Halim KAYA: Bir Adanmışlığın Neticesi

Bir Adanmışlığın Neticesi:

DİVÂN-I HİKMET’İN KAVRAM HARİTASI

Halim KAYA

Bir tıp doktoru hem de hazık bir hekim olarak kültür ve edebiyatla ilgilenenlerin yakından takip ettikleri eserlere imza atan Hayati Bice’nin, son eseri olan Divân-ı Hikmet’in Kavram Haritası kitabı Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık tarafından basıldı. Eserin “Sözbaşı”nda bahsedildiği gibi Bice’nin 1993 yılında başlayan Ahmet Yesevî ve Divân-ı Hikmet  hakkındaki yayın çalışmaları -bu kitap yayınlanmadan hemen önce- yaptığı ve başarıyla bitirdiği doktora tezi çalışmasıyla taçlanarak, taşımayı hak ettiği “Tasavvuf Doktoru” ya da resmi olarak “İlahiyat Doktoru” akademik titrinin alınmasına da vesile olmuştur. Eser, Hayati Bice’nin “Divân-ı Hikmet’te Tasavvufî Kavramlar” adlı doktora tezinin yayına dönüştürülmesi ile ikiyüzyetmiş sayfa olarak hazırlanıp Temmuz 2020 tarihinde birinci baskısının yapılmasıyla vücut bulmuştur.

Kitap “Türklerin İslam’a Girişi”, “Ahmet Yesevî ve Divân-ı Hikmet”, “Hikmetlerde Yer Alan Tasavvufî Kavramlar” şeklinde üç bölümden oluşmaktadır. Bu ana başlıkların altında bölümler halinde şu konular işlenmiştir:

Birinci Bölüm: Türklerin İslam’a Geçiş Dönemi (650-950), Ferdi Hidayetler Dönemi, Boylar Halinde İhtida Süreci, İslam Devleti ve Ordusunda Görev Almaları, Kitleler Halinde İslamlaşması, İlk Müslüman Türk Devletlerinin Kurulması, Tasavvufun Türkistan’a Girişi ve Yayılışı, Yesevî Çağında Türkistan’da Tasavvufî Hayat;

İkinci Bölüm: Hayatı; Ailesi ve Eğitimi, Tasavvufî Yönü; Mürşidleri ve İrşad Hayatı, Ölümü; Altmışüç Yaş Toyu ve Türbesi, Halifeleri; Yesevî Soylu Dervişler: Bel Evladı ve Geleneği Yaşatan Dervişler: Yol Evladı, Yesevîyye Tarikatı; Erre Zikri ve Yesevî-Han Meclisleri ile Günümüzde Yesevîlik, Divânı Hikmet; Divânı Hikmet Nüshaları, Basılı Divânı Hikmetler, Divânı Hikmet’in Türkçeye Aktarımları, Divânı Hikmet’teki Tanınmış İsimler;

Üçüncü Bölüm: Kavram Haritası, Tahalluk Kavramları; İbadet ve Ahlâk, Tahakkuka Dair Kavramlar; Kalbi ve Vicdani Kavramlar, Marifet ve Bilgi Kavramları

Hayati Bice gayet objektif bir yaklaşım ile Türklerin İslamlaşması sürecinden çok doğru bilgileri sanki imbikten damıtarak süzer gibi kısa ama konuyu etrafını cami ağyarını mani olacak şekilde aktarmıştır. Ahmet Yesevî’nin hayatının sözlü menkıbelerden öğrenildiğini ve günümüze yazıya aktarılan menkıbelerden oluşan Menakıbnameler yoluyla ulaştırıldığında söyleyen Bice, kendisi Hikmet’lerden yola çıkarak Ahmet Yesevî’nin hayatını anlatır.  “Yesevî’nin çocukluk devrinden sonra yaşadığı ve daha önemlisi irşad faaliyetinin büyük bölümünü geçirdiği Yesi (Türkistan) kenti doğduğu Sayram (İsficab)’a 150 km kadar uzaktadır” (S:38) “Fakr-name risalesindeki ‘Yetmiş üç yıl ömür gördüm’ ifadesi göz önüne alınırsa 1093 yılında doğduğu kabul edilebilir” (S:38) Soy olarak Hz. Ali’ye ulaşan Ahmet Yesevî, tasavvufî eğitimini de Arslan Baba ve Hace Yusuf-ı  Hemedanî’den almıştır.

