Muharrem Günay: “ELE-BELE-DİLE SAHİP OL”MAK

ELE, BELE VE DİLE SAHİP OLMAK

Muharrem Günay (Sıddıkoğlu)

İnsanın eli, her türlü iyilik ve kötülüğün uygulayıcısıdır. İnsan eline sahip olamazsa bir öfkede kâtil bir tamahkârlıkla da hırsız olur. Oysa Allah eli, çalmak, çırpmak, dövmek ve öldürmek için değil, üretmek, başkalarına vermek ve sevmek için yaratmıştır.
Dil de böyledir. Allah dili, yalan söylemek, iftira atmak, sövmek ve kötü söz söylemek için değil, iyi ve güzel söz söylemek, iyiliği emretmek, kötülüğü nehy etmek için yaratmıştır. Bele sahip olmakta namusumuza, şerefimize sahip olmak şeklinde anlatılmıştır.

Onun içindir ki Hacı Bektâşı Veli:
“Eline, beline ve diline sahip ol” buyurmuştur.

Ele, bele ve dile sahip olmak aynı zamanda tasavvufun da temelini oluşturur.
İslâm’ı tasavvufî kanallardan alan Türkler, tarih boyu güzel ahlakları ile diğer İslâm toplulukları arasında seçkin bir yer edinmişlerdir. “Allah’ı görür gibi ibadet etmek” kavramı ile formüle edilen bu tasavvufî yaklaşım İslâm literatüründe “ihsan” olarak adlandırılır.” (Dr. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, s.76)
İhsan; Cibril hadisi diye bilinen meşhur hadis-i şerifte de geçtiği üzere “Allah’ı görüyor gibi ibadet etmektir. Çünkü biz onu görmesek te O bizi görür.” (Müslim, İman, 1,(8); Nesâi, İman, 6,(8, 10) vb) Biz bu “ihsan” kavramını daha da genişleterek “ ihsan; Allah’ı görüyor gibi bir hayat yaşamaktır; Çünkü biz onu görmesek te O bizi her an görmektedir” şeklinde tanımlayabiliriz.
Ele, bele ve dile sahip olmaktan bir başka maksat ise; Ele; vatana, devlete, millete; Dile, Türkçeye; Bele, töreye sahip çıkmaktır. İslam açısından millete, vatana, devlete ve töreye sahip çıkmak ta dini bir gerekliliktir.
Türk milleti, Allah’ın İslâm’a hizmetle şereflendirdiği bir millettir.

Türk ordusu Allah’ın ordusudur.

Türk bayrağı mukaddes ay ve yıldızı ile Yüce İslâm’ın ve al rengi ile Allah için can veren şühedanın kanlarının ifadesidir. Üzerinde‚ ezan-ı Muhammedi okunan aziz vatanımız ise, İslâm’ın ebedi güneşinin hiç batmadığı en büyük ümit ve hayat kaynağımızdır.(S.A.Arvasi, T.İ.Ü cilt 1/203 )

Türkçe, Türk milletinin ses bayrağıdır. Türk milletini oluşturan en önemli unsurlardan birisidir. Bu bakımdan dilimize sahip çıkmalıyız. Tarihi, dini ve kültürel mirasımızı gelecek nesillere ancak dilimiz sayesinde aktarabiliriz. Özellikle başta Almanya olmak üzere yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın Türkçemize sahip çıkması ve yeni nesillere Türkçeyi unutturmaması gerekir. Yurt dışında yaşayan soydaşlarımız şunu iyibilsinler ki dil biterse din de biter. Dinimize sahip olmanın yolu dilimize sahip olmaktan geçer.
Konuya bir başka açıdan yaklaşan Dr. Hayati Bice “Ele, bele, dile sahip ol”mak konusunda şöyle diyor:
“Yalancılar Ümmetimden Değildir.”
Konuyu sadece cinsel ahlak ekseninde ele almanın yetersizliğine işaret etmek üzere bir başka alana “diline sahip ol” noktasına getirmek istiyorum. Hoca Ahmed Yesevi’nin Divân-i Hikmet’inde yer alan iki şiirde yalancılar yerilmiş, yalancılık önemli bir hata olarak gösterilmiştir. Yalan(cı)lara Hz. Muhammed’ (sav)’in “Sen benim ümmetimden değilsin” diyerek yüz vermeyeceğini sert sözlerle ifade eden Pir-i Türkistan’ın bu hassasiyeti beni hayli düşündürmüştür:
37. Hikmet
“El-kezzabu lâ ümmetî” dedi, bilin Muhammed;
Yalancılar kavmine ümmet demez Muhammed.”
81. Hikmet
“El-kezzabu lâ ümmeti” dedi size;
O Muhammed Hakk Resûlü idi bize;
Yalancılara yoktur, vallahi cennet; (Dr. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, s.78)

