Başbuğ Alparslan Türkeş’e Lâyık Bir Külliye

Alparslan Türkeş Anıt Külliyesi İçin Bir Teklif

Dr.Hayati BİCE

Bir insanın, millî kimliğini teşkil eden sosyal çevresi ile ahlâkî ve estetik değerler ile kendiliğinden özdeşleşmesi, milletin tarih, gelenek, töre ve hayat tarzlarına sahip çıkma biçimi; ortak bir kadere katlanma, bu kaderi paylaşma ya da değiştirme duygusu; ortak bir şahsiyete yansıma biçimi olarak kültürel kimlik diye adlandırılır. Millet, kavim ve ırkların kültürel varlığı açısından kimlik, topluluğu oluşturan bireylerin, ortak bir maneviyatta özdeşleşmeleri, sosyal bir ülküyü paylaşmaları ve maddî simgelerde birleşmeleri, ortak tasa ve kıvançları paylaşma olgusudur.[1] Bu tanımdaki ortak bir maneviyatın maddî simgelerinden en önde gelen birisi geçmiş nesillere bağlılığın somutlaşmış hali olarak kabir, türbe, anıt mezar şeklinde inşa edilmiş yapılardır.

Türk tarihine bakıldığında din büyükleri için olduğu kadar devlet adamları için de anıt şeklinde kabir yapıları inşa edildiği görülür. Bunun ülkemizdeki en görkemli örnekleri Osmanlı dönemi için Osmanlı sultan türbeleri, cumhuriyet dönemi için Anıt-Kabir olarak sayılabilir.

Müslümanlığı kabul eden Türklerin ilk hanlarından birisi ve en iyi bilineni  olarak kabul edilen Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın Doğu Türkistan’daki Artuş kasabasındaki kabrinden Kosova ovasında şehid edildiği yerde toprağa verilen Osmanlı hakanı I. Murad’ın medfenine kadar Türk coğrafyasının dört bir bucağı bu somut kanıtların sergi yeri gibidir. İstanbul’daki Fatih Sultan Mehmed türbesi kadar Semerkand’daki Emir Timur Kabri de bu duygularla inşa edilmişlerdir. Türkistan’da ise Emir Timur’un Semerkand’daki türbesi hemen hatırlanabilecek yapılardır.

Hükümranlık sahibi hanlar için yapılanların ötesinde Türk tarihinin manevî sultanları olan Allah dostlarının Kaşgar’dan Bosna’ya kadar dağılmış türbe ve makamları bu tablonun tamamlayıcısıdır. Kazakistan sınırları içerisinde UNESCO tarafından “dünya kültür mirası” olarak tescil edilen Türkistan’ın Ahmed Yesevî külliyesinden Konya’daki Mevlana Celaledddin Rumî türbesine, Blagay’daki Sarı Saltuk makamından Otrar’daki Arslan Baba külliyesine kadar bu örneklere bakıldığında tahtta oturan simalar ile kalblere taht kuranlara arasındaki ilişkiyi de düşünmeden edemeyiz.

Bursa’daki Yıldırım Bayezid’in damadı Emir Sultan; İstanbul’daki onlarca benzerine bir örnek olarak Kanunî Sultan Süleyman’ın süt kardeşi Yahya Efendi Dergâhı maddî güce hükmeden sultanlar ile maneviyat önderleri arasındaki saygın ilişkinin çok iyi bilinen örneklerdir..

Alparslan Türkeş Anıt Külliyesi

20. yüzyıl ‘Türk dünyasının tartışılmaz başbuğu’ olarak tarihe geçmiş olan Alparslan Türkeş’in kabrini ebediyete göç ettiği 4 Nisan 1997 tarihinin 15. Yıldönümünde ‘Ülkücü Yazarlar’ grubundan arkadaşlarım ile ziyaret ettikten sonra bir an için Türk mimari geleneği çerçevesinde yapılacak bir anıt mezarın Alparslan Türkeş’e ne kadar yakışacağını düşündüm.

Türk milliyetçiliğinin siyasi lideri Alparslan Türkeş, geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara’da fani âleme veda ettikten sonra Ankara Beştepe’de toprağa verilmişti. Başbuğ Türkeş’in vefatından bu yana, aradan geçen 15 yılda kabrin üzerinde anıt türünden bir yapı inşa edilememiş olduğu halde ziyaretçisi hiç eksilmeyen bir Türk dünyası kültürü mirasıdır. Başbuğ Türkeş’in kabri üzerinden Türk yurtlarındaki önderliğine layık bir anıt mezara kavuşturulması, başta ırsî oğlu olarak MHP Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş -ve diğer maddî mirasçılarına- düşen bir görev olma yanında, kendisini Türkeş’in manevî evladı sayan bütün ülkücüler için de tedricen ödenmesi gereken bir borçtur.

Bu yazıda dile getirilen teklifin gerekçesi, bu borcun yazara düşen kısmının ifası düşüncesinin verdiği ilhamdır. Her vesile ile siyasî mirasın temsilcisi olarak her fırsatta Türkeş kabrini ziyaret eden MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de bu duygularımı paylaştığından en ufak bir şüphem yoktur.

Son ziyaretimden bu yana sürekli gönlümü meşgul eden Alparslan Türkeş Anıt Mezarı adını uygun gördüğüm bu yapının mimarî görünümünü  hayâl etmek, benim için hiç de zor olmadı. Türkistan coğrafyasında ve Anadolu’nun dört bir yanında ziyaret edebildiğim onlarca türbeye dayanan görsel hafızam, böylesi bir kompleksin ne tarzda inşa edilebileceği konusunda yeterli bir fikir sahibi olabilmemi sağlayacak zenginliktedir.

“Alparslan Türkeş Anıt Mezarı” Neden Gerekli?

Bugün itibarıyla Ankara’nın Beştepe semtinde bir tepecikte üzerine yapılan sıradan bir mermer kabirde tek başına kalan ve civarında başka kabri bulunmadığı gibi herhangi bir anıt-türbe-külliye de yapılmadığı için vefakâr ülkücüler dışında ziyaretçisi de olmayan Türkeş kabri mahzun bir yalnızlıkla başbaşadır.

Ziyaretçilerin rahatça abdest alıp namaz kılabilecekleri, Başbuğ Türkeş’in ve ülkü şehidlerinin ruhuna açıp Kur’an okuyabilecekleri bir mescid olmayışı da önemli bir eksikliktir. Şunu sanırım herkes kabul edecektir: Hali hazırdaki durumda, Anadolu’dan ve hattâ dünyanın dört bir yanından Başbuğ Türkeş kabrini ziyarete gelenler için gerekli olan kolaylıklar sağlanabilmiş değildir.

Türk tarihine mal olmuş bir insan olarak Alparslan Türkeş de tarihteki şanına layık bir kabir-anıt ile ebediyete kadar hatırlanmasına ve hayırla, dualarla yâd edilmesine vesile olacak bir mekânda ebedî istirahatgâhına kavuşturulmalıdır.

Nasıl Bir Kabir Külliyesi Yapılmalı?

Alparslan Türkeş’in Orhun’dan Tuna’ya Türk yurtlarındaki silinmez izleri dikkate alınarak yapılacak kabir-külliye kompleksinde tarih içerisinde oluşmuş Türk kabir mimarisinin seçkin örneklerinden ilham alınarak, Başbuğ Türkeş’in tarihî misyonunu hatırlatacak bir eser ortaya konulmalıdır. Bu külliyede Başbuğ Türkeş’in kabrini ziyarete gelen ziyaretçilerin gönül huzuru ile hazırlanıp dualarını icra edebilecekleri mekânlar ve altyapı mutlaka oluşturulmalıdır.

Yapılacak kabir-külliyede hem Türk mimarîsini temsil hem de İslamî fonksiyonellik bir arada sağlanmalıdır. Bu iki ana unsurun nasıl bir arada meczedildiğinin çok nadide örneklerini Türkistan-Türkiye hattında birçok kabir kompleksinde izlemek mümkündür. Türkistan’dan Balkanlara birçok mimarî eserden izlenimlere dayalı olarak kabir taşından duvar çinilerine kadar orijinal bir tasarım gerçekleştirilmelidir.[2]

Başbuğ Türkeş Anıt-Külliyesi Tasarımı

Bu projede temel olarak Türkistan maneviyatının büyük ismi olan Ahmed Yesevi’nin mürşidi Arslan Baba’nın Kazakistan’ın Otrar kenti yakınındaki Arslan Baba Külliyesi örnek alınarak Türkistan’daki Ahmed Yesevi külliyesi, Özbekistan’ın Semerkand kentindeki Emir Timur Kabri, Hive kentindeki Pehlivan Mahmud Türbesi, Sadreddin Konevî kabri, İstanbul’daki Beşiktaşlı Yahya Efendi türbesindeki bazı mimari unsurlardan hareketle Türk tarihini ve İslam maneviyatını özetleyen özgün bir eser yapımı planlanmalıdır.

