Muharrem GÜNAY: ATATÜRK’TE MİLLET VE MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

ATATÜRK’TE MİLLET VE MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI
MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU
Atatürk, Türk milletini dil, tarih, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı insanların oluşturduğu bir toplum olarak kabul etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre: “Türkiye cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her kes Türk’tür” çünkü bu ülkede yaşayan insanlar çok uzun bir tarih dilimi içerisin de aynı kültürü, aynı ülküyü, ortak hak ve menfaatleri paylaşmış, bu ülkenin milli bir vatan olmasında birlikte çalışmış, birlikte can vermişlerdir. “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” vezicesi bu anlayışın ürünüdür.
Türk Devletinin ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu Atatürk, 1937 yılında Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmada şu şekilde belirtmiştir:
“Van’dan, Diyarbakır’dan, Trakya’ya Karadeniz’den Akdeniz’e kadar, cumhuriyetin milli sınırları içerisinde kalan topraklar üzerinde yaşayan her fert, aynı cevherin damarlarıdır.”(R.KAYNAR, N.SAKAOĞLU, Atatürk Düşüncesi,28)
Atatürk, bir başka konuşmasında ise: “Memleketi şark ve garp diye ikiye ayırmak doğru değildir. Vatanı bir kül (bütün) olarak ele almak gerekir” demiştir.(R.KAYNAR,28)
Cumhuriyetin ilk yıllarında millet anlayışının yerleşmesi ve ülkede yaşayan herkesin kendini Türk bilmesi ve hissetmesi için çok büyük çalışmalar yapılmış; mezhep ve etnik ayrılıkları körükleyen hareketlere ciddi anlamda karşı çıkılmıştır. Türkiye’de milli bütünlük içerisinde sadece Türk milletinin var olduğu düşüncesi siyasetimizin temel esası olmuştur. Bu temel düşünceyi ve milli birliğimizi reddedenlere karşı Atatürk şöyle seslenmiştir:
“Türk milleti, kendisinin ve ülkenin yüksek çıkarlarının aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, vatansız, milliyetsiz beyinsizlerin saçmalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak bir toplum değildir.”(R.Kaynar,29)
“Bu günkü Türk milletinin siyasal ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık, hatta Boşnaklık fikirleri propagandası yapılmak istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin baskı dönemlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmanlara alet olan birkaç gerici beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederden başka bir etki yapmamıştır. Çünkü bu milletin fertleri de aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar. Bu gün içimizde yaşayan Hıristiyanlar, Musevi vatandaşlar, geleceklerini ve talihlerini, Türk milletine samimi bir şekilde bağladıktan sonra, kendilerine yan gözle, bir yabancıya bakıyormuş gibi bakmak, uygar Türk milletinin soylu ahlakından beklenebilir mi? Bir millet oluştuktan sonra, devlet hayatında, ekonomide ve düşüncede, ortak çalışmaların sonucu doğan milli kültürde, şüphesiz milletin bütün bireylerinin bir payı ve hakkı vardır. Buna göre aynı kültürden insanların oluşturduğu topluma millet denir dersek, milletin en kısa tanımını yapmış oluruz ” (R.KAYNAR, 29)
Bu sözler üzerinde duracak olursak, Atatürk, bölgesel ad, etnik veya alt kimliklerin ön plana çıkarılmasına şiddetle karşıdır. O’na göre ülkemizde yaşayan bütün insanlar; Kürd’üyle, Lazıyla, Çerkez’iyle, Boşnağıyla ortak bir geçmişin ve kültürün sahibidirler; Bu bakımdan hepsi Türk’türler, Milli kültürümüzün oluşmasında hepsinin katkısı olmuştur. Türk milletinin birer asıl ve temel unsurudurlar. Dikkat edilirse bu sayılan unsurlardan “Millettaşlarımız” şeklinde söz edilmiştir. Çünkü Türk adı hepimizin ortak adıdır.
Hemen her fırsatta Türk Milliyetçisi olduğunu, Türklükle iftihar ettiğini belirten Atatürk:
“Biz doğrudan milliyetperver ve Türk milliyetçisiyiz, cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”
“Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına hâkim ve esas kalacaktır.”
Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar”
“Milliyet fikrini, milliyet ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan teorilerin dünya üzerinde uygulama tatbikiyesi bulunamamıştır. Çünkü tarih, olaylar, hadiseler ve gözlemler insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hâkim olduğunu göstermiştir. Ve milliyet ilkesi aleyhindeki büyük ölçüde fiili tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir.(1923 Konya Türk Ocağı konuşmasından)
Cumhuriyetin ONUNCU YIL NUTKU’ n da ATATÜRK şöyle diyor:
“ Yurttaşlarım!
Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Bundaki muvaffakiyeti, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklara sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız…” diyerek Türkiye Cumhuriyetinin temelinin Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olduğunu belirtmiş ve Milli kültürümüzün muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarılmasını hedef göstermiştir.
Efendiler! Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istikbaline, kendi benliğine, milliyetine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Böyle bir mücadelenin lüzum gördüğü araçlarla donanmayan fertlere ve böyle fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur” diyen ve Türk gençliğinin büyük ülkü ve hedeflere sahip bir şekilde yetiştirilmesine inanan ve manevi kızının adını “ÜLKÜ” koyan Atatürk bu konuda şöyle der:
“Gençliği; mutlaka ülkücü ve memleketle alakalı olarak yetiştirmek, herkesin, hepimizin, her devlet adamının başta gelen vazifesidir.”(Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve düşünceleri, s:66; Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, s:62; Y.Koç, A.Koç, s:42)