+++Dr. Hayati BİCE: “İslâm Ahlâk ve Fazileti” Herkese, ‘Her Yer’de Lâzım…

“İslâm Ahlâk ve Fazileti” Herkese, ‘Her Yer’de Lâzım…

Dr. Hayati BİCE

Ülkücü Ahlâk konusundaki ilk yazıma başlarken konunun bir yazıda bitirilemeyecek kadar derin olduğunu fark ederek: “Bu eksendeki yazılarım birkaç makale olarak devam edecek” demiştim. 27-28 Nisan 1967 günlerinde düzenlenen Dokuz Işık seminerlerinde [1], Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından, kamuoyu önünde ilk kez Ahlâkçılık ilkesi anlatılması ile ülkücü hareketin gündemine önce kavram ve hemen sonrasında temel sloganlardan birisi olarak giren “İslâm Ahlâk ve Fazileti” söylemi ülkücüler arasında hızla yaygınlaşır.

Tarihî Ülkücü Belgelerde “İslâm Ahlâk ve Fazileti”

Yaptığım incelemelerde ulaştığım belgelerden çıkardığım sonuç şudur: “İslâm Ahlâk ve Fazileti” kavramı, ülkücüler arasında yazılı belgeler üzerinde, 1968 yılından itibaren yer almağa başlamıştır.

Yakın tarihimizde büyük tartışmalara yol açan Amerikan 6. Filosunun, 10 Şubat 1969 günü, İstanbul limanına gelmesiyle ilgili olarak yapılan protestolara katılan Milliyetçiler Birliği’nin bildirisinin son satırlarında “İslâm Ahlâk ve Fazileti” ibaresini kağıt üzerine kaydedilmiş olarak görüyoruz:

“Büyük Türk milleti,

Bütün bu bozuklukların düzelmesi yeniden kendine dönüşle mümkündür.

En mutlu insanların yaşadığı büyük, yenilmez Türkiye, Türklük şuur ve gururuna sahip, İslâm ahlâk ve faziletine bağlı yüce gönüllü ülkücüler eliyle kurulacaktır.

Allah doğruların yardımcısıdır ve inananların kuvvet kaynağı O’dur.

Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden,

Şimşek gibi bir hatıra nal seslerinden.

Tanrı Türk’ü korusun.”

***

İzmir’in  Bornova semtinde bulunan Yüksek Tahsil Erkek Öğrenci Yurdu’nun ülkücü üniversiteli gençlerinin Ekim 1968′de yayınlanan bir bildirisinde, yurtta namaz kılınmasını yasaklayan Yurt Müdürü’nden yakınılırken “Türklük Şuur ve Gururu ile İslâm Ahlâk ve Fazileti”nin Türk Gençliğine yol gösterici düstur oluşuna vurgu yapılır:

“Türklük gurur ve şuuru ile İslâm ahlâk ve faziletini kendimize düstur edinen Milliyetçi-Toplumcu gençleriz. Yeni açılan yurdumuzun yöneticileri ile devamlı çatışmaktayız. Sebebi şudur: Geçen ilkbaharda, ihtiyaçlarımızın giderilmesi için yurt banyolarının sabahları birer saat yanması için müracaat ettik. Yurt Müdürü, kabul etmedi. Yine aynı müdür, namaz kılan arkadaşlara; burası cami değil, burası ilim öğrenilmekte faydalanılan yurttur, diyerek, ibadet için bir yer ayırılması isteğini kabul etmedi. (…) müdürü 200 imzalı dilekçe ile Devlet Bakanı ile Başbakan’a da şikayet ettiğimiz halde bir sonuç alınamadı.”

***

Ülkücü gençlerin hızla benimsediği “Türklük Şuur ve Gururu ile İslâm Ahlâk ve Fazileti” kavramının MHP belgelerine yansıması da gecikmeyecektir:

MHP ismini bir ay kadar sonraki kongrede alacak olan CKMP’nin Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, 5 Ocak 1969 Pazar günü düzenlediği basın toplantısında şu açıklamayı yapar:

“… Bu memleket moskof uşaklarının değil, Ergenekon Arslanları’nındır. Milli duygularla dolu, İslâm ahlâk ve fazileti ile Türklük gurur ve şuurunu benimsemiş olan asil ve aziz gençlerimiz kanunlara saygılı, Anayasa’ya bağlıdırlar. Milliyetçi gençler, Türkiye’yi anarşiye itmek isteyenlerin daima karşısında olacak ve olmalıdır. Partimize faşist damgasını vurup komando yetiştirmekle itham edenler, evvela kendi durumu ve tutumlarını tesbit etmelidirler.”

