Erol Güngör için Galip ERDEM yazmıştı…

Erol Güngör İçin

Galip ERDEM

Hem insanlığın icaplarından sayılır, hem de ölüm sonrasının acılarına çok yakışan bir davranış: Ebedi âleme göçenlerin ardından hep iyi şeyler söylenir. Meziyetler mübalağa edilir; mutlak bir mecburiyet olmadıkça kusurlardan, zaaflardan hiç bahsedilmez. Aziz kardeşim Erol Güngör’ün hâlâ alışamadığım kaybından sonra çok düşünmüşümdür: İnancımız ve geleneğimiz başka türlü oysaydı, ölenlerin zaaflarını ve kusurlarını mübalağa etmemiz, meziyetlerini de geçiştirmemiz istenseydi, Erol Güngör için ne yazabilirdim, ve ne söyleyebilirdim? Yakın dostlarından biri idim ve emin olmanızı isterim: Böyle bir durumda, yazacak ve konuşacak hiçbir şey bulamazdım. Kendimi çok zorladığım takdirde, uzaktan görünüşünün bazıları için bir “kendini beğenmişlik” işareti sayıldığını belirtebilirdim. Hepsi bundan ibaret.


Erol Güngör’ü, 1957 yılında tanıdım. Liseyi bitirmiş, üniversite tahsili için İstanbul’a gelmişti, henüz delikanlılık çağını yaşaması gereken bir gençti. Ama, Erol öyle bir devreyi hiç yaşamadı. Acaba çocukluğunu yaşamış mıdır? Sanmıyorum. Çelik-çomak oynayan bir Erol Güngör tasavvur edebilmek öyle zor ki… 19 yaşında tanıdığım Erol delikanlılık çağının sevimli münasebetsizliklerinden hiçbirini görememişimdir. Benden sekiz yaş küçüktü. Meclisimize girdi, sohbetlerimize katıldı ve asla yabancılık çekmedi. Türk milletinin ve milliyetçiliğimizin meselelerini en az bizim kadar biliyordu. Ağabey demesi, kültürümüze bağlılığının ve terbiyesinin bir ifadesi idi. Az konuşması ve daha çok dinlemeyi tercih etmesi de öyle… Aslında ben ve yakını olmuş yaşıtlarım Erol Güngör’ü, daha o yıllarda eğitilmesi ve bazı şeyler öğretilmesi gereken bir genç gibi görmemiş, daima bir akran ve arkadaş saymışızdır. Başka türlü olması zaten mümkün değildi.


Erol Güngör’ün ne olacağı üniversiteye girişinin ilk yıllarından itibaren belliydi. Merhum Mümtaz Turhan’ın yanına asistan alınacağını biliyorduk. Sınıf geçmek diye bir meselesi yoktu. Fakülteyi bitirmesi ve öğretim üyesi olması sadece bir zaman işi idi. Ve formalitenin tamamlanmasından ibaretti. Başka bir ihtimal aklımıza hiç gelmemiştir. Nitekim öyle oldu.


Kabiliyetsiz çalışkanlarımız ve kabiliyetli tembellerimiz çoktur. Kabiliyetli çalışkanlara hasrettik. İşte Erol Güngör, bunlardan biri ve belki de birincisi idi. İlim için çok genç sayılacak bir yaşta öldü. Ama az değil çok ve öz yazdı. Kültürümüzün temel meselelerinden hemen hepsi üzerine incelemeleri, hal çareleri, konusunda hepimize rehber olacak cevapları vardır. Sadece inandıklarını yazmış ve inandıklarını yapmıştır. Eğer bazı şeyleri, daha çok hoşumuza gidecek bir tarzda ortaya koymamışsa, asla çekindiğinden değil, öylesinin daha doğru olacağına inandığı içindir. Küçük hesaplarla uğraşmaya tenezzül etmediğine, deşifre olmamak gibi ahmakça bir endişeye hiçbir zaman kapılmadığına hepimiz şahitlik ederiz.
Biz, sevgili bir kardeşimizi, millet çok değerli bir evladını kaybetmiştir.

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.


(Yunus Buğra YILMAZ Arşivi’nden, Hamle Dergisi, S.19, 16 Mayıs 1983, s.28.)