Dr. Hayati BİCE: Balkan Yollarında Hüzünlü Düşünceler

Balkan Yollarında Hüzünlü Düşünceler

Dr. Hayati BİCE

 

16-22 Mayıs 2014 tarihinde Bulgaristan’dan başlayıp Bosna-Hersek’te sonlanan bir Balkanlar gezisine katıldım. Bir yayınevinin düzenlediği gezide, inanç ekseninde kültürü turizmi denebilecek bir dizi ziyaretimiz oldu. Geziye katılan grubumuz nitelikli ve manevi konularda duyarlı insanlardan oluşuyordu. Bu gezimizden hareketle kültür turizmi ve kültürel gezilere katılacaklara bazı öğütler çerçevesinde bu yazımı kalem alıyorum. Balkanların genel durumu, siyasi konular ve yakın gelecekteki muhtemel gelişmelere bu yazının çerçevesinde değinebilmem mümkün olamayacak.

Balkanlara ilk gezim olduğu için olumlu veya olumsuz bir ön yargım yoktu. Sadece gezimizi düzenleyen arkadaşımız -Mikail Türker Bal- gezimizin inanç turizmi ekseninde olacağını ve Balkanlar’daki tasavvuf kültürünün yaşayan eserlerine odaklanacağımızı iletmişti. Ulaştırılan gezi programındaki iki nokta benim için bu geziye katılma gerekçesi olarak yeterli idi: 1) Blagay tekkesindeki Sarı Saltık makamı, 2) Kosova’da Sultan I. Murad  Han türbesini ziyaret.

 

Sarı Saltık ve Tuna Nehri

Gezi tarihimiz yaklaşınca Sarı Saltık makamını ziyaretimize  ön hazırlık olsun diye kütüphanemdeki Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın tarafından yayına hazırlanan Saltuknâme kitabına biraz göz attım. İki cildlik kitabı baştan sona okuyabilme fırsatı bulamayınca bazı konularda başvurmak üzere  kitabı da yanıma aldım. İyi ki de almışım. Çünkü Tuna nehrini ziyaretimiz sonrası Saltuknâme’de Tuna ile ilgili bir şeyler var mı? diye baktığımda çok önemli bir veri ile karşılaştım. Kitapta kaydedilen bir menkıbeye göre Sarı Saltık, Tuna kıyısında kafirlerle vuruşurken zor durumda kaldığında, Tuna’nın ortasından bir kaya yükselmiş ve Sarı Saltık bu kayanın üzerine basarak iki adımda karşı kıyıya geçmiş ve kafirin elinden kurtulmuş. Tuna’nın darda kalan Sarı Saltık’a yardım etmesinin Tuna nehrinin milli hafızamızda aziz bir yer edinmesinde mutlaka payı vardır. Tabiî, gezi boyunca Gazi Osman Paşa’yı yâd ederek  birkaç kez hep beraber okuduğumuz “Tuna Nehri Akmam Diyor” marşı da  ihmal edilemez.

Arif Nihad Asya’nın bir yazısında kendileri ile konuştuğunu söylediği Nil ve Tuna , Necip Fazıl’ın Sakarya’nın iki kardeşi olarak andığı “cömert Nil” ve “Yeşil Tuna” işte böylesi anlatılarla ile milli hafızamıza kazınmış olmalı.

 