***

Kayseri’de düzenlenen 15 günlük “komando kampı” ile ilgili olarak 4 Ağustos 1969 Pazartesi günü basına bir açıklama yapan MHP Kayseri İl Başkanı Hasan Sami Bolak’ın: “Parolamız Türklük şuuru ve gururu, İslâm ahlâk ve faziletidir. Her şey Türkler tarafından Türklük için yapılmaktadır.” dediği kaydedilmiştir.[2]

***

Genç Ülkücüler Teşkilatı Sinop Şubesi’nin, “3 Mayıs Günü”, nedeniyle 3 Mayıs 1969 tarihinde yayınladığı “Türklük Şuur ve Gururu ile İslâm Ahlâk ve Fazileti” ifadesine yer verilen bildiride ilk ülkücü şehidlerden Süleyman Özmen’in şehadeti de söz konusu edilmiştir:

“Yüzü, vicdanı kara, iki eli kanlı komünistler, milliyetçi kardeşimiz Süleyman Özmen‘i şehit ettiler. Fakat, buna rağmen, 3 Mayıs 1944′te başlayan Milliyetçilik akımı devam edecek ve mutlaka hedefine ulaşacaktır.

Yüce Türk Milleti,

Seni Türklük şuur ve gururuna, İslâm ahlâk ve faziletine, yoksullukla savaşa, adaletle yarışa, kardeşliğe, kısacası hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyoruz. Modern medeniyetin ön safına geçmek üzere çağlar üzerinden sıçramağa çağırıyoruz.

Ey Türk!. Titre ve kendine dön.”

Bu bildirideki vurgulu ifade, Başbuğ Türkeş’in bir konuşmasından iktibas edilmiştir.

Yıl-1971: Ülkücü Kızların İslam Ahlâk Ve Fazileti Savunması İzmir’den Uç Veriyor

Bu yazı için araştırma yaparken beni en çok etkileyen belge, ülkücü genç kızların bir gösterisi ile ilgili haberdi. Önce  “Ülkücü Genç Kızlar Müstehcen Yayınlarla Mücadele Ediyor” başlıklı ve 2 Mart 1971 tarihli bu haberi okuyalım:

İzmir Ülkü Ocakları’na mensup yüzden fazla ülkücü genç kız öğrenci, 2 Mart 1971 günü, “Yahudilerin Türk Milletini ahlâkî yönden çökertmek için başvurdukları bu oyunu protesto ediyoruz”, diyerek, müstehcen olarak niteledikleri bazı dergi ve kitapları Kemeraltı girişinde, ateşe vererek yaktı. Ülkü Ocaklı kızlar, daha sonra, bir de bildiri dağıttı.

Dağıtılan bildiri de özetle şöyle denilmekteydi:

“Biz, kültür emperyalizminin tutsağı olmamış Ülkücü Türk Kızları, Türk kadınını şefkatli bir ana, anlayışlı bir eş, cemiyetteki görevini kavramış bir fert olarak görüyor ve her Türk kadınının şahsında Türk-İslâm değerlerini toplaması gerektiğine inanıyoruz.

Biz, Ülkücü Türk Kızları olarak; tarlasında, fabrikasında, okulunda, evinde şerefle, iffetle çalışan, cepheye mermi taşıyan, millet hizmetine canını koyan Türk kadınını tanıyoruz.

Etini teşhir eden ve bundan para kazanan kadını, Türk kadını olarak düşünemiyoruz,

Biz, Ülkücü Türk Kızları olarak, ahlâk kavramını yok etmeye başlamış komünistlerin, masonların, siyonistlerin karşısına bir kale gibi dikileceğiz. İffetimizi, namusumuzu onlara ezdirmeyeceğiz.

Yüce Türk Milletini yıkmaya yönelmiş her türlü gizli, açık tecavüz; karşısında Türklük gurur ve şuuruyla, İslâm ahlâk ve faziletiyle donanmış Ülkücü Türk kızını bulacaktır.”[3]

***

Önkuzu’lar Unutulmadı, Unutulmaz…

“Türklük Şuur ve Gururu ile İslâm Ahlâk ve Fazileti” kavramına rastladığım onlarca ülkücü belgeden ülkücü şehidler arasında Emine Işınsu’nun “Sancı” romanına[4] konu edilmesi ile silinmez bir iz bırakan, -Tokat’ın Zile ilçesinden hemşehrim- Ertuğrul Dursun Önkuzu ile ilgili olan bir tanesi vardı ki, bu yazımda yer vermesem içime derd, gönlüme yük  olurdu.

Genç Ülkücüler Teşkilatı Samsun Şubesi, 1970 yılı sonlarında Ankara Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda işkenceler edilerek şehadet makamına ulaşan E. Dursun Önkuzu ve bütün şehid ülküdaşların ruhlarına ithaf etmek üzere, 22 Aralık 1971 günü, bir mevlid okutur. Bu mevlidi duyurmak için bir bildiri yayınlayan Genç Ülkücüler Teşkilatı Samsun Şubesi, bildirisi şu satırlarla sonlanıyordu:

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak uğrunda ölen varsa vatandır.”

diyen senin öz evladların, ülkücü çocukların, son üç yılda gençliklerinin baharında yaşayan bir çok kardeşini şehid verdi. Gerektiği an, beş yüz bin tanesi de şehid olmaya hazırdır.

Yeter ki, son müstakil Türk yurduna zarar gelmesin.

Herşey Türk için Türk’e göre Türk tarafından olmalıdır.

İslâm ahlâk ve fazileti, Türklük gurur ve şuuru.

Bir ölür, bin diriliriz.”

Ülkücülerin İman ve Ahlâkını Sorgulamak Kimin, Ne Haddine?!…

Bu yazıda sadece bir kısmını verdiğim örneklerden görüleceği gibi ülkücü hareket bazıalrının sandığı ve iddia ettiği gibi Erbakan hareketi ile girilen siyasî mücadelenin bir rekabet unsuru olarak, oportünist bir yaklaşımla İslâmî bir çizgiye kaymamıştır.

Bu yazıda kanıtlandığı üzere, daha ilk oluşum günlerinden itibaren “İslâm Ahlâk ve Fazileti” kavramını bütün faaliyetlerinde konu edinen siyasî Türk milliyetçiliği hareketi mensublarının İslâm’a yaklaşımını çarpıtma çabalarına, sadece “siyasî ümmetçi”lerin değil; kendilerini “Türkçü” olarak adlandıran -ve böylelikle genel Türk milliyetçisi kitleden ayırmağa çalışan- bazılarının da katıldığını görmek üzücüdür. Türk milliyetçiliğinin 1970’lerde Başbuğ Türkeş ile büyük Türk milliyetçisi H. Nihal Atsız arasında başlayan ‘soğukluk’ ile Türkçülük’ten, Ümmetçilik -ve hattâ bazı sersemlere göre “Arapçılık”- noktasına savrulduğu iddiaları, -kasıtlı değilse, ancak ve ancak- gülünç bir iddiadır.

Hiç kimse kendi “ahlâkî sefalet ve rezaleti”ne Türkçülüğü, ülkücülüğü alet etmeğe kalkmasın. Kendi sefîl ve rezil ahlâk seviyesi, ülkücü hareket için bir yüz karası haline gelmiş -veya gelecek olma ihtimali bulunan- her kim var ise, mevkiî, oturduğu makam odası ne olursa olsun, ülkücü hareketin şanlı tarihine zerre kadar saygı taşıyorsa, kimsenin kendisini kovmasını beklemeden, sesiz sedasız bir köşeye çekilmelidir.

Bunu talep etmeğe, daha 1971’de, İzmir’in göbeğinde Kemeraltı’nda, o zamana kadar görülmemiş bir “iffet eylemi”ni gerçekleştiren bozkurtlar adına da, Süleyman Özmen’den E. Dursun Önkuzu’dan son şehidimize kadar bütün ülkücü şehidlerimiz adına da hakkımız var…

Her ülkücünün hakkı olduğu gibi…

__________________________________________________________

(*) Dr. Hayati BİCE, ÜLKÜ-YAZ Genel Başkanı.

[1] Dokuz Işık seminerleri ilgili bilgileri, o gün orada olan değerli büyüklerimizden, Ahmet B. Karabacak ile Sakin Öner’den teyid ettim. Dokuz Işık’ın ülkücü hareket söyleminde ilk kez 1966 yılında düzenlenen bir mitingde, Başbuğ Türkeş’in dilinden yer aldığını kanıtlayan haberi ve Dokuz Işık’ın kitaplaşma serüveninin belgelerini bir sonraki yazıya ertelemek zorunda kaldım. Yazılarımın çok uzun olduğundan yakınan okurları taleplerini dikakte alarken konualrı bu şekilde bölmek zorunda kalıyorum. Ülkücü hareketin seyri hakkındaki  bu yazılar, ilk uygun zamanda kitap olarak yayınlandığında, inşaallah,  bir arada okumak fırsatı bulacaksınız. Bugüne kadar defalarca kitap halinde basılan Dokuz Işık’ın son baskısı için bkz: Bilgeoğuz Yayınları, http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=566249

[2] Bu haber de, kaynaklarda  ismi geçen dönemin MHP Kayseri il başkanı Hasan Sami Bolak’tan teyid edilmiştir.

[3] Ülkücü Hareket’in oluşum sürecini (1961-1971) arasını dokümanter olarak anlatan Turhan Feyizoğlu’nun “Fırtınalı Yıllarda Ülkücü Hareket” adlı kitabından nakledilmiştir.

Bkz. Turhan Feyizoğlu, “Fırtınalı Yıllarda Ülkücü Hareket”, 3. Baskı, Ozan Yay., İstanbul-2005. s.619-620.

[4] Emine Işınsu, Sancı, (Roman),  Bilge Kültür Sanat, (Son baskı),

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=606446