Muharrem GÜNAY: ABDEST VE GUSÜL

ABDEST VE GUSÜL

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)
Namaz gibi bir kısım din görevlerini yerine getirmek için abdest almaya gerek vardır. Bu görevlerden her birinin yapılması, abdestin bir sebebidir. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, tavaf edemez, bir mahfaza içinde olmaksızın Kur’an’ı tutamaz, Kur’an’ın tam bir ayetinin veya bir kısmının yazılı bulunduğu bir levhaya el süremez.
Bunları yapmak haramdır. Fakat Kur’an-ı Kerimi ezber olarak veya karşıdan Mushaf’a bakarak abdestsiz okuyabilir.
Aklı olan ve bülûğ çağına eren ve suyu kullanmaya gücü yeten her Müslüman, gerektiği zaman abdest almakla yükümlüdür
Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve mesh etmekten ibaret bir temizliktir, bir ibadet ve itaattir. Abdeste, güzel oluşundan ve temizliğe yardımcı olmasından dolayı “Vuzu” adı verilmiştir. Abdestin manevî birçok faydaları ve sevabları olduğu gibi, maddî olarak da pek çok yararları vardır. Her namaz öncesinde abdest alan bir Müslüman, temizlik alışkanlığı kazanmış olur ki, bu, onu hastalığa sebep olacak hallerden korur, mikroplardan arındırır. Bu, abdestin maddî faydasıdır. Abdestin mânevî faydaları da pek çoktur.
Peygamber Efendimiz, Enes bin Mâlik Hazretlerine hitaben: “Oğulcuğum! Abdestini tam al ki, Hafaza melekleri seni sevsin ve ömrün uzatılsın” buyurmuşlardır.
“Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur.” buyrulmuştur. Bir hadîs-i şerifte şu anlamdadır: “Her kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”

Abdest, aynı zamanda yüze nur, kalbe sürurdur. Küçük günahların affına bir vesiledir. Bu hususu Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz Amr b. Anbese (r.a.)’den yapılan rivayette şöyle belirtmişlerdir:
“Ya Resûlallah! Abdest hakkında bana bir şeyler anlat.”Bunun üze¬rine Efendimiz buyurdu ki:
“Sizden herhangi bir adam abdestini (Hakk’ın rızasını umup) kurbiyet sağlamak için alır, ağzına su alıp çalkalar, burnuna su çekip sümkürürse mutlaka ağzındaki ve burun deliklerindeki hatâları su ile beraber düşüp gider. Sonra Allah’ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, mutlaka yüzündeki hatâları sakalının kenarlarından su ile birlikte dökülüp gider. Sonra iki elini dirseklere kadar yıkarsa, mutlaka ellerindeki hatalar parmak uçla¬rından su ile birlikte düşüp gider. Sonra başını mesh ederse, mutla¬ka başındaki hatâlar kıllarının kenarlarından su ile birlikte düşüp gider. Sonra da ayaklarını topuklarına kadar yıkarsa, mutlaka ayaklarındaki hatâlar parmak uçlarından su ile birlikte düşüp gi¬der.” ( Ahmed 4/114, 235, 348.)
• Abdest, mü’minin mânevî silâhıdır. Onunla kendini kötü his ve arzulardan korur. Zihnine hücum eden vesvese ve menfî fikirlerin te’sirinden kurtulur. Yeter ki, her vakit abdestli olmaya dikkat etsin.
• Abdestli kimseler, çoğu zaman başta şeytanlar olmak üzere kötü ve şerli varlıkların şerrinden abdestleri hürmetine kurtulur, kötülüklerinden uzak kalırlar.
• Bir hadîs-i şerîfte, abdestli iken vefat edenin şehitlik mertebesine çıkmasının dahi mümkün olacağı beyan buyrulmuştur.
• Müslümanların abdest âzalarının mahşerde ayın on dördü gibi parlak ve beyaz, yüzlerinin nurlu olacağı, yine hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu, diğer ümmetlere verilmeyen bir hususiyettir.
Abdest, Mâide sûresinin 6. âyeti ile farz kılınmıştır.

Abdestin Farzları Nelerdir?

Abdestin farzları dörttür:
1 – Yüzü bir kere yıkamak..
2 – Elleri dirseklerle beraber bir defa yıkamak..
3 – Ayakları iki topuklarıyla beraber bir defa yıkamak..
4 – Başın dörtte birini bir kere mesh etmek.
Başın Meshi Farz Olan Miktarı Ne Kadardır?

