Çağatay KOÇAR: SOVYET YAZARLARINA GÖRE ORTAÇAĞDAKİ TÜRK DÜŞÜNÜRLERİ

BAZI SOVYET YAZARLARINA GÖRE

ORTAÇAĞDAKİ

TÜRK DÜŞÜNÜRLERİNİN

DİNİ DÜŞÜNCELERİ


ÇAĞATAY KOÇAR

 

Sovyet basınında son zamanlarda çıkan makalelerde Türk dü­şünürlerinden Yusuf Has Hacib, Farabi, Beyruni, İbn Sina, Ali Şir Nevai gibi alimlerin İslam dinine nisbeten münasebeti ve onların ateistik motifte eserler yazdıkları doğrusunda fikirler ileri sürülmekte. Konumuza girerken bu doğruda yazılan makalelerden ve eserlerden misal vererek başlayalım. “Özbekistan Madaniyatı” isimli gazetenin 6 Temmuz 1979 tarihli sayısında Q. Aripov ve S. Hasanov’m “Nazariy Qollanma” yani “Nazari Faydalanma” başlıklı makalesinde, “Orta Asya mütefekkirlerinden Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib, Abu Nasır Farabi, Abu Ali İbn Sina, Ali Şir Nevai gibi düşünürlerin İslam ideolojisine münasebeti, ateistik motifteki eserlerinden örnekler veril­mekte ve onların ateistik fikir yürüttükleri ileri sürülmekte.

“Özbek Ansiklopedisinin 1. cilt 253. sayfasında Ali Şir Nevai doğrusunda yazılan maddede, güya onun, “Cennet ve cehenneme yani öbür dünyanın rahatı veya azablarına şüphe ile bakar”, diye­rek kayd edilmekte. Yine “Özbek Ansiklopedisinin 1. cilt 59-60. sayfalarında Abu Ali İbn Sina hakkında yazılan maddede, “Mantık ibn Sina eserlerinde ilmi bilimin metodu sıfatında dini akidelere karşı çıkılmakta. İbn Sina’nın felsefi fikirleri kendinin materyalistik meyil­lerinin zenginliği, ileri fikirleri öne sürüş ile hükümran İslam dünya bakışına objektif şekilde zıd edi”, denilmekte.

Taşkent’te çıkmakta olan “Gülistan” isimli aylık mecmuanın 1980 yılının Aralık sayısında Umar Qulmuradov’ın “Akl takazası” isimli makalesinde Abu Ali İbn Sina’nın İslam dini talimatlarına karşı fikir yürüttüğü, materyalistik ve ateistik meyilleri doğrusunda fikir ortaya atılmakta.

Son bir misal daha vererek bu mütefekkirlerin dini düşüncelerinden kısaca örnekler verelim.

Taşkent’te çıkmakta olan “Yaş Leninçi” yani “Genç Leninci” isimli gazetenin 1980 yılının 22 Temmuz günü yayınlanan sayısında, “Ortaçağ şeraitinde İslam dininin hükümran ideoloji olduğu için her şekilde ilmi fikirleri ileri süriiş fakat önce Allahın hal edici “faaliyetini” kabul etmek vasıtasında icra edilirdi. Şunun için İbn Sina hem materyalistik ve ateistik gayelerini dini perde arkasında ileri sürmeye mecbur oldu”, diyerek kayd edilmekte.

Şimdi biz Ali Şir Nevai, Abu Ali İbn Sina, Abu Nasır Farabi, Beyruni ve Yusuf Has Hacib’in dini – felsefi düşüncelerinden örnek­ler vererek bu düşünürlerin tam İslam olduklarına ve İslam dinine hizmet ettiklerine kısaca değinelim.

