Ayvaz GÖKDEMİR: MİLLET BÜYÜĞÜ TÜRKEŞ

MİLLET BÜYÜĞÜ TÜRKEŞ
Ayvaz GÖKDEMİR

Nisan 1997′ den itibaren dünyadaki bütün nisbetlerinden sıyrılmış, bütün unvan ve sıfatlarını geride bırakmış olan Türkeş Bey tarihteki büyüklerimizin safında yerini almıştır. Onu herhangi bir sıfatın dar çerçevesinde sınırlamayı, şahsiyetini inhisar altına almayı doğru bul­mam. O, bütün Türk milletinin gözyaşları ve hayır duaları ile ebediyete uğurlanmıştır. Milyonlarca dua ve niyazla Allah’ın rahmetine emanet ve vatan toprağına tevdi edildikten sonra “ Türk büyüğü Türkeş” olarak tarihin malı oldu sanıyorum. Cenaze törenindeki muhteşem manza­radan, dua ve gözyaşı selinden mülhem olarak gönlüm, onun bütün gönüllerde ve nesillerin hafızasında bir Türk büyüğü olarak kalmasını arzu ediyor. Bu tarz bir algılama ve değerlendirmenin Alparslan Tülleş gerçeğine daha uygun düşeceğini düşünüyorum. Cenazesinde devlet ve millet olarak herkes vardı. Onu bu sondan başlayarak değerlendirmek ve anlamak bence daha doğru olur.

1960′ da Millî Birlik Komitesi üyesi olarak faaliyeti 5 ay 18 gündür. Sonra rakipleri tarafından tasfiye edilerek sürgüne gönderildi. Daha sonraki siyasi faaliyetinde de bu 5 ay 18 gün umumiyetle menfi bir faktör olarak önüne çıkmış, âdetâ yolunu kesmiştir. Bu menfi faktörü aşabil­mek için çok emek ve gayret etmiştir. Binaenaleyh 27 Mayıs onun bir başarısı değildir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı sıfatıyla elde ettiği siyasi başarılar ise emsallerine nazaran çok müte­vazı sonuçlardır.

Öyle ise onu büyük adam yapan nedir?

O bir milliyetçi mefkûre adamı ve millî mücadeleciydi. Eğer bir nesil önce doğmuş olsaydı onu muhakkak I. Dünya Harbi kahramanlarımız ve Milli Mücâdele önderle­rimiz arasında görecektik.

Atatürk’ün kıyamete kadar gelecek bütün Türk nesil­lerine vasiyeti ve buyruğu açıktır:” Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ilelebed muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istik­balinin yegâne temeli budur.” Cumhuriyet ilan edildiği zaman Alparslan Türkeş 6 yaşında idi. Büyük yıkımın içinde gözlerini dünyaya açtı ve büyük zaferin coşkusu, Cumhuriyetle birlikte Türk milletinin yeniden dirilişinin destan havası içinde büyüdü. Vatan kurtaran ve devleti yeniden kuran ordunun bir subayı oldu. Hocaları Milli Mücadele gazileriydi. Varlığını Türk varlığına adayarak yaşamanın ne demek olduğunu onlardan öğrendi. “Birinci Vazife” yi iliklerine kadar işlemiş bir şuur halinde benimsedi.

Bu hava ve şartlar içinde yetişen bir genç, fıtratı da müsaitse büyük idealist ve lider olur.O da öyle oldu. Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarından itibaren komü­nizmi ideolojik bir vasıta ve silah olarak kullanan Rus­ya’nın doğrudan tehdidi altında idi. Bu tehdidin muhtelif hamleleri , merhaleleri var. II. Dünya Harbi’nin bitiminde Boğazlar’dan ve Doğu Anadolu’dan çok açık ve kaba toprak talebi olarak da önümüze geldi. Bu sebeple bütün milliyetçiler gibi Alparslan Türkeş de şuurlu bir antikomünistti. Çünkü Türk istiklâl ve cumhuriyetine kasteden en büyük ve en yakın tehdit o maske ile geli­yordu. Bu hususta da Atatürk’ün çok açık ikazları ve talimatları vardı. Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit eden komünist Rusya esasen milyonlarca kardeşinizi, tıpkı Çarlık Rusyası gibi esareti altında tutuyordu. Türkiye Cumhuriyeti tek müstakil Türk devleti, Türklüğün son hür kalesi idi.