Ahmet Yesevî’nin irşadındaki başarısının sırrı “… hikmetlerini halkın kolayca anlayabileceği bir tarzda, günlük kullanılan dilde Türkçe ve geleneksel şiir kalıplarına uygun bir şekilde söylemiş olmasıdır.”(S:44)

Hayati Bice, bu gün çoğu tarikat ehliyim diyende bulunmayan Ahmet Yesevî’nin tasavvuf üslubunu “Ahmet Yesevî ne hüküm sahibi emirlerden ne de mal-mülk sahibi zenginlerden bir şey beklemeyen, istiğna sahibi bir Allah adamıdır.” (45)  tespit eder.

Yesevî’nin irşad döneminde dergahlar, tek tek insanların manevi eksikliklerini gidermek için, eğitim ve koruma ortamlarını oluşturmanın yanı sıra sonuçta sosyal yapıya maneviyatı güçlü insanların kazandırılmasını sağlayan sosyalleştirme merkezleridir.” (S:45)

Ahmet Yesevî alın teri ve ele elemeği ile geçinen biridir, bunun için de “tahtadan kaşık, kepçe ve kase yontup satarak geçimini sağlardı.” (S.46)

Ahmet Yesevî h.562/m.1166 tarihinde vefat etmiş, vefat ettiği tarihte de 73 yaşında olduğunun kabul edildiği kaynaklardan tespit edilmektedir.

“Yesevî’nin soyundan gelen halifelerine tasavvuf literatüründe ‘bel evladı’ denir”(S:48) Yesevî’nin soyu kızı Gevher Hoşnaz’dan gelen yolla devam etmiştir. “Ahmet Yesevî’nin ağabeyi Hace Sadreddin Şeyh’in soyundan gelen sufiler, Yesevî yolunun günümüze kadar ulaştırılmasında büyük hizmetler yapmışlardır.” (S:48)

“Ahmet Yesevî ile kan bağı taşımayan ancak silsilesine mensup mürşidlere ‘yol evladı’ denilmektedir.”(S:49) Yesevîlik yolunun yol evladı olan Mansur Ata, Abdül-Melik Ata, Tac Hace, Zengi Ata halifelerinden sonra gelen ve Yesevîliği günümüze ulaştıran dervişleridir.

Ahmet Yesevî, tarikat esaslarını ve irşad yöntemini ‘dört kapı-kırk makam’ formülü ile düzenlemiş”(S:52)’tir. Yesevî dervişleri “insanları sufi olmaya teşvik eden cezbeli ve cehri zikir” ile “zikir meclisleri” kurarken komünist baskı ile “hafi zikri” tercih eder olmuşlardır.

Türk yurtlarında ortak ve benzer bir özellik olması dolayısıyla sevindirici bir haber olarak bakabileceğimiz Türkiye’deki Mevlid-hanlar gibi “Günümüzde Türkistan’daYesevî-hanlıkadı verilen ezberden hikmet söyleme geleneğinin tekrar canlandığı görülmekte ” (S:53) olduğunu da öğreniyoruz.

Ahmet Yesevî, Türk edebiyatında tasavvufî hikmet söyleme geleneğinin öncüsüdür. Eseri ‘Divân-ı Hikmet’ ise İslam’ın kabulünden sonraki asırlarda oluşturulan Türk tasavvuf edebiyatının bilinen ilk örneğidir.” (S:55) En eski tarihli Divân-ı Hikmet el yazma nüshaları, Mısır’da bulunanı 1650, Macar Akademisi El Yazmaları koleksiyonunda bulunan1712 tarihlidir.

Yesevî’nin Türkçe hikmet söylemesi Türklere tasavvufî yoldan İslam dinini öğretmek düşüncesi daha sonra Yunus Emre, Aşık Paşa gibi mutasavvıflar tarafından gelenekselleştirilmiş ve Osmanlı döneminde çoğu mutasavvıf tasavvufî şiirlerden oluşan divânlar bırakmışlardır. Türkçe tercihi de Arapçanın din dili, Farsçanın edebiyat dili olduğu gibi Türkçenin de tasavvuf dili olmasını sağlamıştır.

