Dr. Hayati BİCE: SOSYAL MEDYA MUHASEBESİ / 2010-2020

MUHASEBE ZAMANI


Dr. Hayati BİCE

Geçen hafta Ankara İlahiyat Fakültesi’nde ziyaret edip sohbet ettiğim değerli dostum, akademisyen hocamız Prof. Dr. Hasan Onat, sosyal medya mesajlarımı takip ettiğini, sadece Yesevilik konusu ile kendimi sınırlamış gibi bir izlenim edindiğini oysa fikir sahasındaki müktesabatım ile değişik konularda da paylaşımlarda bulunmamı -emirle karışık- önerdi.
Gerçekten de arşivime baktığımda en çok paylaşılanların Yesevi, Divan-ı Hikmet konulu “Cuma Armağanı” mesajlarım olduğunu gördüm. Bu konuda 1-2 yıl önce Cuma Armağanı paylaşımlarıma devam edip etmeme konusunda istişare yapmıştım ve devamını isteyenler çoğunlukta çıkmıştı.
Şimdi muhasebe zamanı: Ne yapmalı?
***
MUHASEBE -1: Türk Sanatı Nereye?

Bu sabah sayfamı açtığımda değerli dostum Cengizhan Orakçı’nın aşağıda paylaşacağım türkülerimiz ve Türk müziğine ilişkin notu ile karşılaştım.
Tam o sırada Geleneksel Türk Sanatları’ndan birisi olan tezhib ile ilgili ve 20 yıldır erişime açık bir sitede güncelleme yapma fikri ile yapılanların ne kadar karşılığı olduğunu düşünüyordum. Tezhib ile ilgili sitenin istatistiklerini kontrol ettiğimde gördüğüm manzara son bir yılda sadece 1000 kadar sayfa görüntülemesini bildiren rakamlar oldu. Günde ortalama 3-4 kişinin siteye bakıp gittiğini gösteren bu rakam ilgisizliğin somut bir kanıtı idi.
Şimdi Cengizhan Orakçı’nın notunu paylaşayım:


“ÖNGÖRÜ
Birkaç nesil sonra insanlar türküleri bilmeyecek! O türkülerdeki garip Anadolu Türklerinin duygularına, acılarına, hasretlerine, aşklarına tamamen yabancı olacak! Birkaç nesil sonra insanlar klasik şarkılarımızı da dinlemeyecek! Dinlese de bir şey anlamayacak. O dilden, o ruhtan tamamen çıkmış olacak! Bütün o ses hazineleri, belki sadece “hazine avcıları”nın eline kalacak. Bu seslerle millet hâline gelmiş insanlar, artık başka bir topluluk olacaktır; atalarından çok başka, çok uzak. Ruh köküne yabancı…”

[C. Orakçı’nın notu burada bitti.]
***
Bu notu da okudu iseniz şu sorunun yanıtını yorum olarak aşağıya ekleyiniz:
2050 yılında “Türk Sanatı” denildiğinde kim ne anlayacak?

***
SOSYAL MEDYADA MUHASEBE

Yaklaşık 20 yıllık internet içerik oluşturucu abonesi, 10 yıllık Sosyal Medya paylaşımcısı sıfatıyla epeyce deneyim sahibi oldum. Bu süreçte yaklaşık 10 internet sitesinin kurucusu ve editörü, üye sayısı toplamda onbinleri bulan sosyal medya gruplarının yöneticisi olarak aktivite gösterdim.
Bir muhasebe yaptığımda sonuçları maddeler halinde şöyle sıralayabilirim:

1) Türk milliyetçisi/Ülkücü gruplar nitelik yönünden (imla, fikri insicam, kayda değer söz söyleme) maalesef genel ortalamanın çok altındadır. Medya okur-yazarlığı dersinden geçebileceklerin oranı %10’u bulmaz.

2) Önemsediğim ve bazen de bıktırıcı yoğunlukta olduğunu kendimin de fark ettiğim kitap tanıtım paylaşımları, yeterince işlev görmemektedir. Tanıttığım kitapların linkleri, tıklanmamakta, takipçilerim sadece “beğen” tuşlamakla tanıtılan kitabı önemsediğini gösterdiğini düşünmektedir. (Bu konuda son örnek Ömer Seyfeddin Kitabı ile ilgili paylaşımımdır. Mesajıma yorum yapan 95 kişiden sadece bir değerli takipçim, benim önerimle kitabı okuduğunu ve çok beğendiğini iletmiştir.)

3) Herkesin siyasi tercihte özgür olduğu ortada iken, Türk milliyetçisi/Ülkücü gruplar hızla “sığ particilik” batağına düşüp seviye kaybetmektedir.

4) Mesajlara yapılan yorumlarda egemen olan boşvermişlik, savrulmuşluk ve derbederlik artık çok belirginleşmiştir. Bu tesbitimi, sadece kendi sayfamdaki yorumlardan değil, kaliteli ve yararlanılır yorum yapan, önemli STK’ların yöneticisi olan değerli insanların mesajlarını da izleyerek yaptığım bilinmelidir.

5) Sanat- Kültür konulu paylaşımların genel ortalamaya göre hiç bir etki oluşturmadığı görülmektedir. Bu nedenle eskiden yaptığım köşe yazısı, analiz link paylaşımlarımı epeydir yapmıyorum.

6) Son olarak şunu da belirtmeliyim: Benim 5000 arkadaş ve 3000 takipçili hesabımın yaş ortalaması 40-50 arasına ulaşmış ve hatta geçmiştir. Bir hekim olarak söyleyebilirim ki, bu grup nadir istisnalar dışında fikriyat açısından “kendini geliştirebilir olma” çağını “biyolojik olarak” tamamlamıştır.


***

“Halvet der-Encümen”
Bu değerlendirmeler ışığında belki de bu paylaşımım bu uzunluktaki son paylaşımım olacaktır.
İsimleri bende mahfuz vefalı, basiret sahibi değerli dostlarımın anlayışla karşılayacağını ümid ederek saygılar sunuyorum.