Müslüman Yalan Söylemez
Ayet-i kerimelerde ve hadisi şeriflerde açıkça beyan edildiği üzere, yalan İslam’ ın şiddetle yasakladığı ve büyük günah saydığı bir davranıştır. Yüce Allah ; “Yalan sözden kaçının.” (Hac,22/30) “Doğru söz söyleyin” (Ahzab,33/70) buyurmaktadır.
Peygamberimiz(s.a.s) de; “Doğruluk (insanı) hayra götürür. Hayır, da cennete götürür. Kişi doğru konuşa, konuşa Allah’ın yanında doğru kişi olarak yazılır. Yalan ise kötülüğe, kötülük de ateşe götürür. Kişi yalan konuşa, konuşa Allah’ın yanında yalancı (Kezzap) olarak yazılır.” (Müslim, Birr,103,III,2012–2013) buyurmuştur…
Kur’an-ı Kerim’e göre: “Allah, haddi aşan, yalan söz söyleyen kişiyi doğru yola iletmez.” (Mü’min, 40/28)
Bu nedenle kişi,”İyice bilmediği bir şeyin ardına düşmemeli, kulak, göz, kalp ve bunların hepsinin yaptıklarından sorumlu olduğunu“(İsra,17/36) unutmamalı; “Ya doğru ve faydalı söz söylemeli ya da susmalı”dır. (Müslim, İman,75.I,68)
Abdullah bin Amr İbni’l-Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince sözünden döner. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)
İbn-i Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir: “Kul, yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde ‘yalancılar’ arasına kaydedilir.” (Muvatta) Doğruluk, ferdi ve toplumu huzur ve mutluluğa götürür, yalan ise kötülüğe ve felakete sürükler. Bu nedenle, yüce dinimiz İslam, özde ve sözde doğruluğu emretmiş; yalanı ve yalan sözü yasaklamıştır.

Mü’min eli ile dili ile ve beli ile çevresine güven veren insan demektir. Başta namaz olmak üzere, oruç, hac gibi ibadetlerini yerine getiren bir mü’min özü, sözü, içi ile dışı bir olmalıdır. Her konuda kendisine güvenilebilmelidir. Allah’ın isimlerinden birisi olan “El Mü’min”, dostlarını azaptan, kullarını zulümden emin kılan demektir. Kendisine inanan ve iman edenlere kendi isimlerinden birisini veren Yüce Allah müminlerden “kendilerine her konuda güvenilen insan olmalarını istemiştir.

Sevgili Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü, kim mümin olamaz?” denildi: “Zulüm ve şerrinden komşusu güven içerisinde olmayan kimse” buyurdu.” (Buhari, Kitâbu’l-Edeb: 29, Tecrid no: 2019)
“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.” (Kenzul-Ummal. H. No: 8436)
Sevgili Peygamberimiz müslümanı :“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir” (Tirmizî, Îmân, 12) şeklinde târif etmiştir. Öyleyse her mü’min çevresine güven veren, elinden, belinden ve dilinden herkesin emin olduğu insan olmalıdır.