ALİ ŞİR NEVAİ’NİN DİNİ DÜŞÜNCESİ

Nevai dini bütün bir Müslümandır. Dinin emrettiği ödevleri yerine getirmeyi amaç edinmiştir. Vakfiyesinde, gönlündeki iki muradı açık­larken, İslamın beş şartından dördünü yerine getirmekte olduğunu, beşincisi olan haccın henüz kendisine nasip olmadığını şu satırlarla anlatıyor :

“Birisi bu durur kim, çün kişige ebedî devlet ve sermedi sa’âdet ve hayât çeşmesinin» nüvıdi ve necat menzilirig ümmîdi, Islâmnıng biş siitûnlık zâtü’l – imâdıga kirmegünçe miimkin irmes ; bu hamsü’l – mübarek pencesiga ilik urıuagunça hiç iş netice birmes. Evvel kelime-i tevhid durur. Şükr kim anı “elif” dik canım arasıda ııakş itipmin. İkkinci salât-ı hamse durur. Bihamdi’llah kim anı “hi” zihnim ara şebt kılıpnun. Üçüncü ramazân otuz küninirig rüzesi duruı. Şükrü lillah kim anı “lâm” dik kalkimde yaşurupmın. Törtunçi zekât durur. Canım nakdi ol Tingrige zekât kim könglümge nisâbga yitkünçe, mâl zahire kılmağı meylin salmadı ve nisâbga yitken mal zekâtın ayırgunça dikimde kalmadı. Bişinci hac durur ve ol bı özrl müyesser bolmaym”.

Nevai bu duygusunda çok samimidir. Nevai, ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı 210 beyitlik mesnevide İslâm dininin esaslarını, şartlarını ve kurallarını birer birer açıklamaktadır.

Nevai Nakşbendi taıikatındandır. Pîri ve mürşidi de Abdu’r-Rahman Camî’dir. Nevai gönülden bağlandığı bu tarikatın büyüklerine karşı derin bir saygı besler. Bunları, özellikle tarikatın büyük pirlerinden olan Hacı Bahaü’d-din-i Nakşbendi’yi tasavvufla ilgili eserlerinin hemen hepsinde saygı ile anar [1].

BEYRUNl’NİN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Beyruni’nin eserlerinde inançlı bir Müslüman’ın ifadeleri, kelime­leri ve samimi duygularıyla sık sık karşılaşırız. Çoğu zaman dinî bir gi­rişle eserini başlatıp Allah’a hamd, Peygamber’ine salavat, Müslüman- lara dua eder; eser boyunca yeri geldikçe ya dinî bir açıklama, ya da din­dar bir kişiye yaraşır kelimelerle dinî heyecanından kopmaz; güzel, samimi, veciz dualarla eserini bitirir.

Beyruni, Müslüman için ilmin üstünlüğünü belirtmekle kalmıyor, ona taklit yoluyla değil, araştırma yoluyla ulaşılmasını salık veriyor, ilimsiz, marifetsiz, tefekkürsüz ibadeti eksik buluyor.

Beyruni, İslâmî inanç ve ibadetlere kuvvetlice bağlı olduğu kadar; ayetlere, hadislere düşkün, fakih ve müfessirlere saygılı, dünya hırs ve kaygılarından uzaktır.

Beyruni’nin kendi dini olan İslamiyet hakkında yazdıkları, onun bu dini çok iyi anlayabilmiş olduğunu göstermektedir. Eserlerinden Kur’ân-ı Kerîm’i, Tefsir ve Hadîs kitaplarını, İslam Tarihi, Mezhepler, Fıkıh, Tasavvuf, Kelâm, Felsefe vb. alanlardaki kitapları incelemiş olduğu her vesileyle belli olmaktadır.

Eserlerinde ayet ve hadislere çok sık tesadüf edilebilen Beyruni’ nin onlara karşı özel bir ilgi ve sevgisi bulunduğunu, ayetleri tefsir için hatta cebirle ilgili bir kitabında bile buna imkân bulabilmesinden an­lıyoruz.

