A.Yılmaz SOYYER: BEKTAŞİLİK VE MASONLUK

BEKTAŞİLİK VE MASONLUK

A. Yılmaz SOYYER

On dokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başları Masonluk denilen mahiyeti pek çok insanca meçhul örgütün Osmanlı topraklarında da taraftar bulup faaliyet göstermeye başladığı bir süreçtir. Özellikle İttihat ve Terakki’nin iktidarında pek çok kişi Masonluğun yapısı içerisinde yer almıştır. Hatta şeyhülislamların içinde bile Masonların olduğundan söz edilir.
Bektaşiliğin yeniden uyanış dönemi ile Masonluğun Osmanlı’da yayılış dönemi az çok farklarla paralellik arz etmektedir. Bu yüzden bir kısım Bektaşilerin Mason olduklarına dair rivayetler bulunmaktadır.

Rivayet diyorum zira “bilim belgedir” ve bu konuda elimde belge bulunmamaktadır. Bu yaz Osmanlı Arşivinde yaptığım araştırmada bir belgeye rast geldim. Bu belge Masonluk-Bektaşilik benzerliği üzerine kurulmuş bir jurnal metniydi:

“20 muharrem 1307/ 16 eylül 1889 tarihinde Limni adasındaki devlet görevlileri (muhtemelen istihbarat elemanları) Sadrazamlığa bir jurnalde bulunmaktadırlar. Osmanlı Arşivindeki kayıtlara göre adada Masonların sistemine (mezhebine) benzeyen yeni bir oluşum ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bunların törenleri (ayinleri) bazı dini farzları tamamen inkar eden bir yapıdadır. Jurnale bakılırsa bu oluşumun taraftarları muharremin onunda bir yere toplanıp Fazlullah Hurufi’nin Cavidan adlı eseriyle buna benzer şeyler okumakta ve dinlemektedirler. Bu gizli oluşumun mensupları arasında Ada Mutasarrıfı ve Liva Naibi de bulunmaktadır. Bu topluluğu esas tesis edenler ise Humbaracıoğlu Hüseyin Katporanzade Mehmed Ağa isimli iki Toksa Arnavuttur.”

Sadrazamlık gizli bir soruşturma başlatır. Bu soruşturmanın sonucuna göre Masonlara benzer denilen teşkilatın Bektaşi Tarikatı olduğu apaçık görülmektedir. Devlet jurnali gönderenlerin şikayetine şöyle karşılık vermektedir: “Memalik-i şahanede Tarikat-i Bektaşiye’ye mensub bir hayli kesan var iken harsan bunların teb’idi muvafık-ı muadile olamayacağı” yani “ Osmanlı topraklarında Bektaşiliğe mensup bir dolu insan varken bunların sürgünü adalete uygun olamayacağından…” diye devam etmektedir.
Yukarıdaki metinde en çok dikkatimi mason ayiniyle Bektaşi ayininin benzetilmesi çekmiştir.

Bu güne kadar sayısız Bektaşi tanıdığım halde kimliğini bilerek hiçbir Masonla tanışmadım. Mason ayininin nasıl olduğunu da gazetelere yansıyan haberlerin dışında bilmemekteyim. Bu hususta bir Bektaşiye danışmaktan başka hiçbir çarem de kalmamıştı. En sonunda Babagan Bektaşilerinin en ünlü mürşidlerinden merhum halifebaba Turgut Koca Babaerenlerin dizinin dibinde yetişmiş bir Bektaşi dervişine durumu sordum. Onun cevabını aynen aşağıya naklediyorum:

“Turgut Baba Erenlerin bir konuşmasında “Masonluk, bilgi aktarımı üzerinedir, ruhaniyet yoktur. Bu nedenle bilgide belli bir yere gelen, ruhaniyetin eksikliğini hissederek hayatının belli bir döneminden sonra Bektaşî olmak isterler” mealinde sözler söylemişti. Fakirin bu konudaki düşüncesini sorarsan; “Bektaşîlik ulaşılabilecek en üst ve zevkî mertebedir. İnsanın bu kapıya gelinceye kadar bütün kapıları dolaşması gâyet normaldir, fakat bu kapıya geldikten sonra bir veya bir kaç alt sınıftan olan diğer inanç yapılarını veya kulüplerinde huzuru araması kişinin zevkî eksikliğidir. Bektaşîlik aklı reddetmez, ancak akıl ile bir yere kadar seyir mümkündür. Akıl yetseydi Cebrail’in (A.S.) Sidretü’l-Müntehâ’dan ileri geçmesi gerekirdi. Yücelme ancak aşk makamında seyirle mümkündür. Bektaşîlik Nâzenin yoldur, diğeri pozitif ilimleri kendine rehber edinmeye çalışan ve dönem dönem merdud olanın da âleti olmaya mahkum olabileceği bir yapıdır. Bektaşîlik sîrette (iç dünya, gönül alemi), Masonluk ise surettedir(dış görünüş, kalıp). Sîrette tekâmül (gelişme), mâsivadan (dünya pisliklerinden) el çekme ile olur. Aksi halde hannâsın tuzağından kurtulmak zordur, insanı hubb-ı mâl, hubb-ı câh ve tekebbür ile aldatır. Kemâle ulaşmış Bektaşî fukaraları böyle düşünmüşlerdir. Bazı masonluğa olan yakınlıklar ise o dönemin özel şartlarından dolayı olduğu sonucuna varılabilir. Bu açıdan meseleye baktığımızda Dedebaba’nın “Bir damarda iki kan olmaz” sözü münevver Bektaşîlerin ortak bakış açısıdır denilebilir. Turgut Baba Erenlerin Divanında Masonluk hakkında yazdığı bir şiir vardır.”

Dinle bu fakîri azîz kardeşim
Bak bir nokta perkâr Alî değil mi?
Terk eyle şu Hıram efsanesini
Çâr unsura mi’mâr Alî değil mi?

Uhuvvet, müsâvât, adâlet, mîzân
İçtimâî yardım, tevhîde nişân
Süleyman’ı Kâf’a Süleyman yapan
Mühr-i mucizekâr Alî değil mi?

Ahd-ı Atik’deki Yehova odur
Beliben, Ariyel ve Yaya odur
Cedid Ahd içinde İliya odur
Ahd-ı Âhir Haydar Ali değil mi?

Uknûm-ı selâse oldu müselles
Alî’dir Eb, İbn, Ruh-ı Mukaddes
Bâtını kadîmdir, zuhûru muhdes
Âşıklara dîdâr Alî değil mi?

Gözü bağlı irfân yolu bulunmaz
Işık ver demekle cihân nûr olmaz
Taht-ı Muhammedî çerâğsız kalmaz
Gönüllerde envâr Alî değil mi?

Musevî, Mesihî birdir Müslüman
Türlü esmâ ile bölünmez insan
İkilikten geçer muvahhid olan
Îmân ile ikrâr Alî değil mi?

Taklidî düzendir Mason Mahfili
Mecâz gönyesinde güzâf pergeli
Pîrimiz dost Hacı Bektaş Veli
Üstâdımız Hünkâr Alî değil mi?

Tathîr olmayana böyle söylenir
Matrûda dul karı çocuğu denir
Allah bir, erkân bir, mezheb bir
Hâriciye inkâr Alî değil mi?

Hırka nedir, kemer nedir, tığbent ne?
Palheng taşı, teslim taşı, cilbent ne?
Taç neyi remzeder acep hikmet ne?
Keşküldeki Pazar Alî değil mi?

Gürûh-ı Nâci’de pâk gönül gerek
Seyr-i sülûk, kat-ı merâhil gerek
Mürşid gerek, rehber gerek, el gerek
Yedd-i nûr-ı ahdâr Alî değil mi?

Bu masondur diye kayırmak neden?
Otuz üç parçaya ayırmak neden?
Hakkullaha karşı buyurmak neden?
Vicdân şuur etvâr Alî değil mi?

Turgut Baba nutkun magz-ı Kur’ân’dır
Alî dediğimiz kâmil insandır
İnsan-ı kâmilde âlem nihândır
Mümkünatta ezkâr Alî değil mi?

IMG_1032a