Başta mesh edilmesi farz olan miktar, başın dörtte biridir. Resûlüllah Efendimiz, alnının üst tarafını, yani, başının ön kısmını mesh etmişlerdir. Bu yüzden ön kısmın meshi sünnet olmuştur. Fakat dörtte birden az olmamak ve bir de kulaklardan aşağı olan kısım mesh edilmemek şartıyla, başın herhangi bir kısmı da mesh edilebilir. Baş bir defa mesh edilir. Meshi tekrarlamak mekruhtur. Abdest azası üçer defa yı¬kanırsa da mesh ancak bir defa yapılır
Yukarıda saydığımız abdest uzuvlarından kol, yüz ve ayakları en az birer kere yıkamak farzdır. Yıkama işini üçe çıkarmakla farzın yanında sünnet de yerine getirilmiş olur.
Abdestli Olmayan Kimse Şunları Yapamaz
Namaz gibi bir kısım dini görevleri yerine getirmek için abdest almaya gerek vardır. Bu görevlerden her birinin yapılması, abdestin bir sebebidir.
Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendi abdestsiz kimselerin şunları yapamayacağını belirtir:
1. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz,
2. Kabe’yi Tavaf edemez,
3. Bir mahfaza içinde olmaksızın Kur’an’ı tutamaz, Kur’an’ın tam bir ayetinin veya bir kısmının yazılı bulunduğu bir levhaya el süremez. Bunları yapmak haramdır. Fakat Kur’an-ı Kerimi ezber olarak veya karşıdan Mushaf’a bakarak abdestsiz okuyabilir. Aklı olan ve büluğ çağına eren ve suyu kullanmaya gücü yeten her müslüman, gerektiği zaman abdest almakla yükümlüdür. (B.İ.İ, sayfa: 80)
4. Tilavet(Okuma) secdesi yapamaz.
Kâ’be-i Mükerreme’yi tavâf için (abdestsiz olana) abdest almak vâcibdir. Kâ’be,nabdestsiz olarak tavâf edilirse, bu tavaf sahih olur. Ancak abdestin terkinden dolayı, tavâfın nev’ine göre kurban kesilmesi veya sadaka verilmesi îcabeder.
Tefsîr kitablarına el sürmek için abdest almak da, Kur’an’a hürmeten vâcibdir.
Abdestin Sünnetleri
1. Abdeste başlamadan önce elleri bileklere kadar eller temiz olsa bile yıkamak. Eğer eller temiz değilse, onu yıkamak farzdır. Çünkü eller temizleme âletidir. Başka uzuvları kirletmemesi bir de eğer abdest bir kab içindeki suya elleri daldırarak alınacaksa suyu kirletmemek için öncelikle ellerin yıkanması gerekir.
2. Abdeste “Euzü Besmele” ile başlamak. Peygamber Efendimiz abdeste başlarken besmele çekmiş ve buna devam etmiştir. Ebû Hüreyre (r.a.)’den yapılan rivayette, Resûlüllah (a.s.) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
“Abdesti olmayanın namazı yoktur; üzerine Besmele çekmeye¬nin abdesti yoktur.”(Ebû Dâvud, Tah: 48, Tirmizî, Tah: 20, İbn Mâce, Tah: 41, Dâremî, Vudû: 25, Ahmed: 2/418, 3, 41, 90, 5, 382, 6, 382.)
Bu hadisi şerife göre; Besmelesiz abdest almak kâmil anlamda bir abdest sayılmaz
3. Niyet etmek. Kalp ile niyet etmek yeterlidir. Dile ile “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya” denilmesi de güzel görülmüştür. Niyetin vakti elleri yıkamaya başlama zamanıdır.
4. Abdestin başlangıcında misvak kullanmak, yani, dişleri temizlemek ve temiz tutmak.
Yüce dinimiz ağız ve diş sağlığına büyük bir önem vermektedir. Peygamber Efendimizde ağız ve diş sağlığına önem vermiş ve “ Eğer meşakkat olmayacağını bilseydim, her abdest almadan önce misvak kullanılmasını emrederdim” buyurmuşlardır. Bu bakımdan dişleri diş fırçası ve diş macunuyla, ve misvakla temizlemek sünnettir.Dişleri olmayan veya dişleri olup da diş etlerindeki rahatsızlık sebebiyle misvak veya fırça kullanmaktan eziyet duyan veya abdest aldığı anda yanında fırça veya misvakı bulunmaya bir kimse, dişlerini ve diş etlerini baş ve şahadet parmakları ile iyice ovalayarak yıkar.
Resûlüllah Efendimizin beyanına göre “Misvak kullanarak kılınan bir namaz, misvak kullanmadan kılınan bir namazdan yetmiş derece daha faziletlidir.” (İmam Ahmed – Beyhaki)
5. Ağza üç kere su vermek. (Mazmaza)
6. Burna üç kere su vermek (İstinşak) ve her defasında sol el ile çevreyi rahatsız etmeden sümkürmek. Sağ el ile sümkürmek mekruhtur.
7. Mazmaza ve istinşakı aşırı derecede yapmak.
Yani mazmazada suyu boğaza kadar vardırmak ve istinşakda suyu burnun katı yerine kadar çekmektir. Oruçlu kimseye bu şekilde yapmak gerekmez. Çünkü boğaza su kaçıp orucu bozma tehlikesi vardır.
8. Abdest âzalarını ara vermeden yıkamak.
9. Abdest azalarını sıra ile yıkamak.
10. Yıkamaya sağdan başlamak…
Bilindiği gibi, sağ sağdan başlama, sağ el ile verip alma, sağ ayağı atıp yürüme başarı ve bereketin, sembolüdür. Kur’ân’da birkaç yerde “ashab-yemin” diye söz edilmesi, bu durumu belirtmeye yöneliktir.
Hayırlı, feyizli ve faydalı işlere sağ el ile başlamak sünnettir. Resûlüllah (a.s.) Efendimiz hayatı boyunca bu sünnetini devam ettirmiştir. O bakımdan abdest gibi ibâdete kapı açan bir işe başlarken de sağdan başlamak sünnettir.
Hz. Aişe (r.a.)’den yapılan rivayette, demiştir ki:
“Resûlüllah (a.s.) Efendimiz’in ayakkabı giyinmesinde, taran¬masında, temizlenmesinde ve her işinde sağdan başlamak çok ho¬şuna giderdi.” ( Buhari, Müslim, Taharet: 66, Tirmizî, Cumu’a: 75, İbn Mâce, Taharet: 42, Ahmed: 6/210.)

Ebû Hüreyre (r.a.)’den yapılan rivayette, Peygamber (a.s.) Efendimizin şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
“Elbise giyindi¬ğinizde, abdest aldığınızda sağ tarafınızdan başlayın!” (Ebû Dâvud, Libas: 41, Ahmed: 2/384.)

11. Yıkamayı üçlemek..
Yani abdestte yıkanan her âzayı ayrı üç su ile üç kere yıkamak ve ovmak. Bunlardan birinci yıkayış farz, diğerleri sünnettir.
12. El ve ayakları yıkamaya parmak uçlarından başlamak..
13. El ve ayakları yıkarken parmakların arasını hilâllemek, yani parmak aralarını ovmak. El parmaklarının hilâllenmesi; yıkanmayan elin parmaklarını, yıkanan elin parmaklarının arasına geçirerek ovmaktır.
Ayakların hilâllenmesi ise, el parmaklarından birini ayak parmaklarının aralarına sokup ovmaktır. Ayaklar akar suya sokulsa bile, hilâllemek güzeldir.
14. Sık olan sakalı bir avuç su ile alttan hilâllemek..
Sakalın hilâllenmesi, sakalın arasına alttan parmak sokularak kılların aşağıdan yukarı doğru ayrılmasıdır.
15. Başın tamamını bir su ile mesh etmek.
Buna kaplama mesh denir. Yapılışı şöyledir: Her iki el tamamen ıslatılır. Sonra bu iki elin küçük ve orta ve adsız parmakları birbirine birleştirilerek başın ön tarafına parmak uçları birbirine değecek şekilde yerleştirilir. Ve bu parmaklar başın ön tarafından enseye kadar çekilir. Sonra da iki elin ayaları başın iki tarafına yapıştırılarak ense tarafından başın önüne kadar çekilir. Bu suretle kaplama mesh yapılmış olur. Başı birden fazla mesh etmek mekruhtur.
16. Kulakları mesh etmek..
Kulakları mesh için, ayrı suya lüzum yoktur. Başın mesh edildiği ıslaklık ile kulaklar da mesh edilir. Kulakların dışı ve arkası baş parmak ile, içi ise şehadet parmakları ile mesh edilir. Serçe parmakları da oyuk içine sokulup kımıldatılır.
17. Boynu mesh etmek.
18. Her namaz için abdestimiz olsa bile yeniden abdest almak peygamber sünnetidir.
19. Abdestten sonra, kerâhet vakti değilse iki rekat nafile namaz kılmak da sünnettir.