Beyruni, İslamiyet’in bir yapı özelliği olarak dinle devletin birleş­mesinin beşeri hayatın en iyi şekilde gelişmesine sebep olacağına inanı­yordu. [2]

FARABİ’NİN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Farabi’ye göre Allah birdir ve her şeydir; bütün varlığın dayanağı ve sığınağı odur. Lezzetlerin en üstünü de akıl lezzetinden başka değil­dir. Bu sebepledir ki insan, bedene ait lezzetlerden akıl lezzetlerine yükselmek zorundadır. Akıl lezzetlerinin en üstünü de memnun edilmiş olan nefsin (aklın) Allah’ını, Rabbı’nı bilmesidir. Farabi’nin Allah’a isnat ettiği sıfatlar da İslam felsefesinin özelliğini taşır : Allah’ın faslı, cinsi, haddi yoktur. O’nun sonradan olması, temeli, ortağı, karşıtı dü­şünülemez. Allah, mevzu, araz ve dokunan bir şey değildir. O zahirdir. Heı-şeyin ilk başladığı varlıktır. Her şey onundur. Onda çokluk bulun­maz. O zatiyle her şeye nail olur. O her şeyi zatiyle bilir. Zatiyle her şeyi bilerek her şeyle beraber olur. O’nun zatı bölünemez. Allah vardır. Yok­luğu kabul edilemez. Hasılı, Allah, ilk sebeptir. Yani sebeplerin sebebi­dir. Hiçbir şey onun gücü dışında kalamaz.

Görülüyor ki Farabi, İslam’ın Allah’ından felsefecilerin diliyle söz etmiştir. Başka bir deyimle Allah’ı tavsif etmekte de Kur’an’la felsefeyi uzlaştırmaya çalışmıştır.

Farabi’nin sisteminde Peygamberlik felsefesi de önemli bir yer tutar. O, bu konuda da Peygamberle filozofu uzlaştırmaya ve birleş­tirmeye çalışmıştır. Farabi, hiçbir zaman Hz. Muhammed’in Hak Pey­gamberi olduğunu inkâr etmemiştir.

Farabi, Tanrısına şöyle yalvarmaktadır :

“Sen öyle bir Tanrısın ki senden başka asla tapacak yoktur. Ey eş­yanın illeti! Yerin, göğün nuru! Bana Fa’al akıldan bir feyz ihsan et; ikram ve in’am, lutuf ve ihsan sahibi olan zât-ı eceli ve a’lâ! Nefsimi hikmet nurlariyle paklaştır [3][4].

İBN SİNA’NIN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Dünyaca tanınan büyük Türk düşünürü İbn Sina on yaşında Kur’ an’ı ezberlemiş nadir kişilerdendir. O Allaha inanırdı, mesela şu sözleri ile bunu ispatlayabiliriz, “Bu hâle son derece sevindim. Allaha şükrede­rek secdeye kapandım; fakirlere sadaka dağıttım”.

İbn Sina’nın “al-Hidâya”si, mantık, tabiiyât ve ilahiyattan bahis olup, İslam fikir tarihinde en çok şerh ve tahşiye edilmiş eserlerden biridir.

İbn Sina’nın din felsefesinde Farabi ve “İhvân al-Şafâ”yı tamam­ladığını görürüz. Düşünür imanın akıl yanında tamamlayıcı bir rolü olduğunu da kabul eder. İbn Sina Peygamberlere feylesoflardan daha çok yer verir. O, son derecede hassas olan bazı insanların başkalarının idrâk edemeyecekleri çok ince münâsebetleri kavradıklarını, hadiseleri önceden gördüklerini söyler ve Peygamberleri böyle insanlardan telakki eder. İbn Sina kudsi kuvvete sahip olan Peygamberi feylesoftan üstün sayar. Bu itibâr ile İbn Sina’nın din felsefesi şeriat ile hikmet arasında birincisi lehine daha kuvvetli bir uzlaşma telakki edilir.

İbn Sina’nın tasavvuf görüşüne geldiğimizde, o “al – İşârât”ın sonundaki “Makâmât al-ârifîn” adlı fasılda tasavvufa ulaşmakta. İttisâl yolu ile ilâhi âleme ulaşan insanlar ariflerdir, der. Bunlar mantık ve ilim yolunu aşarak hakikat ile temasa gelen sofilerdir. Düşünür, bu­rada ariflerin yüksek makamlarında ulaştıkları derecelerden bahseder­ken, tamamen tasavvuf zevkine başvurmakta.