1960’la 1980 arasında da Türkiye, Rusya’nın ve komünizmin muhtelif tertip ve teşebbüsleri ile karşı karşı­ya kaldı. Bu tertip ve teşebbüslerin bütünü bir örtülü istilâ teşebbüsü olarak değerlendirilebilir, isimlendirilebilir. Okuyan gençliğin, özellikle üniversite gençliğinin beynine girmek, vicdanlarını zaptetmek, müesseseleri ele geçir­mek, Türkiye’yi içerden çökertmek istiyorlardı. Başarabilseler bu içten çökertme hareketini bir askeri istilâ ile tamamlayarak işi bitireceklerdi.

İşte Türkeş bu oyunu bozan adamdır. 1965’le 1980 arasında Komünist Rusya’nın örtülü istila teşebbüsüne karşı verilen mücadelenin ön safında o vardır. Millî mü­cadeleci Türkeş, millî mukavemetçi Türkeş, lider Türkeş bu dönemde parlamış ve yükselmiştir. MHP bu mücade­lenin bir vasıtasından ibarettir, önce gençliği organize etti, tehdidi en can alıcı hedefinde göğüsledi. Milletlerara­sı Komünizmin çok tecrübeli ve etkili propaganda taarruzuna karşı Türk milliyetçiliği ve antikomünizm bayrağını yükseltti. Bu bayrak altında aydınlardan çok sağlam bir blok oluşturdu. Taarruz, tertip ve örgütlerin her türüne karşı tedbir aldı, teşkilat kurdu. Rus örtülü istila saldırıları, komünizmin hıyanet dalgaları, devlet ve millet bünyesinde tahribat noktalarına erişemeden ülkücülerin göğüsle­rinde söndürüldü. Her benzer durumda olduğu gibi gaflet, dalalet ve hıyanet içiçe, el ele idi; birbirini besliyordu. Tıpkı Milli Mücadele’de olduğu gibi şartlar ve imkânlar asla eşit değildi. Buna rağmen ülkücü aydınlar, ülkücü gençler asla yılmadılar, gerilemediler, yüz döndürmediler.

Maalesef bir noktadan sonra ülkücüler Komünizmin yalnız fikir ve propaganda saldırılarını değil, silahlı fiili saldırılarını da göğüslemek zorunda ve açmazında kal­dılar. Neredeyse Milli Mücadele’deki kadar zayiat oldu, şehit verildi. Ve sonra 12 Eylül 1980’de Kenan Paşa geldi. Bu örtülü istila teşebbüsünün bütün iç yüzünün devletin dosyalarına dayanarak açıkladı. “Biz gelmeseydik komünistler gelecekti!” dedi. Bütün millet Türkeş’in liderliğinde ülkücülerin nasıl bir mücadele verdiklerini ve nasıl mukavemetlerinin âdeta son noktasına geldiklerini dehşetle gördü, öğrendi. Meydan meydan, ekran ekran bunları anlatan Kenan Paşa, Türkeş’i ve ülkücüleri hap­setti. “Türk milletinin mukavemet damarlarını kesiyorsu­nuz!” ikazlarına aldırmadan, her türlü işkenceyi yaptıra­rak, ülkücüleri de komünistlerle aynı teraziye koyarak sıkı yönetim mahkemelerinde yargılattı… Mahkum etti astırdı…

Allah geçinden versin, Kenan Paşa da birgün ebedî âleme göçtüğü zaman kendisine eski cumhurbaşkanı sıfatıyla hiç şüphesiz devlet töreni yapılacak ve devlet mezarlığına gömülecektir. Yaşayıp görecek alanlar mu­kayese etsinler, bu tören hiçbir zaman, bahara sarkmış en şiddetli bir kış gününde, lapa lapa kar, altında Alpars­lan Türkeş’e yapılan merasim gibi olmayacaktır/olama­yacaktır. Hasbelkader devlet büyüğü olunabilir ama; milletin büyüğü olmak, o apayrı bir nasip ve çile işidir…

Alparslan Türkeş böyle büyük bir nasibin ve çilenin adamı idi. Vatan toprağı ile birlikte milletinin sinesinde bir büyük adam olarak yerini almıştır. Allah rahmet eylesin.

KAYNAK: TÜRK YURDU, Alparslan Türkeş Özel Sayısı, Haziran 1997, Sayı:118