Her Namaz İçin Abdest Almak Peygamber Sünnetidir
Abdest, namazın ön şartıdır. Abdest bozulmadığı müddetçe onunla kılınacak namaz konusunda herhangi bir sayı sınırlaması yoktur. Kılabildiğiniz kadar kılabilirsiniz. Bununla ilgili bir hadis şöyledir:
Süleyman b. Büreyde’nin babasından rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem (Mekke’nin) fetih günü bütün namazları bir abdestle kılmış ve mestlerinin üzerine mesh etmiş. Ömer kendilerine: “Vallahi sen bugün şimdiye kadar yapmadığın bir şeyi yap¬tın” demiş. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de cevaben: “Ben bunu kasten yaptım ya Ömer.” buyurmuşlardır. (Müslim, Tahâret 86, (277); Ebû Dâvud, Tahâret 66, (172); Tirmizî, Tahâret 45, (61); Nesâî, Tahâret 101, (1, 86).]
Peygamberimizin “ben bunu kasten yaptım” buyurması, bozulmadığı sürece bir abdestle birden fazla namazın kılınmasının caiz olduğunu göstermek içindir.
Buhari’de de hem Peygamberimizin hem de Ashab-ı kiramın abdestleri bozulmadığı sürece aynı abdestle birkaç vakit namazı kıldıkları bilgisi yer almaktadır. ( Buhari, Vudû, 54)
Abdestimiz bozulmadıkça dilediğimiz kadar namaz kılabiliriz; Bunun yanında abdestli olsak dahi her namaz için abdest almak son derece uygun olup Peygamber aleyhisselamın sünnetidir. . Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim abdest üzere abdest alırsa, ona on sevap vardır.” (Şir’atü’ l- İslam, sayfa: 115)

ABDESTİN EDEPLERİ
Abdestin farz ve sünnetlerinden başka alırken uyulması gereken bir takım âdap/edepler vardır. Bu edeplere uymakla sevap kazanılmış olur. Terkinde ise günah ve kınama yoktur. Abdestin başlıca edepleri şunlardır:
1. Vakit girmeden önce abdest alıp hazır bulunmak.
2. Abdest alırken Kıbleye doğru yönelmek.
3. Abdest alırken suyun sıçramasından korunmak için yüksek bir yere çıkmak.
4. Abdest alırken kimseden yardım istememek. Yani abdest ibadetini, kimsenin yardımı olmaksızın bizzat kendi yapmaya çalışmak. Hastalık v.s. gibi başkasının yardımını zarurî kılan özür hâli bundan müstesnadır. Bir de kişi kendisi yardım taleb etmeden, başka birinin ona gönüllü olarak yardım etmesinde de bir mahzur yoktur. Âdâb ihlâl edilmiş olmaz. Nitekim ashaptan bâzılarının, Resûlüllah Efendimize -Resûlüllah’tan bir yardım isteği gelmediği halde- abdest alırken ibrikle su döktükleri ve peygamberimizin duasına mazhar oldukları hadîs kitaplarında kayıtlıdır. (Bak. Celal Yıldırım, Abdest bölümü, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri ) Bu da gösteriyor ki, başkasının gönüllü olarak yaptığı, abdest suyunu hazırlamak ve dökmek gibi herhangi bir hizmeti kabulde mahzur yoktur.
4 – Zaruret olmadıkça abdest alırken dünya kelamı konuşmamak. Çünkü dünyevî lâkırdı, insanı abdest dualarını okumaktan alıkor.
5 – Abdest almaya kalben olduğu gibi dil ile de niyet etmek ve bu niyeti abdestin evvelinden nihayetine kadar unutmayıp kalbte tutmak.
6 – Abdest sırasında her azayı yıkarken ayrı besmele çekmek ve Peygamber Efendimizden nakledilen abdest dualarını okumak. Eğer bu duaları bilmiyorsa, Peygamber Efendimize salât ü selâm getirmek..
7 – Elleri yıkarken yüzükleri oynatmak.
8 – Ağıza ve buruna su vermeyi sağ el ile yapmak ve sol elle sümkürmek.
9 – Yüzü yıkarken göz pınarlarını yıkamak..
10 – Abdest Alırken suyu israf etmemek ve kısmamak.
Abdest alırken suyu ne israf derecede fazla kullanır ne de uzuvlardan, hiç damlamayacak kadar az kullanırız. Suyu israf etmek mekruh olduğu gibi az kullanmak ta mekruhtur.
Her konuda israfı yasaklayan dinimiz abdest alırken suyun fazla kullanılmasını israf saymış ve yasaklamıştır. Bir defasında Hz. Peygamber (sav) Hz.Sa’d’e uğramıştı. Hz.Sa’d, bu esnada abdest alıyordu. Resulullah (sav), (onun suyu aşırı bir şekilde kullandığını görünce); “Bu israf da nedir?” Diye sordu. Hz.Sa’d da abdestte israf olur mu? Dediğinde Hz. Peygamber (sav): “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile” şeklinde cevap verdi. (İbni Mace; Taharet 48; Ahmed b. Hanbel el – Mukaddime 11, 221)
11 – Özür sahibi olmayan için, ibâdete hazırlık olmak üzere, vakit girmeden abdest almak veya her vakit abdestli bulunmaya gayret etmek.
Vakit girmeden abdest almak, çok faziletlidir. Çünkü, bu durum onu ruhen ibâdet havasına hazırlar, kalben ibâdete müteveccih kılar.
Devamlı abdestli bulunmak ise, çok büyük sevaplara ve mânevî faydalara vesiledir. Çünkü, böyle bir kimse, abdestle işlenmesi gereken sâlih amellerden hangisini dilerse, nerede olursa olsun, kaçırmadan işleyebilir. Cemaatle namaz kılabilir, nafile namaz kılabilir, cenaze namazı kılabilir, tilâvet secdesi yapabilir, istediği zaman Mushaf’ı tutabilir. Kısacası her türlü sâlih ameli işlemek, bu sayede mümkün olur. Ayrıca abdestli iken vefat ederse, şehitlik mertebesine nâil olması da umulur.
Hadîs-i şerîf’te, daima abdestli bulunan ve yatağa abdestli olarak yatanlar için, meleklerin devamlı istiğfarda bulundukları zikredilmiştir.
Abdeste devam eden kimseye, yedi hasletin ihsân edileceği rivâyet edilir:
• Melekler onun sohbetine rağbet ederler.
• Kalem ona sevap yazmaktan asla boş durmaz.
• O kimsenin bütün âzaları tesbih ederler.
• Câmi ve cemaatten geri kalmaz.
• Melekler, onu gece karanlığında kendisine isabet edebilecek zararlı şeylerden muhafaza ederler.
• Sekerat hâlinde ölümü kolay olur.
• Cenâb-ı Hakk’ın hıfz ve emânında olur.
12 – Abdest üzerine abdest almak.. Hadîs-i şerif’te bir kimse abdestli iken bir daha abdest alsa, ona on sevap yazılacağı beyan edilmiştir.
13- Güneşte ısınmış su ile abdest almamak. Güneşteki gözle görünmeyen zararlı ışınların suya geçeceğinden, abdest alan kimsenin sağlığına zarar vermemesi açısından.
14 – Abdestin sonunda kıbleye karşı ayakta olarak şehadet getirmek.
15– Abdest suyunun fazlasını ayakta içmek ve şu duayı etmek.
“Eşhedü enlâ ilâhe ilallahü vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasûlüh. Allahümmec’alnî menettevvâbîne vec’alnî minel mütetahhirin”
Manası: “Allah’tan başka hiçbir tanrı bulunmadığına, O’nun hiçbir ortağı olmadığına şahadet ederim. Ey Allah’ım! Beni çok tevbe edenlerden ve temizlenenlerden kıl.”

