Muharrem GÜNAY: GÜVENİLİR OLMAYANIN DİNİ OLMAZ

GÜVENİLİR OLMAYANIN DİNİ OLMAZ
MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU
Başta namaz olmak üzere, oruç, hac gibi ibadetlerini yerine getiren bir mü’min özü, sözü, içi ile dışı bir olmalıdır. Her konuda kendisine güvenilebilmelidir. Allah’ın isimlerinden birisi olan “El Mü’min”, dostlarını azaptan, kullarını zulümden emin kılan demektir. Kendisine inanan ve iman edenlere kendi isimlerinden birisini veren Yüce Allah müminlerden “kendilerine her konuda güvenilen insan olmalarını istemiştir. Sevgili Peygamberimizin hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Müslüman, diğer Müslümanların, elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”; “Vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü, kim mümin olamaz?” denildi: “Zulüm ve şerrinden komşusu güven içerisinde olmayan kimse” buyurdu.” (Buhari, Kitâbu’l-Edeb: 29, Tecrid no: 2019)
“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.” (Kenzul-Ummal. H. No: 8436)
“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8435)
Bu hadisi şeriflerde de görüldüğü gibi mü’min her konuda kendisine güvenilen ve çevresine güven veren ve namazın ruhuna uygun bir hayat yaşayan insan olmalıdır.
Alimlerden biri şöyle der:”Kişi kendisini Allah´a yaklaştırdığı inancıyla secdeye varır. Oysa secdede yaptığı günahlar, bulunduğu şehrin sakinlerine taksim edilmiş olsaydı hepsi helâk olurdu´. Bu sözü dinleyenlerden biri ´Bu iş nasıl oluyor?´ diye sorunca, o zât şöyle karşılığını verir:
“Kendisi Allah huzurunda secdeye varmaktadır. Kalbi ise, nefsin hevasına kulak veriyor ve kendisini kaplamış olan bâtılı görüyor.”
Eğer namaz kıldığımız halde hayatımızda bir kısım bozukluklar varsa biz namazı ikâme etmiyoruz; Allah’ın istediği şekilde kılmıyoruz da namaz gösterisinde bulunuyoruz demektir. Namazla din kurtarma çabası içine giriyoruz demektir. Eğer kişinin namazıyla hayatı, namazıyla ticareti, namazıyla siyaseti, namazıyla aile hayatı, namazıyla sosyal hayatla münasebeti aynı doğrultuda değilse bu namaz Allah’ın istediği bir namaz değildir. Bu bakımdan biz namaz kılarken namaz da bizi kılacak, kötülüklerden, bizi uzaklaştıracaktır. Namaz kıldığımız halde kötülükler işlemeye devam ediyorsak; Namaz kıldığımız halde namaz bizi kılmamış olur. Nitekim Ankebut suresinde bu gerçeğe dikkat çekilir:
”(Ey Muhammed! ) kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı ikâme et / dosdoğru ve hakkıyla kıl, çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alı kor.” (Ankebut:45)

DOSDOĞRU KIL” VE “DOSDOĞRU OL
Ankebut suresi 45. Âyetten de anlaşılacağı gibi; Dosdoğru kılınan namaz, bizi kötülükten alıkoyan ve bizi dosdoğru bir Müslüman kılan namazdır. Bu ve daha başka ayetlerde geçen “Namazı ikâme et; dosdoğru kıl” emrini “Namazı dosdoğru kıl ve dosdoğru ol” şeklinde anlamak îcap eder.
Kılmış olduğu namazın her rekâtında kendisini Allah’ın nimet verdiği, nebîler/peygamberler, sıdıklar, şehidler ve sâlihlerle beraber kılması için Allah’a dua eden ve hidayet ve sırat-ı müstegım talebinde bulunan mümine Tevbe suresinde sıdıklarla/doğrularla bir ve beraber olması emredilir:
DOĞRULARLA BERABER OL!
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe 9/119)
Ahzab suresinde ise mü’minin tanımı yapılarak: “Müslüman, doğru sözlü olan ve yalan söylemeyen insandır.” (Ahzab suresi: 70; Hac suresi: 30) buyrulur.
Müfessirlerin açıklamalarına göre Allah’ın nimet verdiği lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler, peygamberler ve onların yolunda gidenlerdir. Allah’ın nimet verdiği kimseler Nisa suresinde daha açık bir şekilde anlatılmaktadır:
“Kim Allah’a ve Resûl’e (cân u gönülden) itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebîler, sıddıklar, şehitler ve sâlihlerle beraber olacaklardır. İşte onlar ne güzel arkadaştırlar!” (Nisa–69) (bk. Nisa-80 )
Onun içindir ki Allah ve resulüne cânı gönülden itaat eden bir Müslüman doğru olmak iddiasından öte doğrularla bir ve beraber olmalıdır. Doğruyum dediği halde doğrularla bir ve beraber olmayan bir müminin gerçekte doğru ve sıddık bir mümin olması mümkün değildir.