Divân-ı Hikmet’te Öne Çıkan Kavramlar

Çalışmada kavramların Kur’an-ı Kerim’deki hangi ayetlerde geçtiğini de tablolaştırarak göstermekle kalmamış ayrı ayrı tariflerini yaparak açıklamıştır. “Aşkın ve âşıkların durumu ile ilgili mısralarla dolu Divân-ı Hikmet’te Yesevî, aşk olmadan yola çıkanların yolda kaldıklarını söyler ve aşksız-şevksizbir dervişin yol alamayacağını vurgular” (S:57). Ahmet Yesevî aşka verdiği önemi “ettekrar-u ahsen velev kane yüzseksen” (tekrar güzeldir yüz seksen kere olsa da) der gibi sanki bir öğretme metodu olarak tekrar tekrar kullanmış ve hikmetlerinde defalarca işlemiştir. Aşk-Muhabbet kavramı hikmetlerde, 219 kere %14,87, şevk kavramı 47 kere %3,19 olmak üzere aşk-muhabbet-şevk kavramları toplam 266 kez %18,06 oranında geçmektedir. Sohbet de muhabbetten hasıl olacağı için, kanaatimce hikmetlerdeki sohbet vurgusunu da bu aşk-muhabbet kavramları arasında saymak gerekir. Ahmet Yesevî, tasavvuf işinin aslının aşk olduğunu söyleyip aşka temas etmeden geçmeyerek kendisiyle çelişmeyen bir şeyh olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hulk kökünden üretilen ve ahlâklanma, huy edinme anlamına gelen bir terim olan tahalluk, tasavvufta sufilerin edinmesi gereken özellikleri ifade eder” (S:72) diyen Hayati Bice tahalluk kavramlarının İbadet ve Ahlâk alt başlığında ele almıştır. Bu kavramlar, İbadet-Taat, Şevk, Riya, Melamet, Rıza, Zikir, Şükür, Sıdk, Mücahede, Edeb, Adl-Adil, İhlas Hüzün İstikamet, Sabr, Takva, Tevbe, Kibir, Seha, Kanaat, Kurb, Zevk, Zühd, Hayâ, Tevekkül, Fakr-Fakir, Tevazu, Sürur, İsar, Ucb, Teslim olarak otuz bir başlıkta tespit edilmiştir.

“Ahir zaman şeyhlerinin işi hep riyâ,/Mahşer günü riyâları olacak tanık,/Şeyhim diye bunca riyâ, bunca heva,/Allah için zerre sevap ettiği yok.”(S:81) Hoca Ahmet Yesevî’nin bu hikmetinden yola çıkan yazar,  “Ahmet Yesevî, tasavvuf geleneğinin önceki önderleri gibi bütün mü’minleri riyâdan sakınarak ibadetlerini daha ihlâslı uygulamaya davet etmektedir” (S:81) diyerek Ahmet Yesevî’nin ilk dönem sufileri gibi gibi özü sözü doğru, ilmiyle amil bir mutasavvıf olduğunu aktarmaktadır.

Hayati Bice “… tasavvuf ehlinin tekke adabı kurallarına verdikleri önem, bazen abartılmış, işin asliyetinden uzaklaşarak şekli unsurların öne çıkartılması gibi bir sonuç doğurmuştur. Bu istenmeyen hal, tarikatları şekli bir tutuculuğa boğmuş, sohbet ve zikir meclislerini de anlamsız merasimlerin gösterisine dönüştürmüştür”(S.101) diye eleştirerek tasavvufun ruhuna ve özüne sadık kalmak gerektiğini vurgulamıştır.

Hayati Bice, tahalluk kavramlarının Seyr ü Süluk alt başlığındaki kavramlarını; Sohbet, Mürşid (Şeyh), Riyazet, Mürid (Salik), Sema, Seyr ü Süluk, Halvet-Uzlet, Velayet olarak tablolaştırarak sıklık sayısını ve ilgili ayetleri gösterilmiştir. Bu kavramlar kişinin ahlâklanmasıyla, hal ile doğrudan alakalı değil, ahlâklanmak için izlenecek yol, usul ve merhaleler ile ilgilidir.

Tasavvufta süluk, ilim ile değil hâl iledir” (S:152) diyen yazar, kitabın başından beri vurgulayarak söylediği ve zahirî bir ilim gerektiren “tarikata şeriat temeldir” söylemine tezat mı düştü? Hayır, tezat gibi bir durum söz konusu değildir. Kastettiği ilmiyle âmil olanın halidir. Ve bunu da daha sonraki sayfalarda “Bir veli için ilim talep etmek ve öğrendikleri ile düzenli amel en büyük keramettir.” (S:168) ifadesiyle teyit etmiştir.

Nafilelerin farzlarda bir benzeri olmaması halinde bid’at söz konusu olur.”  (S:168) Namazın nafilesi yine namazdır ve vakitlerde farz olanlardan ayrıca ve fazlaca ifa edilenlerden oluşur, haccın nafilesi umre, zekâtın nafilesi ölçünün azamisinden zekat vermek olabileceği gibi sadaka vermek de olabilir.

Sufînin ahlâklanarak süluku sonucu ulaştığı hal olan tahakkuka dair kavramlar, Kalbî ve Vicdanî kavramlar ile Marifet ve Bilgiye dair kavramlar olarak ikiye ayrılmıştır: Aşk-Muhabbet, Gurbet-Garib, Fena-Beka, Cem-Fark, Cezbe, Havf-Reca, Gaybet-Huzur, Mahv-İsbat kalbî ve vicdanî kavramlar olarak tanzim ve tasnif edilirken, Cehl-Cahil-Nâdân, İlim-Âlim, Akl-Âkil, Hikmet, Şeriat, Tarikat, Hakikat, Feyz-Feth, Keramet, İlham, Keşf-Mukaşefe, Muhadara-Müşahede, Tecelli, İkan-Yakîn kavramlarını da marifet ve bilgiye dair kavramlar olarak tanzim ve tasnif edilmiştir.

Âlim, mutlak ilim ve bilgi sahibi iken arif, takva ve süluk neticesi hâsıl olan bir bilgi olan marifet ehlidir.” (S:208) “Maraş’ın tespitine göre Yesevî’nin dünyasında arif, ‘ahlâki mükemmelliğe hem bilgi hem de amel açısından ulaşmış insan tipi’ni ifade eder.” (S:209) “İrfan sahibi Müslümanları arif ismi ile öven Ahmed Yesevî, irfanı ilmin ötesinde bir makam olarak değerlendirmiştir.” (S.211) “Mahv ve İsbat kavramları da Fena-Beka (kavram) ikilisi gibi halkın itikadını sarsma ihtimali nedeniyle Ahmed Yesevî’nin uzak durduğu konulardandır.”  (S:199)

Bizim medeniyetimize irfan medeniyeti derler. Bu demektir ki Müslümanlar çağın gerektirdiği ilme sahip olacak ama yetinmeyecek daha ilerisine irfana ulaşacak. Ahmet Yesevî şeriat ve dolayısıyla halkın itikadını önemsemiş ve şeriatın emrettiği bir İslam tasavvufu inşa ettiği gibi, halkın iman ve itikadını da şeriatın kapsam alanı içinde tutmak için çabalamıştır.

 “…Kuşeyri’ye göre, şeriat, kulluğun gereğini yapma konusunda verilen emirdir ve emredileni yapmaktır. Şeriat halka yükümlülükler getirir.” (S:215) “Demirdaş, Yesevî’nin dinin emir ve nehiylerini yani şeriatı önemsemeyen bir tasavvufî düşünceyi tamamen reddettiğini ifade eder.” (S:216).

Kitabın daha önceki sayfalarından şeriatsız tarikatın olmayacağını söylediğini Divân-ı Hikmet’teki hikmetlerden tespit eden hayati Bice burada da “ Tasavvufun ilimsiz ve akıl kılavuzluğu olmadan yürünebilecek bir yol olmadığı Yesevî’nin hikmetlerinin ana temalarındandır. Tarikatların sosyal organizasyonlarında ortaya çıkan akıldışı uygulamaların hemen hepsinin cehalet göstergesi olduğunu tespit eden Ahmet Yesevî asırlar ötesinden günümüze ışık tutmaktadır.” (S:228) diyerek Ahmet Yesevî’nin hikmetlerinden ilim ve aklın şeraitten sonra tasavvuf için gerekli şartlardan olduğunu da tespit etmiş olmaktadır.

Hayati Bice’nin Yesevîlik tarikatının el kitabı olarak yayına hazırladığı “Yesevîlik Yolunda Adım Adım” kitabını hediye ettiğim ve daha önceleri sık sık yaptığımız sohbetlerimizde tarikatlardaki şeriattan sapmalardan bahseden bir arkadaşım, kitabın giriş kısmındaki tasavvufun ne olup ne olmadığını anlatan giriş kısmını okuduktan sonraki bir sohbetimizde “Ahmet Yesevî hakiki şeyhmiş” gibi bir ifade kullanmıştı. Gazzali (ö.1111)’den 909 sene sonra Bice tarafından kaleme alınan Divân-ı Hikmet’in Kavram Haritası adlı kitap da, belki de bu konuda ilk müstakil eserdir. Bu çalışmasındaki kavramları tarif ve yorumlamaları okurken Hisar Yayınları’nın uzun yıllar önce yayınladığı Gazzali’nin “Dinde Kırk Esas” adlı kitabını hatırladım. “Dinde Kırk Esas”da geçen kavramların bir kısmıyla bu eserde de olmakla birlikte daha fazla kaynaktan ve Gazzali’den sonra geçen asırların tecrübesinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Eserin değerini şöyle belirtebilirim: Divân-ı Hikmet Kavram Haritası kitabındaki Ahmet Yesevî ve Divân-ı Hikmet hakkındaki bilgiler tamamen çıkarılsa bile başlı başına bir tasavvufî eser vasfı taşımaktadır.

Özetle, okuyucu Divân-ı Hikmet Kavram Haritası adlı bu eseri okurken Türklerin Müslüman oluşuyla ilgili sağlıklı özet net bir bilgi ediniyorken hem Yesevî tarikatının aslını, hem de Tasavvufun mahiyetini sağlıklı kaynaklardan süzülmüş olarak öğrenme fırsatı yakalıyor.

Türkistan Müslümanlığı

Kitabın Sonuç kısmında yazar Yesevîlik hakkındaki tarihî değerlendirmesini yapar. “Ahmet Yesevînin Divân-ı Hikmet eseri, Türkçe ile yazılmış ilk İslami eserlerden birisidir.” (S:147) Ahmet Yesevî Türkler arasında sufi anlayışta bir İslam’ın yaşanmasını sağlamıştır. Ahmet Yesevî Arap toplumuna Arapça inmiş İslam dinini Türkler arasında anlaşılması için kavramları en yalın ve en sade şekilde tarif etmiş ve yer yer Türkçeleştirmiş ve bu kavramlar üzerinden bu gün “Türkistan Müslümanlığı” denilen İslam’ın Türkler tarafından yorumlanmış bir yaşayış tarzının temellerini atmıştır. Hayati Bice, tarih boyunca Türk yurtlarında yaşanan Müslümanlığa, -Yesevî’nin Pîr-i Türkistan diye tarihe geçmiş olmasını da dikkate alarak- “Türkistan Müslümanlığı” denilebileceğini söyledikten sonra şu tespiti yapmaktadır: “… Gerek Yesevî, gerekse halifeleri Hanefi fıkhı ve Maturidi akaidini halkın anlayabileceği bir dil ile ifade etmişler, teori ile pratiği birleştirerek gittikleri yerlerde kalpleri İslam’a ısındırmışlar ve böylece önce gönülleri fethetmişlerdir.” (S:247)

Eski T. C. Diyanet İşleri Başkanlarından Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun dediği gibi İslam bir suyun kaynaktan çıktığı ilk berrak saf temiz halidir. İslam’ın tarihten bu güne gelen hali ise, her yerde her toplumda farklılıklarla yaşadığımız müslümanlıktır ve indirilen İslam’ın çeşitli zaman ve zeminlerde yapılmış ve yapılmakta olan yorumları ve yaşayış biçimleridir.

Ahmet Yesevî’nin Divân-ı Hikmet ile yaktığı ışık Türkleri aydınlatmaya devam ederken, “Divân-ı Hikmetin Kavram Haritası” da Divân-ı Hikmetin günümüz insanı tarafından tanınıp anlaşılmasını kolaylaştıracak bir anahtar olacaktır. Eserin Türklerin manevî dünyasını anlamak isteyenler için kaynak bir eser olduğu söylenebilir. Bu yönüyle Türklerin tarih boyunca İslamâ hizmetinin arkaplanına ışık tutan bu eser, Türk tarihi ve tasavvufu anlayabilmek isteyenler için vazgeçilmez bir eser olarak kütüphanemizdeki yerini almıştır.

Kitabı Edinmek İçin Online Sipariş Adresi:
https://www.kitapyurdu.com/kitap/divani-hikmetin-kavram-haritasi-/545787.html

***
Dr. Hayati Bice’nin Bütün Eserleri: 
https://www.kitapyurdu.com/yazar/dr-hayati-bice/8225.html