16 – İbrikle abdest alanların, ibriklerini boş bırakmayıp, diğer abdest için su ile doldurmaları.
17 – Abdest sonunda kelime-i şahadeti söyledikten sonra Kadr sûresini birkaç kere okumak.
18- Abdest aldıktan sonra kerahet vakti değilse Allah rızası için iki rekat namaz kılmak.
ABDESTİN MEKRUHLARI

1 – Suyu israf etmek; ihtiyacından ve lüzumundan fazla su kullanmak.
2 – Suyun miktarını kısmak, yani, yıkanacak âzayı sanki mesh edercesine çok az su ile yıkamak.
3 – Suyu âzalara çarparak kullanmak.
4 – Lüzumsuz yere abdest arasında söz söylemek.
5 – Sağ elle sümkürmek ve sağ elle ayakları yıkamak, sağ elle taharet yapmak.
6- Zaruret yokken başkasından yardım istemek.
• Bir keresinde Resûl-i Ekrem (asm) abdest için kuyudan su çekmekteydi. Bunu gören Hz. Ömer, ona yardım etmek için yanına koştu. Fakat Allah’ın Resûlü onu durdurdu:
“Dur ya Ömer! Ben namaz için kimsenin yardımını istemem” buyurdular.
• Bununla beraber, zaruret hâlinde veya başkasının, talep olmaksızın, sırf kendi arzusuyla yardımda bulunmak istemesi durumunda, bu gibi yardımları kabul etmek câizdir.

Abdesti Bozan Şeyler Nelerdir?

1 -Ön ve arka mahalden çıkan her şey – ister az olsun, ister çok – abdesti bozar. Bu şeyler idrar, kazurat, meni, mezi, taş, v.s. gibi maddelerdir.
2 – Arka taraftan gaz çıkması (yellenme).
3 – Ön ve arka yolların dışında, bedenin herhangi bir yerinden kan, irin, sarı su gibi akıntıların gelmesi. Bu gibi akıntıların abdesti bozması için, çıktığı noktada durmayıp etrafa yayılması lâzımdır. Bu bakımdan sıkıp çıkarılması ile kendiliğinden çıkması arasında abdest bozma açısından fark yoktur. Nasıl çıkarsa çıksın, çıkış noktasını aştıktan sonra abdesti bozarlar.
4 – Ağız dolusu kusmak. Kusmuk; yemek, su veya safra gibi bir madde olabilir. Kusuntunun, azar azar geleni dahi bir araya toplanınca ağız dolusu miktarına ulaşıyorsa, abdesti bozar.
5 – Ağızdan, tükürüğe eşit veya ona galib gelecek miktarda kan gelmek. Galibiyet veya eşitlik, renkten belli olur: Renk sarı ise, tükürük fazladır. Kırmızılık eşitliği gösterir. Kızıllık ise, kanın galib olduğunu.. Tükürük kandan fazla ise, abdest bozulmaz. Ayva, elma, v.s. gibi şeyleri ısırmakla, onlarda kan eseri görülse bile abdest bozulmaz.
6 – İnsanın kendine hâkimiyetini kaybettiren uyku abdesti bozar. Bu uyku ister yan üstü yatarak, ister sırtüstü yatarak, ister yüzü koyun yatarak, ister oturup dirseğine dayanarak olsun hüküm aynıdır. Yanında konuşulanları duyacak derecedeki hafif uyuklamalar ise abdesti bozmaz.
Bir şey’e dayanarak uyuyan kimsenin, dayanmakta olduğu şey çekildiği takdirde düşecek derecede uykuya dalmışlığı varsa, abdest bozulur.
7 – Az veya çok süreli baygınlık.
8 – Namazda gülmek.
Tebessümle gülmek ayrıdır. Gülmek seslidir, işitilir. Bu yüzden namazda abdesti bozar. Abdest bozulunca namaz da bozulmuş olur. Tebessüm sessiz olduğu için, namazı da, abdesti de bozmaz. Yalnız kendi duyup işiteceği kadar hafif gülmek ise, namazı bozar, fakat abdesti bozmaz.
9 – Teyemmüm etmiş kimsenin suyu görmesi, teyemmümle alınan abdesti bozar.
10 – Özür sahipleri için namaz vaktinin çıkması ile abdestleri bozulur.
11 – Esrar veya içki içerek sarhoş olmak da abdesti bozar. Bu gibi sarhoşluk veren şeyleri kullanmak kesin şekilde haram olmakla birlikte, insanı sarhoş etmeyen miktarı abdesti bozmaz.
12- Cinsi münasebette bulunmak.
13- Çocuk doğurmak. Çocuğun doğması ile kan görülmese bile abdest yine bozulur.
14- Erkeğin hanımı ile aşırı derecede oynaşması da abdesti bozar. Kendilerinden bir sıvı çıksın veya çıkmasın hüküm aynıdır. Fakat İmam Muhammed’e göre, bu durumda mezî gibi bir yaşlık çıkmadıkça abdest bozulmuş olmaz.
15- Erkeğin tenasül organına kaybolacak şekilde tıkanmış olan bir pamuğun, üzerinde ıslaklık olmasa bile, sonradan dışarıya çıkmış olması veya çıkarılması abdesti bozar. Yine bu organa tıkanmış olan ve bir kısmı dışarıda kalan pamuğa sidiğin sirayet etmiş olması da abdesti bozar. İç kısımdaki yaşlık abdeste zarar vermez. Ancak pamuk dışarıya çıkıp düşerse, o zaman abdest bozulur. Çünkü az bir ıslaklık pamukla bulunmuş demektir.
16- Kadının tenasül organı içine veya dışına tıkanan bez veya pamuğun yaş olarak dışarıya çıkması veya çıkarılması abdesti bozar. Şöyle ki: Bu organın dış kısmına tıkanan pamuğun iç tarafı ıslanmış olunca, abdest bozulmuş olur. Pamuğun dışına ıslaklığın geçmesi şart değildir. Fakat bu organın iç kısmına tıkanan pamuğun dışarısına kadar yaşlık gelmedikçe, abdest bozulmaz.
17- Herhangi bir sebepten mezi gelmesi.
18- Bayılmak ve delirmek.
Abdesti Bozmayan Şeyler
Aşağıdaki haller abdesti bozmaz:
1) Bir hastalık olmaksızın gözden gelen yaş ve su veya ağlamak.
2) Yara ve benzeri yarıklar içinde görülen ve dışarıya çıkmayan kan, irin ve sarı sular.
3) Bir yaradan kopan deri parçası.
4) Mayasıl ıslaklığı ve parmaklar arasındaki pişinti.
5) Yarıdan az olmak şartı ile donmuş kanın tükürük veya sümüğe bulaşmış olması.
6) Kulaktan, burundan veya yaradan kurt çıkması. Bu kurt temizdir, üzerindeki yaşlık ise azdır, onda akıcılık
kuvveti yoktur.
7) Ağız dolusu olmayan kusuntu.
8) Baştan inen veya içeriden yükselip çıkan balgam, ağız dolusu olsa bile, abdesti bozmaz. Çünkü balgam yapışkan ve kaypak olduğundan pisliği içine çekmez. Üstündeki yaşlığı ise azdır. Bu hüküm İmamı Azam ile İmam Muhammed’e göredir, İmam Ebû Yusuf’a göre, iç boşluğundan gelen ağız dolusu balgam abdesti bozar.
9) Kokusu olsun veya olmasın, erkek ve kadının tenasül organından çıkan yel.
10) Rutubetsiz ye kokusuz olarak arka taraftan çıkarılan şırınga. Bununla beraber uygun düşen, ihtiyat olarak
abdesti yenilemektir.
11) Erkeğin tenasül organına damlatıldıktan sonra geri gelen yağ. Bu da İmamı Azam’ a göredir.
12) Pıhtılaşmış bir halde kusulan kan parçası.
13) Baştan buruna veya kulağa kadar akıp gelen, fakat gusülde yıkanması farz olan yere taşmayan kan.
14) Kullanılan misvak (ve fırça) üzerinde veya ısırılan sert meyvalar üzerinde görülen ve akıcılığı bilinmeyen kan izleri.
15) Pire, kene, sivri sinek, kara sinek gibi haşeratın karınları doluncaya kadar emdikleri kan.
Sülüğün karnı doluncaya kadar kan emdikten sonra düşmesi halinde kendisinden kan çıkarsa abdesti bozar.
16) (Abdestli iken) Saçların tıraş edilmesi, bıyıkların kırpılması, tırnakların kesilmesi.
17) Kıçı tamamen yere yerleştirmek suretiyle oturarak uyumak.
18) Namazda iken ayakta, oturarak, rükûda ve secdede uyumak.
19) Namaz dışında, cenaze namazında ve tilavet secdesinde kahkaha ile gülmek.
(Şafiîlere göre, namaz içinde de kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.)
20) Ne kendisinin, ne de başkasının duyamayacağı bir sesle gülümseme (tebessüm). Bununla abdest bozulmayacağı gibi, namaz da bozulmaz. Fakat yalnız kendisinin işitebileceği bir sesle gülmek, abdesti bozmasa da namazı bozar.
21) Herhangi bir kimsenin bedenine veya tenasül organına el ile dokunmak.
(Malikîlere göre, mükellef olan bir kimse, buluğ çağına yakın bir kadının açık bulunan bir uzvuna veya ince hafif bir şeyle örtülü bir yerine lezzet maksadı ile dokunsa abdesti bozulur. Bir maksat olmaksızın duyulan bir lezzet de böyledir. Öyle ki, kadın mahrem olsa bile, lezzetlenme duygusu olan bir dokunma ve yapışma ile abdest bozulur.)
(Şafiîlere göre, herhangi bir yabancı kadının hiç bir engel bulunmaksızın bir uzvuna dokunmak abdesti bozar. Lezzet bulunmasa bile, hüküm yine böyledir. Bundan kadının saçları, dişleri ve tırnakları müstesnadır. Bunlara dokunmak, bir lezzet olsa bile, abdesti bozmaz. Yine Şafiîlere göre, bir erkek veya bir kadın, kendisinin veya başkasının oturağını veya ön tenasül organını bir engel olmaksızın elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur. Maliki ve Hanbelîlere göre de böyledir. Ancak bunlara göre, bir kadının kendi tenasül organını tutması abdestini bozmaz.)