Düşünürün “al-Hikmat al-maşrikiya”sı, “Şifâ” ve “al-İşârât” gibi, mantık, tabiiyât, riyâziyât ve ilahiyat kısımlarını ihtiva etmektedir s.

YUSUF HAS HACİB’İN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Büyük filozof Yusuf Has Hacib İslam dininin bütün şartlarına ria­yet eden ve dini itikadında samimi bir kişidir. O bunu eserinde şöyle ifade eder.

“Hamd, şükür, minnet ve sonsuz medih o büyüklük sahibi ve tam kudretli padişah olan Tanrı azze ve celleye mahsustur. O yeri, göğü yaratmış ve bütün canlılara rızkını vermiştir. O neyi diledi ise, yaptı ve neyi dilese, yapar. Yef’alü’llâhü mâ yeşâ ve yahkümü mâ yürîd. Yine insanların en iyisi, peygamberlerin seçkini ve Tanrının büyük resûlü Muhammed Mustafa ile onun arkadaşları olan aziz ve muhterem as- hâbma sayısız selâm ve senâ olsun. Rızvânu’llâhi ‘aleyhim ecma’in”.

Yusuf Has Hacib Tanrıya olan inancını şöyle dile getirir.

“Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım. Kadir ve bir olan Tanrıya çok hamd ve binlerce senâ olsun; onun için fânilik yoktur. Kara yer ile mavi göğü, güneş ile ayı, gece ile gündüzü, zaman ile zamâneyi ve mahlûkları o yarattı. Bütün bu yara­tılmış olanlar ona muhtaçtır; muhtaç olmayan yalnız Tanrıdır; onun eşi yoktur”.

Büyük düşünür Yusuf Has Hacib, Peygamberi över ve bu doğru­da şunları yazar:

“Esirgeyen rabbim halkın en seçkini ve insanların en iyisi olan sevgili Peygamberi gönderdi. O karanlık gecede halka meş’ale idi; et­rafa ışık saçtı ve seni aydınlattı. O sana Tanrı tarafından gönderilen dâvetçi idi; sen bu sayede doğru yola girdin, ey yiğit” 8.

IX. Türk Tarih Kongresine sunduğum “Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri” adlı tebli­ğimde, önce Sovyet yazarlarının mütefekkirlerimiz hakkında ortaya attıkları iddiaları tahlil ettim, sonra bu düşünürlerimizin dini ve felsefi düşüncelerinden örnekler vererek gerçekte bu alimlerimizin dini bütün İslam olduklarını deliller ile ispat ettim.

Sovyet Rusya’da büyük Türk ve İslam düşünürleri hakkında bası­lan eserlerde onların dini ve felsefi düşünceleri tamamen değiştirilerek gösterilmesi acıklı bir vaziyettir. Çünkü onlar o yerdeki Müslüman Türk halkını dinsizleştirmek için geçmişteki düşünürlerimizin güya ateist olduklarını göstermeye hareket etmekteler. Tebliğimde az da olsa bu durumu izahlamaya çalıştım.

______________________________________

1 Agâh Sırrı Levend, “Ali Şir Nevaî” Hayatı, Sanatı ve Kişiliği, 1. Cilt. Ankara 1965, s. 230, 233, 238, 239.

Dr. Güney Tümer, “Birünî’ye Göre Dinler ve Islâm Dini”, Ankara 1975, s. 57, 59, 61, 137, 138, 139.

3 Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu, “İslâm Düşüncesi Hakkında Araştırmalar”, Ankara 1972, s. 44, 45, 49.

4 Prof. Dr. C.avit Sunar, “İslânıda Felsefe ve Farabî”, Ankara 1972, s. 57, 69.

5 Pıof. Dr. Reşid Rahmeti Arat, “Kutadgu Bilig”, Ankara 1974, s. 1, 12, 14.

6 Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken, “İslâm Ansiklopedisi”, cilt 5/2, s. 807, 808, 809, 819, 820.

KAYNAK: http://www.ttk.gov.tr/yayinlarimiz/ix-turk-tarih-kongresi-21-25-eylul-1981-ankara-ii-cilt/