir. Cebrail durumu Adem’e bildirir. “Âdem tınmadı“ yani emri duymazlıktan geldi. Cebrail durumu Allah’a bildirince ALLAH (C.C.) Cebrail’e: “Git Âdem’e lisan-i Türki ile söyle“ der. Cebrail gelir ve Türkçe olarak cennetten çıkma emrini tebliğ eder. “Âdem cennetten lisan-i Türki ile ‘kalk‘ dimekle kıyam idip çıkmıştır. Zira ahir zamanda tasarruf (Dünyayı idare etme görevi ve dünyada söz sahibi olmak) Türk’ündür.“(İstanbul Küt. 1317 nolu kitap, s.26 )
Büyük Tefsir Âlimlerinden Elmalılı Hamdi YAZIR da Bakara 31. ayetin tefsirini yaparken:
“Lisan hususunda bütün Âdemoğullarının zamanımıza kadar vaki olan tenevvü (dillerin çeşitlenmesi) ve (bilimsel) ilerlemelerin hepsi, esas itibariyle, Hz. Âdem’in yaratılış bakımından şereflendirildiği bu isimleri öğretme özelliğine borçludur.” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, cilt 1, sayfa 267) der.
Tevrat’ta da ‘yaratılış‘ bölümünde “Bütün dünyanın dili birdi“ denilmektedir. (Tevrat, Yaratılış, 11, 1)
Yine tefsir âlimlerimizden Eski Afyon Müftüsü Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri’nin 1. cildinin 159. sayfasında dil konusunda şu bilgileri veriyor:
1- Dil, ilk insan Âdem ile başlamıştır.
2- İlk dil ve ona dayalı konuşmayı Allah bir lütuf olarak ilk insan Âdem’e öğretmiş, eşyanın ismini belletmiştir.
3- Yeryüzünde konuşulan diller tek kökten gelmedir. Çünkü Allah, Âdem’e mevcut eşyanın isimlerini öğretmiştir.
Büyük müfessir Fahrettin Razi’ye göre, Allah kâinatta var kıldığı her cins eşyanın isim ve sıfatlarını Âdem’e çeşitli lügat üzerine öğretmişti. Âdem’in (A.S.) çocukları da o lügatleri bilir ve konuşurlardı. Âdem (A.S.) ölünce çocukları yeryüzüne yayılıp her biri ayrı bir lügate göre konuşmaya başlamıştır. (C. Yıldırım, sayfa 159) Celal Yıldırım Hoca, İbranice’yi insanların ilk dili olduğunu iddia edenlere hitaben :”İbranice Musa Peygamber zamanında mevcut idiyse Mısır dili (Sümerce) nereden çıkmıştır?” diye sormaktadır. Ardından “Kur’an onların bu iddiaların çürütmektedir” deyip, yukarıdaki üç madde halinde verilen bilgileri aktarmaktadır. (C.Yıldırım,159)

İmam Kurtubi Bakara suresi 31. Âyetin tefsirinde şöyle der:
Doğrusu, insanlar arasında bütün dilleri ilk konuşan kişinin Âdem (a.s) olduğudur. Kur’an-ı Kerim de buna tanıklık et¬mektedir. Nitekim yüce Allah: “Âdem’e bütün isimleri öğretti” diye buyur¬maktadır. Bütün diller ise isimlerden ibarettir. Dolayısıyla bu diller, “isimler” tabirinin kapsamına girmektedir. (Bakara 31. Ayet, El Camiu li-Ahkami’l-Kur’an İmam Kurtubi)
Yahudilerin insanlığın ilk konuştuğu dilin İbrânice olduğu iddialarına karşılık, onların bu iddialarının gerçek dışı olduğunu söyleyip, İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin açıklamalarına dayanarak insanlığın ilk konuştuğu dilin Türkçe olduğunu ve bütün dillerin Türkçeden çoğaldığını söyleyen Kazım Mirşan gibi bilim adamları da vardır.
Bu gün yeryüzünde yaşayan insanların yaklaşık altı bin civarında farklı dil konuştukları bilinmektedir. Demek ki Cenâb-ı Hakk, bu dillerin hepsini Hz. Âdem’e öğretmişti. Fakat İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin de buyurduğu gibi Hz. Adem cennetten çıkarken kendisine Türkçe’nin dışındaki dillerle söylenen şeyleri duymazdan gelmiş bunun üzerine Yüce Rabbimiz Cebrai’e “Git O’na Türkçe konuş” diye emretmiş ve Cebrail de bu emri yerine getirmiştir. Öyleyse ilk Türkçe konuşan insan Hz. Âdem aleyhisselam’dır..

Kaynakça:
1. İmam Kurtubi; , El Camiu li-Ahkami’l-Kur’an
2. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili
3. İsmail Hakkı BURSAVİ , İstanbul Kütüphanesi’nde kayıtlı “HADİS-İ ERBAİN“
4. Mahmud Ustaosmanoğlu, Ruhu’l-Furkan Tefsiri 1,261,262, İstanbul 1991, Sirac Kitabevi
5. Tevrat, Yaratılış, 11, 1)
6. Ramazanoğlu Mahmud Sami, Bakara Sûresi Tefsîri, 101, 102, Erkam Yayınları
7. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri