Hasan TÜLKAY: ERKEN GİTTİN…

ERKEN GİTTİN ZEKİ KARDEŞ
Rahmetli Serdengeçti Osman Yüksel’in manevî evlatlarından Zeki Kamacı da 5 Ağustos 2020’de ani bir kalp krizi ile vefat etmiş.Daha yeni öğrendim; çok üzüldüm, perişan oldum.. Allah gani gani rahmet eylesin…
Nicedir ölümlü yazılar yazmıyordum ve yazmak istemiyordum. Fakat bir derviş Yunus edasıyla sessizce aramızdan çekilen Zeki bey kardeşimizin mütevazı fakat aziz hatırasını kayıtlara geçirmek vicdan borcumuzdur.
Erken gittin, diyorum ki; saçın sakalın ağarsa da hayat doluydun.. Daha yapacak işlerin vardı. Önder ve örnek olduğun her teşebbüsü ileriye taşıyacak enerjin ve meslekî birikimin vardı.

7 Mart 1952 -5 Ağustos 2020. Resmî kayıtlara göre 68 yıl 4 ay 28 günlük fani hayatında yüz kızartıcı bir iz bırakmadan çekip giden Zeki Kamacı, Yavuz Bülent Bakiler’in BEN DOĞULUYUM şiirinde tasvir edilen şarklı güzel insan nümunelerinden birisiydi. (İlgiçtir, bu şiir “Serdengeçti Osman Yüksel Ağabeyime” ithaf edilmiştir.) Şimdi ilçe olan Muş’un Yağcılar Köyü’nde dünyaya gözlerini açmış.Yoksulluktan, işsizlikten rızkını, kısmetini önce Ankara varoşlarında, sonra yurt dışında Libya’da işçilikte arayan gariban bir babanın oğlu…

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır dedikleri karlı buzlu çok soğuk bir kış günü, elleri ayazda morarmış halde Ankara Kızılay’da M.E.B. civarında ayakkabı boyacılığına çıkmış bir ilkokul (ya da Ortaokul) talebesi.. Zabıta gelmiş, sandığını almış, çocuk feryat figan ağlıyor. Mazlumların, gariplerin derdini dert edinen Antalya Milletvekili SERDENGEÇTİ Osman Yüksel çocuğu ve sandığı zabıtadan alıp elinden tutuyor, hikayesini dinleye dinleye doğru Milli Eğitim Bakanı’nın yanına.. “Öp bakalım bu amcanın elini” Sonra bakan Orhan Dengiz’e “Bu çocuğa sahip çıkacağız Orhan.. Onu iyi bir yatılı okula verelim. Velisi de kefili de benim..” Aslen Muş’un bir köyünden olan Zeki tahsil hayatını üniversiteyi bitirinceye kadar Aksekili Serdengeçti’ nin himayesinde tamamlar… Orman Mühendisleri Odası Genel merkez yönetim kuruluna kadar yükselen çalışkan, dosdoğru, milliyetçi bir bürokrat olarak devletine milletine hizmet etti. Hırsızlığa, rüşvete suistimale çok açık görevlerde bulunmasına rağmen emekli mühendis bir bürokratın kapasitesini aşacak kadar zengin olmadı. (Belki hafızam beni yanıltıyor olabilir, rahmetli Zeki arkadaşımızın kendi el yazısı ile naklettiği tanışma olayı aşağıda okuyacağınız gibi biraz farklı naklediliyor.)

Merhuma rahmet dileklerini ileten Antalya’nın aksaçlılarından Ali Yıldız hoca da şu küçük notu iletti:
“Onu ilk kez 1966 yılında Merhum Serdengeçti’nin Denizciler caddesindeki Ergenekon mağarasında başında kalpakları ile kurt ininden başını uzatan kurt yavruları arasında görmüştüm.
Başlarında yaşlı kurt Serdengeçti vardı..
Kapılarını çalıp açtıklarında 3-4 genç ihtiyatlı bir kurt ailesi gibi sadece başlarını uzatarak hepsinin bana bakışını hiç unutmam”

Zeki, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Ülkücülüğün fiilen bir vatan millet fedailiği gibi yaşandığı yıllarda aktif mücadelenin içindeki yiğitlerden birisiydi. Serdengeçti İstanbul’a gittiğinde çoğu zaman Zeki’gilin talebe evinde kalırdı.

Kendi nesebinden çocuğu olmayan Serdengeçti, okuttuğu, himaye ettiği çocuklardan galiba en çok da Zeki’yi sevdi. Zeki yanında olmayınca, annesini kaybetmiş kuzular gibi inlediğini biliyoruz. Belki de yalnızlıktan ve titretici Parkinson hastalığının sıkıntısından sığınacağı bir liman gibi gördüğünden Zeki’nin üzerine çok düşerdi. Sürekli O’nun ilgisini beklerdi. Allah var; Zeki de “Osman abi”sinin yüksünmeden kahrını çekti. Serdengeçti’nin ağır sitemkâr mektuplarını görmezlikten, bilmezlikten geldi. Umursamadı, güldü geçti…

Osman abi’nin Zeki’ye gönderdiği mektup ve şiirlerden kalıcı edebî parçalar da var. Meselâ “Vefa Yurdu’ndaki Vefasız Çocuğa” yazdığı GELSEN DE BİR GELMESEN DE şiiri Mustafa Yıldızdoğan tarafından bestelenmiş, kasetlerle, CD’lerle ve hatta televizyon ekranlarından milyonlara ulaşan, özellikle gençlerin çok sevdiği bir türkü olmuştur.

Artık olan oldu bize,
Gelsen de bir, gelmesen de.
Gelemeyiz biz yüz yüze,
Gelsen de bir gelmesen de.

Hep kendini çektin naza,
Yok bahara yahut yaza,
Bıktım gayrı yaza yaza,
Gelsen de bir, gelmesen de.

Demir tavında dövülür,
Ağaç yaş iken eğilir,
Çocuk küçükken sevilir,
Gelsen de bir, gelmesen de.

Bir candır bu, bir andır bu,
Giden gelmez, bir handır bu,
Dağ-taş değil, insandır bu,
Gelsen de bir, gelmesen de.

Göreceğin bir boş kafes,
Ceset kalmış, çıkmış nefes,
Nerde o can, nerde o ses?
Gelsen de bir, gelmesen de.

Serdengeçti artık bitti,
Bu ayrılık cana yetti,
O bir kuştu, uçtu gitti,
Gelsen de bir, gelmesen de…

Ahmet Kabaklı hocanın Türk Edebiyatı Vakfı’nca çıkarılan Türk Edebiyatı dergisinin Şubat 1983 sayısında bu şiir yayınlanınca Serdengeçti’nin çocuklar gibi sevindiğini biliyoruz.

Zeki Bey; sakin yaratılışlı, işini seven ve iyi bilen bir mühendisti. Çağdaş teknik donanımlara, özellikle Web dizaynı ve ofis programlarının kullanımında kendini iyi yetiştirmişti. Tarım Orman Bakanlığı’nın çeşitli kademelerinde başarılı hizmetler verdi.

Serdengeçti Osman Yüksel abi “Zeki iyi okur, ama yazmaz.. Keşke hem okur hem yazar olsaydı” derdi. “Adı gibi Zekî çocuk” der, severdi. Biraz da Osman abinin hatırına klâsiklerden epey kitap okumuştu. Zeki de Serdengeçti’yi şöyle yad etmiş 2003 yılında:

“Osman abi, aramızdan ayrılışının 20. yılı… Bu yirmi yıl ne çabuk geçmiş?.. Ne zaman, nasıl geçmiş?.. Daha dün gibi… Son karşılaştığımızda Hacettepe Hastanesi’ndeydin. O haline yürek dayanacak gibi değildi. Halâ hatırladıkça, gözümün önüne geldikçe yüreğim eziliyor. İnsan ne halden ne hale geliyor. Zulme korkusuzca baş kaldıran, zalimlerin karşısında kaya gibi dimdik duran Sen, Osman abi yataklara yakışmıyordun. Zaten fazla da durmadın. Sanırım benim Artvin’den gelmemi bekledin ve ertesi günü göçtün gittin. Allah gani gani rahmet eyleye…

1966’dan 1983’e kadar baba oğul gibi birlikte geçen on-yedi yıl… Millî Eğitim Bakanlığı’nın Özel Kalem’inde beklerken yanında dört-beş üniversiteli gençle zamanın Millî Eğitim Bakanı olan Orhan Dengiz’le gençlerin işleriyle ilgili görüştünüz. Özel Kalem Müdürü Fethi Gemuhluoğlu’na:

-Bu çocuk ne bekliyor burda? diye sormuştun… Sonra ilgilenip birkaç soru sorduktan sonra da beni de alıp makama, Bakan’a çıkarmıştın… Yapılacak bir şey yoktu. Ben boynu bükük dönmek ve geleceğimi sokaklarda aramak durumundaydım. Merhamet ettin, elimden tuttun, kanatlarının altına aldın. Allah da sana Rahman ve Rahim sıfatıyla tecellî etsin Osman abi…

Babamdan büyüktün amma, çevrendeki herkes sana Osman abi diyordu. Mehmet abi (Arıcı) da, (…………………….) da Osman abi diyordu. Dolayısiyle ben de öyle hitap ettim ve öyle de gibiydin.

17 yıl birlikte bir ömür geçti; Cebeci’deki bodrum katındaki ev, sonra Ayrancı Hoşdere’ye taşınma… Akseki’de geçirdiğimiz kış, bahar… Badem ağaçlarını, onların baharla açan çiçeklerini ne çok severdin. Hep o bahçeye gömülmeyi, o toprağa karışmayı arzu ederdin. Havuzun hemen üstüne, badem ağaçlarının arasına konmak isterdin. Üstümde üzüm terekleri olsun derdin.

Sen ölünce Osman abi, ben de öldüm. 20 yıl geçti, yaşadım mı, bilemiyorum. Öksüz kaldım, sensiz kaldım, yalnız, kimsesiz kaldım…”

Zeki Bey en son özel ağaçlandırma ve fidanlık projeleri yapıyordu. Muş’un bir köyünden gelmiş, başarılı bir mühendis bürokrat olmuş…

Çok tanınan, bilinen birisi değilse de, hatırası hayırla hatırlanacak olan Zeki Kamacı’yı aile yakınları, dostları; “Ayten hanımın eşi, işletmeci – Bankacı Zeynep hanımla, konservatuar mezunu kendi müzik özel okulunda piyano öğretmeni Elif’in babaları, İpek’in dedesi” sıfatlarıyla tanıyorlar. Sadece bu sıfatların ve çocuklarını isimleri meslekleri bile ne güzel mirastır.

Mekânı Cennet olsun…
Nur içinde yatsın…
Hasan Tülkay 16 Ekim 2020 Antalya