Not: Bu gibi ihtilaflı meselelerde ihtiyata riayet edilmesi daha iyidir. Hanefî mezhebinde olan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti bozmayıp başka mezhebe göre abdesti bozan bir hal ile karşılaştığı zaman, ihtilaftan kurtulmak için abdest almalıdır. Böyle hareket etmek, bilhassa imamlar için mendubdur (Ö.N.Bilmen, B.İ.İ.)
Özürlünün Abdesti Ve Özrü Sebebiyle Elbisesine Bulaşan Necasetin Hükmü
Dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı kusma, hayız ve nifas dışındaki kadınların akıntısı gibi bedenî rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam etmesi halinde özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de mazûr (özürlü) denir.
İslâm dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Bu nedenle özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için onlara kolaylıklar getirmiştir. Özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret teşkil eden rahatsızlığından başka abdest bozan bir hal meydana gelmedikçe bu abdestle o vakit içerisinde o vaktin farzını ve sünnetlerini kılar. Bunun dışında dilediği kadar kaza ve nafile namaz kılar, Kur’an-ı Kerim okur ve diğer ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir halin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur.
Özür, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar.
Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra bulaşması halinde, bundan kaçınılması mümkün değil ve temizlendiğinde tekrar bulaşacaksa yıkamadan namaz kılınabilir. Fakat tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir.
Tuvalette abdest alınabilir mi?
Tuvalette abdest alınmasında bir sakınca yoktur. Fakat Tuvaletten başka abdest alacak bir yer varsa abdesti orada almak daha güzeldir. Tuvalet klozet ise kapağını kapalı tutma daha güzeldir. Ancak böyle yerlerde besmele, zikir ve duaların içten söylenmesi uygun olur.
ABDESTİN ÇEŞİTLERİ
1 – Farz olan abdestler,
2 – Vâcib olan abdestler,
3 – Mendub olan abdestler.

Farz Olan Abdestler:
• Abdesti olmayanın namaz kılmak için abdest alması farzdır. Kılınacak namaz ister nafile, isterse cenaze namazı olsun.
• Tilâvet secdesi ve Kur’an’a el sürmek için de, abdestli bulunmak şarttır.

Vâcib Olan Abdestler:
• Kâ’be-i Mükerreme’yi tavâf için (abdestsiz olana) abdest almak vâcibdir. Kâ’be, abdestsiz olarak tavâf edilirse, bu tavaf sahih olur. Ancak abdestin terkinden dolayı, tavâfın nev’ine göre kurban kesilmesi veya sadaka verilmesi icap eder.
• Tefsîr kitablarına el sürmek için abdest almak da, Kur’an’a hürmeten vâcibdir.

Mendûb Olan Abdestler:

Yukarıda saydığımız hususlar dışında pek çok halde de abdest almak mendûb (müstehab) olur. Bunlardan bâzılarını sıralayalım:
• Fıkıh, Hadîs ve Akâid gibi dinî kitabların elle tutulabilmesi için abdest alınması mendubdur. Bu kitabları okumak için abdest almak, dinî ilimlere hürmet içindir.
Peygamberimizin ashâbı ve o zamanın âlimleri bu hususa çok dikkat ederlerdi.
İmam-ı Hulvanî:
“Biz ilimde bu pâyeye ve mertebeye ilme karşı duyduğumuz saygı ve hürmet ile nâil olduk. Çünkü ben abdestsiz olarak elime kâğıt dahi almadım” der.