Hüdavendigâr Meşhedi

Balkan gezimizin benim açımdan zirvesi, Kosova savaş meydanında şehid edilen Sultan I. Murad  Han türbesini ziyaretimiz oldu. Aslında Sultan I. Murad ile daha gezimizin ilk durağında adına inşa edilen  ve çok iyi korunmuş durumdaki camide namaz kıldığımız Filibe Cuma Camii’nde karşılaşmıştık.  Prizren’de grubumuza katılan yerel rehbere sorduğum sorulara alamadığım yanıtları gezi dönüşü baktığım kaynaklardan öğrendim. 15 Haziran 1389 günü gerçekleşen Birinci Kosova Savaşı’na otuz bin Osmanlı askeri katılırken karşılarında da Sırp Kralı Lazar’ın çeşitli Balkan uluslarından derlediği sayıca denk bir ordu varmış. Yugoslavya’nın dağılmasına yol açan sürecin başlangıcının 1989’da dönemin Sırp Lideri Slobodan Miloşeviç önderliğinde Kosova ovasında düzenlenen  I. Kosova Savaşının 600. yıldönümü törenleri ile başladığının kabul edilmesi Kosova Savaşı’nın Balkan tarihindeki öneminin güncel bir kanıtı olmuştur.

Osmanlı’nın kesin zaferi ile biten savaş sonrası rehavete katılan muhafızların gafletinden yararlanan Miloş Kobiloviç tarafından hançerlenerek şehid edilen I. Murad’ın şehid düştüğü yerde defnedilen iç organları üzerinde, kaynaklarda  Hüdavendigâr Meşhedi olarak anılan türbe inşa edildi. Bedeni ise

Bursa’ya götürülüp Çekirge semtinde adı ile anılan külliyedeki  türbesine defnedildi.  Osmanlı tarihlerinde yaygın olarak “Gazi Hünkâr” ve “Hudâvendigâr” şeklinde anılan I. Murad Han şehid edildiğinde 63 yaşında idi.

Hüdavendigâr Meşhedi olarak anılan Sultan I. Murad Han türbesini ziyaret ederken yaptığım duada bütün şehidlerimizi  de unutmadık. Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Mustafa Pehlivanoğlu ile Fikri Arıkan’ın isimlerini Sultan I. Murad Han’ın manevî  huzurunda yâd ederken bütün ülkücü şehidlerimiz de dua ve fatihalarımızdan nasiblerini aldılar.

 

Belgrad Kalesini Bekleyen Uçbeyi: Şehid Ali Paşa

Gezimizin güzergahında karşılaştığımız ve hiç  beklemediğim bir yerde karşımıza çıkan üçüncü kişi Şehid Ali Paşa idi. Bazı kitap referanslarında Şehid Ali Paşa Kitaplığı diye atıfta bulunan yazmalar vesilesi ile sadece ismini bildiğim Şehid Ali Paşa’yı  Belgrad kalesi ortasında bir uç beyi vakarı ile yerleştiği türbesinde ziyaret edeceğimizi yola çıkarken bilmiyordum; gezi grubumuzdan hiç kimse de bilmiyordu.

 

Saraybosna Muhabbeti

Benim için bu gezide başkaca hiçbir yeri görmemiş olsak bile Sarı Saltık ve I. Murad makamlarını ziyaret yeterli olacaktı. Kaldı ki, daha pek çok yeri ziyaret ettik; daha da önemlisi, pek çok dost ile görüştük, tanıştık, halleştik. Gıyaben tanıştığım Uluslararası Saraybosna Üniversitesi öğretim üyesiMetin Boşnak ile yaptığımız sohbet geceyarısını aştı ama tadı damağımızda kaldı. Sohbeti paylaştığımız TİKA’nın gayretli ve bilgili Bosna TemsilcisiZülküf Oruç’un bölge ve bölgenin sosyokültürel durumu hakkında verdiği bilgiler benim için çok faydalı oldu. Oruç’un Bosna’daki resmî diyanet bürokrasisi ile geleneksel tasavvufî akımlarının temsilcileri arasındaki ilişkiye dair açıklaması o kadar önemli idi ki; bir rapor halinde T.C. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ve yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’a iletmesi gerektiği ifade ettim.

 

Bazı Notlar

Son olarak birkaç değerlendirmemi iletmek isterim:

*Gezimizin ilk durağından son noktasına kadar yemyeşil bir coğrafyada seyahat ederken Anadolu’nun kıraçlığı ve giderek çölleşmesini hayıflanarak Balkanlar’daki seyahatimizin hemen her durağında konuşmak durumunda kaldık.

* Gezimizin bana kazandırdığı en önemli kanaat, Osmanlı’nın Balkanlar’daki fütûhâtının asla ve asla toprak, güç kazanmak için olmadığını net olarak fark ettirmesidir. Yaklaşık iki yüzyıl içerisinde Balkanlar’da öylesine geniş topraklar fethedilmişti ki, o asırların tüm Osmanlı nüfusunu o bölgelere yığsanız toprağa göre insan unsuru yine de eksik kalırdı. Osmanlı’nın Balkanlarda at koştururken temel hedefi, Allah adının daha uzak ufuklara taşınması –klasik terimi ile İ’lây-ı Kelimetullah- idi.

* İstanbul’un fethinden 10 yıl sonra 1463’de savaşsız olarak Bosna’yı teslim alan Fatih Sultan Mehmed’in Bosna’da gördüğü iki rüyayı Saraybosna’daki bir akşam yemeğinde Tursun Bey Tarihi’ni kaynak göstererek bize aktaran,  üniversitede tarih eğitimi alan Kosova Türkleri’nden genç dostumuz Eldar Uka’nın ulaşmış olduğu tarih bilinci çok dikkat çekici idi. Kendisine “Kimbilir kime nasib olur?” düşüncesi ile yola çıkarken yanıma aldığım Divan-ı Hikmet’in 1904 Kazan baskısının bir örneğini sunarken “İnşaallah Yesevî Hikmetleri’nin bölge dillerine çevrilerek yayınına vesile olsun” dualarımı ekledim.

* Otobüsle Kosova’dan Makedonya’ya geçerken bize refakat eden Prizrenli  Muhammed Ali Tamnik’in otantik bir tavır ile okuduğu Yunus, Eşrefoğlu ve Hacı Bayram Veli ilahileri bölge ile ruh akrabalığımızın maddi ilişkilerimizden önemli olduğunu ve bundan böyle de olacağını hatırlattı.

* Bosna’da bölgedeki bazı kanaat önderleri ile yaptığımız temaslar Türkiye’deki cemaatler arası çekişme ve rekabetin Balkanlar’a da taşındığını gösterdi. Bunu da üzüntü ile kaydetmeliyim. Bu konuda T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.
*Bosna Savaşı’nda ismi tarihe silinmez bir şekilde kazınan Aliya İzzetbegoviç ve söylem/eylemini çağdaş İslamî yaklaşımlar çerçevesinde yeniden değerlendirmek gerektiğini düşündüm. Kuşatma altındaki Saraybosna’ya nefes borusu olan “Tünel”in yapımı ile ilgili video her durumda kendi kahramanlarını çıkartamayan toplumların akıbeti nin berbat olacağını ihtar etti.
*Bosna savaşında cephe komutanı olarak savaşırken şehid edildiğini öğrendiğim Nakşbendi şeyhi Mehmed Hafizoviç İmam Şamil ruhunun bu dünyayı henzü terk etmediğini müjdeledi. Ülkemiz tasavvuf ortamlarının rehavet dolu pratiklerini de sorgulamak gereği ortadadır.

*Son olarak bize dair izler taşıyan coğrafyalara seyahat edecek olan gezginlerimiz gezileri öncesinde mutlaka gezecekleri yerler ile ilgili bilgilerini yoklamalı ve geziye başlarken bir ön bilgiye sahip olarak yola çıkmalıdırlar. Bu noktada birkaç kitabı tavsiye edeyim: Mostar Köprüsü/Alhan Altan Araslı, Hayal Şehirlerin İzinde/Rıdvan Canım, Balkanlarda Tasavvuf/Metin İzeti, Balkanlardaki Miras/Tuğçe Tuna.

muradhan_es-sehid1

Sultan I. Murad Han Türbesi – KOSOVA

blagay_sarisaltuk_tekke

Blagay Tekkesi / Sarı Saltık Makamı
Fotograflar: Yasemin Karan DUTOĞLU