Gazi KARABULUT: Adanmışlık Ruhu ve Beklentisizlik

DELİLER!…

Gazi KARABULUT

Eğer milletime ve iman ettiğimiz değerlere bir faydam olmayacaksa yaşamanın ne ehemmiyeti var?

Evet! Deliler, derken bu manayı ihtiva eden bir deliliğe, delilere ihtiyaç olduğunu vurgulamak için bu başlığı kullandım.

Mal, mülk derdinden ari duran, oğluna ev, kızına araba bırakama telaşından beri olan, her zaman ifade ettiğimi gibi Yaşatma İdeali ve millete vefa şuuru ile diğergamlık sergileyen bir deliler nesline ne de çok ihtiyacımız var.

Adanmışlık ruhu ve beklentisizlik anlayışı ile hareket edecek, bütün hayatını, bir ideali insanlara ulaştırma mefkuresi doğrultusunda kullanacak ama kimseden de bir şey beklemeyecek delilere…

Yer yer sürçse de yeniden düştüğü yerden kalkacak, nerede kalmıştık diyerek, kendi ruh aynasına rücu edecek “Allah’ım beni de arkadaşlarımı da mahcup etme” diyerek yollara revan olacak yiğitlere….

Kendini unutacak ve kendini toplumuna feda edecek, “sen bu kadar didindin, çırpındın, karşılığında şunlar şunlar da senin hakkın” denildiğinde, “Ben bir şey mi yapmışım? Hiç haberim yok. İlk kez sizden duyuyorum.” Saf derunluğu ile hizmette en önde olup ücrette arkalarda bile olsa sıraya girmeyi dahi utanç vesilesi görecek gönül erlerine…

Yük ağır, emanet ise çok yüce, anlayışı ile

Hayal mi görüyorum?

Tarih bunun örnekleri ile dolu. Peygamber Efendimiz(Sav) değil miydi ölmeden kalkanı rehin kalan. Ve yine Sıddık olan Ebu Bekir değil miydi malının tamamını Allah yolunda harcayan.

Hem Hasan Basri Hazretlerine sahabeden sorulduğunda:

“Eğer siz onları görseydiniz bunlar deli derdiniz. Ama onlar sizi görselerdi, bunlar Müslüman değil, bunlar ahirete iman etmiyorlar derdiler.” Dediği hal yaşanmış,

Deli denilince onlar(R.anh) akla gelmemiş miydi?

Yakın tarihimizde de nice buna benzer destansı tutumlar sergilenmemiş miydi?

Bir Kılıçarslan ne ile izah edilebilir, Alpaslan’ın ordusunun Malazgirt’teki zaferini, Osman Bey’in 400 çadırken gayeyi nizam-ı Alem olarak ifade etmesini, Fatih’in Fethini, Yavuz’un Sina Çölü’nü aşmasını, Çanakkale’yi destanlaştıranları anlatmak için, onlara dense dense ancak “deliler” denilebilirdi…

Evet, çağımız bir deliler hareketine ihtiyaç duymaktadır. Hayalim hep o deliler ordusunun kıtmiri olmaktı.

Olmaz mı?

O (C.C.) diledikten sonra olmaz, olmaz!

Dileniyoruz ve dilemeni diliyoruz Ey Rabbim!

Dilekçemdir…

Aslında bu yazı kendi nefsimeydi.
Yaşanan bir zellenin ardından; mumun, dibine ışık vermeyip aydınlatmaya çalışırken etrafını, eriyip gitmesi gibi bir ahvalin iç inkisarıydı.

O sebepten olsa gerek ki ne kadar beklerim bilmem ama bir iman tazelemesi niyetiyle ara vermeyi düşünüyorum klavye tuşlarına…

Bu süreç içerisinde, farkına varmadan yardığım başlar, incittiğim gönüller varsa onlardan helallik ve dua istiyorum bir şekilde yazılarımı okumuş, ortamlarımda bulunmuş herkesten…