İmam Sarahsî ise:
“ Bir gece bağırsaklarından rahatsızlanmıştı. “İlmî çalışmama devam edebilmem için, o gece on yedi kere abdest aldım” der.
• Uyumadan önce abdest almak da mendubdur.
• Uykudan kalktığı vakit abdest almak..
• Devamlı abdestli bulunmak için abdest almak.
• Abdestli iken abdest üzerine abdest almak. (Peygamber sünnetidir)
• Kazara yapılan gıybet, söylenilen yalandan, koğuculuktan, sövmek gibi günahlardan sonra abdest almak.
• Kahkaha ile güldükten sonra abdest almak.
• Öfkeyi gidermek için abdest almak.
Bu hususta Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Öfke Şeytan’dandır. Şeytan da ateşten yaratıldı. Ateşi de ancak su söndürür. Bu hâle göre biriniz öfkelenirse hemen abdest alsın.”
• Ezbere Kur’an okumak için abdest almak.
• Hadîs okumak ve hadîs rivâyet etmek için abdest almak.
• Şer’î ilimlerden birini okumak veya okutmak için abdest almak.
• Arafat’ta vakfede durmak ve Safâ ile Merve arasında sa’y etmek için abdest almak.
• Kadına dokunmak gibi mezhepler arası abdesti bozup bozmayacağı ihtilâflı meselelerden kurtulmak için abdest almak.
• Cenazeyi yıkamak ve takip etmek için abdestli olmak.

Abdest Nasıl Alınır?
Abdestin farz, sünnet ve âdâbını bu şekilde gördükten sonra, tertip ve usûlüne uygun bir abdesti nasıl alacağımızı görelim:
Abdest almadan önce diğer azalarımızın kirlenmemesi için ellerimizi güzelce yıkarız. Dişlerimizi fırçalarız veya misvakla temizleriz. Abdest almaya kalben niyet ederiz. Dil ile de “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya” demek güzeldir.
• Abdest almaya niyetlendikten sonra, Eûzü – Besmele çekilerek eller bileklere kadar yıkanır. El parmakları arası hilallenir, yani su geçirilir. Parmakta yüzük varsa, bu arada kımıldatılır, altına suyun geçmesi sağlanır.
• Üç defa sağ avuca su doldurularak bu su ile ağız çalkalanır. Abdeste başlamadan önce dişler misvak ve fırça ile temizlenmemiş ise, ağza su verme işlemi sırasında parmaklarla dişlerimizi ovarız.
• Bundan sonra üç defa sağ el ile burna su çekip, sol el ile de etrafı rahatsız etmeyecek şekilde sümkürüp burnumuzu temizleriz.
• İki avuca su alınarak üç defa yüzün her tarafı yıkanır.
• Dirseklerle birlikte, önce sağ kol, sonra sol kol üçer defa yıkanır.
• Eller ıslatılıp sağ elin içi ile başın ön kısmına meshedilir.
• Başın meshinden sonra elde kalan yaşlık ile veya el yeniden ıslatılarak kulak ve boyun da mesh edilir.
• Önce sağ ayak, sonra da sol ayak topuklarla birlikte üçer kere iyice yıkanır. Parmak aralarına su geçirtilir.
• Gerek abdest sırasında, gerekse abdestten sonra, abdest dualarının okunması çok sevabtır.

ABDEST DUÂLARI
İlmihal kitaplarında abdest alınırken her organın yıkanması sırasında okunacak bazı dualara yer verilir. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) her organ yıkanırken ayrı bir dua zikretmese de abdestin bitiminde okunması için ümmetine şu duayı öğretmiştir.“Eşhedü en la ilehe ilallahü vahdehu la şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh. Allahümmecalnî minettevvâbîne vecalnî minel mütetahhirîn.
“Ben inanır ve şahitlik yaparım ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine inanırım ki Muhammed O’nun kulu ve Peygamberidir. Allah’ım beni tevbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle.” Hz. Peygamber, kim bu duayı okursa kendisi için cennetin sekiz kapısının açılacağını ve dilediği kapıdan içei girmesine izin verileceğini müjdeler” (Tirmizî, Tahâret, 41)
Bunun yanında âlimlerimiz tarafından bizlere öğretilen aşağıdaki duaları okumak ta faziletlidir.
• Abdeste başlarken önce niyet edilir, sonra eûzü-besmele çekilir. Sonra da her bir âzayı yıkarken hemen hemen bütün ilmihal kitaplarında bulunan şu dualar okunur: Dua münacât, talep ve istek olduğundan ya okunan duaların manasını bilmek ya da Türkçelerini yapmak gerekir. Duayı beden dili ile değil, gönül dili ile yapmak esastır. Abdest almadan önce, alırken ve aldıktan sonra dileyen dilediği gibi dua yapabilir. Bunun yanında Peygamber Efendimiz zamanından beri günümüze kadar gelmiş olan aşağıdaki dualar yapılabilir.
• Abdeste başlarken euzü besmeleden sonra:
Elhamdü lillâhi’llezî ce’ale’l-mâe tahûran ve’l-İslâme nûran.
Suyu temizleyici, İslâmı da nûr kılan Allah’a hamdolsun.
• Ağıza su verirken:
Allahümme eınnî alâ tilâveti’l-Kur’ân ve zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik.
Ey Allahım, Kur’an okumak, seni zikir ve sana şükür etmek, sana olan ibâdeti güzelleştirmek hususlarında bana yardım et!..
• Buruna su verirken:
Allahümme erıhnî râihate’l-Cenneti ve lâ türıhnî râihate’n-nâr.
Allahım, bana Cennet kokusunu duyur, Cehennem kokusunu hissettirme!
• Yüzü yıkarken:
Allahümme beyyıd vechî yevme tebyaddu vücûhün ve tesveddü vücûh.
Allahım, yüzlerin kiminin ak, kiminin kara olduğu o günde, benim yüzümü kara değil, ak çıkar!
• Sağ kolu yıkarken:
Allahümme a’tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ.
Allahım, kitâbımı, amel defterimi sağımdan ver, hesabımı da kolay eyle!
• Sol kolunu yıkarken:
Allahümme lâ tu’tınî kitâbî biyesarî ve lâ min verâi zahrî.
Allahım, kitâbımı, amel defterimi solumdan ve arkamdan verme.
• Başı meshederken:
Allahümme ezıllenî tahte zılli arşike yevme lâ zılle illâ zıllü arşik.
Allahım, Arşının gölgesinden başka gölge olmadığı günde, beni Arşının gölgesinde gölgelendir.
• Kulaklara meshederken:
Allahüme’c’alnî mine’llezîne yestemiûne’l-kavle feyettebiûne ahseneh.
Allahım, beni sözü dinleyip de en güzeline uyanlardan eyle.
• Boynu meshederken:
Allahümme a’tik rekabetî mine’n-nâr.
Allahım, boynumu Cehennem ateşinden âzâd eyle!
• Ayakları yıkarken:
Allahümme sebbit kademeyye ale’s-sırâti yevme tezillü fîhi’l-akdâm
Allahım, ayakların Sırat üstünde kaydığı günde, ayaklarımı sırat üstünde sâbit eyle, kaydırma!
• Abdest bittilkten sonra “Eşhedü en la ilehe ilallahü vahdehu la şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh. Allahümmecalnî minettevvâbîne vecalnî minel mütetahhirîn.
Allah’tan başka hiçbir ilah bulunmadığına, O’nun hiçbir ortağı olmadığına ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in de O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim. Ey Allah’ım ! Beni çok tevbe edenlerden ve çok temizlenenlerden eyle!
• Abdest aldıktan sonra kerehat vakti değilse iki rekât Allah rızası için namaz kılarız.

