Ahmet B. ERCİLASUN: Türk değil misiniz?

Türk değil misiniz?

Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN

Türk değil misiniz? Doğru değil misiniz? Çalışkan olmak istemiyor musunuz?
Türk değilseniz nesiniz siz?

Adam Alman, adam Amerikan, adam İngiliz, adam Fransız, adam Rus, adam Arap… Siz nesiniz? Türk değil misiniz? Her gün gazetelerde “Türk bilim adamı, 47 ülkede 1335 Türk bilim insanı, Türk iş adamına zırhlı yat, Mısır’da Türk gazeteci yaralandı, işte ortalama Türk kadını” vb. şekillerde başlıklar görmüyor muyuz? Bu gazeteler, bahsettikleri bilim adamı, iş adamı veya gazetecilerin kökenlerini araştırıp da mı bu başlıkları kullanıyorlar? Yoksa çok tabii bir şekilde T.C. vatandaşı olan herkesten Türk diye mi bahsediyorlar? Mesela siz Türk siyaset adamı değil misiniz? Üçünüz, beşiniz İtalya’ya gitse; ertesi gün gazeteler “Türk siyaset adamları İtalya’da” diye başlık atsa, “Ne münasebet, biz Türk değiliz” mi diyeceksiniz? Nesiniz siz, söyleyin nesiniz?
Eğri misiniz siz? Doğru olmayı zül mü sayıyorsunuz? Yoksa her gün birileri karşısında iki büklüm olduğunuz için mi “doğruyum” demek size dokunuyor?
Çalışkanlığa da mı karşısınız? Çocuklarımız çalışkan olmasın mı? Tembellerden oluşan bir toplum mu istiyorsunuz?
Küçüklerimizi, çocuklarımızı korumak istemiyor musunuz? Öyleyse niçin televizyonlardaki sigara sahnelerini dakika başı buzluyorsunuz? Niçin çocuklara içki satılmasını yasaklıyorsunuz?
Büyükleri saymak, onlara hürmet etmek sizin kitabınızda yok mu? “Anne ve babalara öf demeyin, onlara güzel söz söyleyin” mealindeki ayet sizin kitabınızda bulunmuyor mu? Yoksa sizin kitabınız başka bir kitap mı?
Yurdumu, milletimi özümden çok seversem ne olur? Yahut da tersinden soralım. Herkes kendisini yurdundan ve milletinden daha çok severse vatanı korumaya kim gönüllü olacak? Kim askere uğurlanacak; kim cepheye gidecek? Suriye için çıkardığınız tezkereye uyup da kim savaşacak? Sahi siz “Türküm” demeyi de sevmiyordunuz; e haklısınız, Türk milletini neden özünüzden çok sevesiniz ki?
Daha sorayım mı? Yükselmek ve ileri gitmek istemiyor musunuz? O zaman niçin siyaset yapıyorsunuz? Niçin ülkeyi yönetmeye talip oluyorsunuz? Bırakın da doğru ve çalışkan olanlar, çocuklara sevgisi, büyüklere saygısı olanlar, kendilerini değil, önce vatanı ve milleti düşünenler, yükselmek ve ileri gitmek isteyenler ülkeyi yönetsin. Siz kendinizi her şeyden çok seviyorsanız, vatanınızdan da, milletinizden de çok seviyorsanız siyaset gibi tehlikeli bir alanda ne işiniz var? O zaman niye ikide bir kefen edebiyatı yapıyorsunuz? Oturunuz oturduğunuz yerde; kendinizi her türlü tehlikeden koruyunuz; arada bir kendi kendinize aynaya bakınız; ne kadar güzel ve yakışıklı olduğunuzu görüp pazularınızı şişiriniz. Yükselmek ve ileri gitmek için çalışmak adamı canından bile edebilir. İyisi mi siz köşenizde oturun. Arabistan’a gidin, demiyorum; sadece köşenizde oturup arada bir aynaya bakın diyorum.
Atatürk… Ne mutlu Türk’üm diyene… Bakın işte bunları sormuyorum bile. Önce yukarıdaki sorulara cevap verin. Türk müsünüz, değil misiniz? Doğru musunuz, eğri misiniz? Çalışkan mı, tembel mi olmak istiyorsunuz? Küçüklerinizi korumak mı, tehlikeye atmak mı istiyorsunuz? Büyüklerinize hürmet etmek mi, saygısızlık göstermek mi istiyorsunuz? Bunlara doğru cevaplar verebilirseniz Atatürk’ü anlamaya ve Türk’lükten mutluluk duymaya sıra gelebilir.
Çocuklarımız bunu her sabah tekrar etmesin mi diyorsunuz? Yani yönteme mi itiraz ediyorsunuz? O zaman herhangi bir pedagoji kitabından eğitimde veya öğrenmede tekrarın önemi bahsine bir göz atın. Veya daha iyisi… Niçin her işe başlarken besmeleyi tekrar ettiğimizi yahut da her gece niçin dua ettiğimizi hatırlayıp tekrar yöntemi üzerinde bir daha düşünün.