Külliye ana mekân olarak bir kabir odası ile mescid ile bu iki birimi birbirine bağlayan bir giriş (medhal)den oluşacaktır. Mescid birimi altına inilen bir bölümde kadın/erkek ziyaretçiler için ayrı ayrı abdest/taharet mekânları oluşturulacaktır.

Yol tarafına bakacak olan Selçuklu mimarisinin bir unsuru olan Taç kapıya ulaşan yol kenarlarındaki Türk tarihi unsurları ile bir hazırlık yolu oluşturacaktır. Bunun bir örneği son dönemde Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te yapılan Ali Şir Nevai anıtında görülebilir.

Kabir Odası-Mescid kompleksinde tezyinattan kubbe yazılarına kadar İslamî tevhidi yansıtan unsurlar dışında hiçbir figüre yer verilmemesi yapının tevhidi yansıtan sadeliğinin korunması için önem taşıdığı gibi gereksiz polemikleri de engelleyecektir.

Anıt külliyenin boyutlarının belirlenmesinde İslam tasavvufunda özel anlamları olan 3-7-40 katsayıları ile Alparslan Türkeş’in Türk Kültürüne armağanı olan fikriyatı çağrıştırması ile 9 metre kullanılması güzel bir incelik olacaktır.

Başbuğ Türkeş’e Vefa Adına…

Bu yazdıklarımın bir fanî olarak dünyadan göçmüş bir Müslümanın mirasçıları dururken hariçten gazel okumak olarak değerlendirilmesi ihtimalini düşünerek kaleme almakta biraz geciktim. Ancak daha önce yayınladığım bir yazıda[3] detaylarını anlattığım üzere, “Allah’ın kullarından imanlı bir kul” olduğunu bildiğim Alparslan Türkeş’e manevî bir borcu ifa etmek niyetiyle ve Başbuğ Türkeş külliyesinin asırlar boyu Türk kimliğinin bu topraklarda yaşatılmasına katkı sağlayacağı inancım ile bu teklifi hazırladım. [4]

Gereği için MHP Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye ayrı ayrı arz edilecek olan bu metni, bilgileri için de bütün ülkücülere emanet ediyorum.

Ameller niyetlere göredir ve şüphesiz ki Allah kalblerde olanı en iyi bilendir. 

_________________________________________

İletişim: http://www.hayatibice.net

[1] Esra Dönmez, Türkiye’deki Kültürel Kimliğin Mimariye Etkisi, İstanbul-2006.
[2] Bu konuda Yesevi Külliyesi ve diğer Türkistan mimari şaheserlerinden yararlanılabilir. Bkz. Naim-bek Nurmuhammedoğlu, Hoca Ahmed Yesevi Türbesi, (Çev. Dr. Hayati Bice), Kültür Bak., Ankara-1993.
[3] Hayati Bice, Ülkücünün Başbuğ Türkeş Vefası, 2 Nisan 2012,http://haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi52055-Ulkucunun_Basbug_Turkes_Vefasi.html
[4] Yazımı hazırladıktan sonra yazı için internetten resim seçerken MHP Genel Merkez binasının mimarı ünlü mimarımız Ahmet Vefik Alp’in,  ”Rahmetli Başbuğ’a yakışır bir Anıt Mezar ve Mescidini Seval Türkeş tarafından kurulan AlparslanTürkeş Vakfı aracılığıyla” çizmek istediğine ilişkin bir haber ile 3 Hilâl şeklinde bir tasarım gördüm. Kafa ve gönül yoran her kim var ise Allah razı olsun.
http://www.gazeteport.com.tr/haber/53933/mhpyi_avrupa_birincisi_yapti