MESTLER ÜZERİNE MESHETMEK
• Ayağa giyilen ve “Mest” adı verilen mest hükmündeki şeyler üzerine, abdest alınırken mesh edilmesi caizdir. Bu, İslam dininin gösterdiği bir kolaylıktır. Bu meshden maksad, mestlerin üzerine ayakların uçlarından başlayıp aşık kemiklerini aşmak üzeri inciklere doğru ıslak olan el parmaklarını sürmektir.
• Ayaklara mesh etmenin farz miktarı, giyilen her iki mestin ön ve üst tarafından el parmaklarının en küçüğü itibarı ile üç parmaklık yerin mesh edilmesidir. Bu kadarlık bir yerin mesh edilmesi ile farz yerine getirilmiş olur.
(Malikîlere göre, mestlerin bütünü üzerine mesh yapılması gerekir. Bu miktarın azına mesh yeterli değildir.Hanbelîlere göre, mestlerin üstünün çoğuna mesh edilmesi kafidir. Şafiîlerde ise, mestlerin üstüne bir parmak kadar mesh yapılması yeterlidir.)
• Mestlerin altına mesh yapılmaz. Mestler üzerine mesh yapılırken ıslak olan el parmaklarının açık olması, meshin el parmakları ile yapılması, ayak parmaklarının ucundan başlayarak yukarıya doğru yapılması, sünnete uygun olan meshdir. Yoksa, mestin üzerine su dökmek, mesti sünger gibi bir şeyle ıslatmak, enine olarak mestin üzerine mesh etmek veya meshe mestin goncundan başlamak yeter. Ancak böyle yapmak sünnete aykırıdır.
• Ayakları topukları ile beraber örten çizmeler, potinler, kendileri ile üç mil kadar yürünebilecek kuvvetli ve kalın çoraplar, konçlu aba terlikler de mest hükmündedir. Bunların üzerine de mesh yapılabilir.
Meshin Cevazındaki Şartlar
Bir meshin caiz olabilmesi için yedi şart gereklidir:
• 1) Mestler, abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmelidir. Bir özürden dolayı ayağa veya ayağın sargısına mesh edilmesi de yıkama hükmündedir. Onun için böyle bir meshden sonra giyilen mestler üzerine mesh yapılabilir.
• 2) Mestler, topuklar dahil, ayakların her tarafını örtmüş olmalıdır. Topuklardan kısa olan mestler ve benzeri ayakkabılar üzerine mesh yapılmaz.
• 3) Ayağa giyilen mestler üzerine en az üç mil yol yürüyebilmelidir. Bir mil dinimizde dört bin arşındır. Bir arşın da yirmi dört parmaktır.
• 4) Giyilen mestlerin topuklarından aşağı kısımlarında, ayağın küçük parmağı ölçüsü ile, üç parmak delik, sökük ve yırtık bulunmamalıdır. Şu kadar var ki, böyle bir noksan, ayak parmaklarının uçlarına rastlarsa, miktara değil, sayıya bakılır: Üç parmak görünmedikçe, yırtık zarar vermez. Yine mestlerde üç parmak kadar sökük bulunduğu halde, mestlerin sağlamlığından dolayı yürürken bu sökük açılıp parmaklar gözükmezse, yine meshe engel olmaz. Bir mestte bulunan ayrı ayrı yırtıklar toplanır; fakat iki mestteki yırtıklar toplanmaz. Bunun için bir mestte iki ve diğer mestte bir veya iki parmak miktarı yırtık bulunursa mesh yapmaya engel olmaz.
(Malikîlere göre, bir ayağın en az üçte biri görülecek kadar bir mestte yırtık yoksa meshi bozmaz. Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, ayakta yıkanması farz olan miktar, mestlerdeki bir yırtıktan görülecek olsa, mesh bozulmuş olur. O yıkanması farz olan miktar, çorap veya başka bir şeyle örtülmüş olsa bile hüküm değişmez.)
• 5) Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek kadar kalın olmalıdır.
• 6) Mestler, dışarıdan aldıkları suyu hemen içine çekerek ayağa ulaştıracak bir halde olmamalıdır.
• 7) Her ayağın ön tarafından en az küçük el parmağı kadar bir yer mevcut bulunmalıdır.
Bu itibarla, bir veya iki ayağının ön tarafı bulunmayan kimse mestlerine mesh yapamaz. Ökçe taraflarının bulunması yeterli değildir. Çünkü bir ayağı yıkamakla diğerine mesh bir arada toplanamaz. Fakat bir ayağı tamamen mevcut bulunmayan kimse, diğer ayağına giydiği mest üzerine mesh yapabilir. Çünkü mesh ile yıkama bir arada toplanmamıştır.
Mesh Müddeti
• Meshin müddeti, ikamet halinde olan (yolcu hükmünde bulunmayan) kimse için bir gün bir gece, yani yirmi dört saattir. En az on sekiz saat (üç günlük) bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan bir misafir (yolcu) için ise, üç gün (yetmiş iki saat) geçerlidir. Bu müddetin başlangıcı, mestler giyildikten sonra ilk abdestin bozulma zamanından itibarendir. Örnek verilirse, bir kimse abdestini tamamladıktan sonra o taharet üzerine mestlerini giyse de, beş saat sonra ondan abdesti bozucu bir hal meydana gelse, bu beşinci saatten itibaren meshin müddeti mukim için yirmi dört saat ve misafir için yetmiş iki saat devam eder. Mestleri giyiş zamanına bakılmaz.
• İkamet halinde iken yolculuğa çıkan kimse, misafirin müddeti üzere hareket eder, o zamanı doldurur. Aksine olarak misafir olan kimse, bir gün ve bir gece (yirmi dört saat) mesh ettikten sonra mukim olsa, mesh müddeti bitmiş olur. Artık ayaklarını yıkaması gerekir.
• Mestlerine mesh yaparak abdestli bulunan kimse, mestlerini ayaklarından çıkarınca, yalnız ayaklarını yıkaması gerekir, abdestini tamamen tazelemesi gerekmez. Ayaklarını yıkamak suretiyle abdest alıp mestlerini giymiş olan bir kimse, daha bu abdesti bozulmadan herhangi bir sebeple mestlerini ayaklarından çıkarsa, abdesti bozulmuş olmayacağı için ayaklarını tekrar yıkaması gerekmez.
(Malikîlere göre, mest için bir zaman yoktur. Guslü gerektiren bir durum olmadıkça, mestler üzerine daima mesh yapılabilir. Ancak cuma namazını kılacak kimseler için, her cuma günü mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkamaları mendubdur. Şafiî ve Hanbelîlere göre, mubah (haram işleme niyeti bulunmayan) bir seferdeki yolcu için mesh müddeti üç gün, üç gece (yetmiş iki saat)’dir. Günah işlemek için yola çıkıldığı takdirde bu müddet yirmi dört saattir.
Sargı Üzerine Mesh
• Kırılan veya yarası bulunan bir uzvu (organı) yıkamak zarar verince, kırık üzerindeki tahtaya veya yara üzerindeki sargıya, hem abdest ve hem de gusül için bir kez mesh edilir. Bu mesh de zarar verirse, terk edilir.
• Elde, tırnakta ve diğer uzuvlarda bulunan herhangi bir yara üzerine konulmuş sakız, pamuk gibi şeylerin veya ilaçların üzerine de zaruret halinde bir kere mesh yapılır. Bunlara sıcak su zarar vermiyorsa, mesh yeterli olmaz, yıkamak gerekir. Yapılacak meshin bütün sargıyı kaplaması gerekmez; çoğunluğunu mesh etmek kafi gelir.
• Sargıyı çözmek zarar veriyorsa, özürlü yerin etrafını sargı altından yıkamak gerekmez. Bunlardan açık bulunan yerleri mesh etmek yeterlidir.
• Böyle bir sargı üzerine yapılan mesh için belli bir müddet yoktur. Özür devam ettiği müddetçe sargı üzerine mesh yapılır. Bu sargının taharet hali üzere (abdestli olarak) sarılmış olması da şart değildir.
• Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra sargı değiştirilirse, tekrar mesh gerekmez. Yine bir sargıya mesh yapıldıktan sonra, onun üzerine başka bir sargı daha sarılmış olsa, yeniden bir mesh daha yapılmaz. Henüz özür kalkmadan sargı açılsa, mesh bozulmuş olmaz.
• Bir özürden dolayı iki ayaktan biri üzerine mesh yapılınca, diğerini yıkamak gerekir. Çünkü bu mesh de yıkamak
hükmündedir.
• Özür tamamen kalkınca, mesh bozulmuş olur, artık sargı üzerine mesh yapılmaz. Yerinin yıkanması gerekir.
Meshi Bozan Şeyler
Abdesti bozan her şey meshi de bozar. Onun için müddet henüz bitmemiş ise, yeniden alınacak abdestte mestlere veya sargılara da yeniden mesh verilir. Aşağıda yazılı hallerden dolayı da mesh bozulur:
• 1) Üzerine meshe dilmiş olan mestin ayaktan çıkması veya çıkarılması. Bu durumda eğer abdest mevcut ise, yalnız ayakları yıkamak kafidir. Yeniden tam bir abdest almak gerekmez. Bir mestin goncuna kadar, ayağın çok kısmımın çıkmış olması da, tamamen çıkması hükmündedir.
• 2) Mesh müddetinin sona ermesi. Bu halde henüz abdest devam ediyorsa, yalnız ayakları yıkamak yeterlidir. Yeniden tam bir abdest almaya gerek yoktur. Bununla beraber mesh müddeti son bulsa bile ayakları çıkarıp yıkamanın soğuktan donmaya sebebiyet vereceğinden korkulursa, yine meshe devam edilir. (Ö. N. Bilmen, B.İ.İ.)
GUSÜL VE GUSLÜ GEREKTİREN HALLER
Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir.
Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir.
• Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed’e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf’a göre gusül gerekmez.
• Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bu görüş zarureten tercih edilse de ilk fırsatta gusül almak daha güzeldir.
• Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.
• Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Bunlardan yalnız biri buluğ çağına ermiş ise sadece ona gusül gerekir, diğerine gerekmez. Ancak buluğ çağına yaklaşmış bir devrede ise, yıkanmadan namaz kılmasına izin verilmez. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.
• Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf’a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed’e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şüpheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.
• Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.
• Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.
• İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.
• Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed’e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.
• İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.
• Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese, her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.
• Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî’ye göre bu hallerde de gusül gerekir.)
• Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.
• Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek sureti ile yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; Çünkü bekaret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.
• Cünüblük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse(Müslüman olsa), gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.
Guslün Farzları
Guslün farzları, ağzı, burnu ve bütün vücudu birer kez yıkamak üzere üçtür. Bu farzlar, aşağıda bildirileceği şekilde yapılır.
• Ağza ve buruna bolca su alınmalı. Bu işe abdestle yapılan ağız ve buruna su vermelerden daha çok özen gösterilmelidir.
• Vücut yıkanırken iğne ucu kadar bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilecek, kulaklar ve göbek oyuğu yıkanacak. Su saçların, sakalların, kaşların ve bıyıkların, aralarına ve altlarındaki deriye kadar geçecektir. Bunlar sık olsa bile, suyun ulaşması sağlanacaktır. Bunların araları ve dipleri kuru kalırsa, gusül tamamlanmış olmaz. Ancak kadınların başlarından aşağıya sarkmış olan saçlarının yıkanması şart değildir. Önemli olan bunların diplerine suyun geçmesidir. Erkeklerde bir zorunluluk bulunmadığı için, böyle sarkmış olan saçlarının her tarafını yıkamak gerekir.
• Kapanmış olan küpe deliklerinin içini de yıkamalıdır. Öyle ki, bu deliklerin ıslanmış olduğuna kanaat getirmelidir. Böyle bir kanaat yoksa, onları el ile ovarak ıslamalıdır. İçlerine zorla su geçebilecek bir halde olan küpe deliklerini de, içlerine su geçecek bir şekilde el ile ıslatıp yıkamalıdır.
• Tırnaklar arasında kalan kurumuş çamurların ve göz çapakları gibi şeylerin altlarını da yıkamalıdır; bunu yapmak gereklidir. Fakat tırnaklar üzerindeki kirler, topraklar, kınalar gusle engel olmazlar. Çünkü bunlar suyun geçmesine engel değildirler. Bu konuda köylü ile şehirli eşittir. Sahih olan görüş budur.
• Bir özür sebebiyle sünnet olamamış kimsenin, organında toplanmış olan derinin içini de yıkaması lazımdır. Ancak açılmasında bir zorluk olursa, o zaman içi yıkanmaz. Çünkü bu deri bedenin dışından sayılır. Buraya kadar gelen bir sidik ile abdest bozulur.
• Suyun geçmesini engelleyecek şekilde dişlerin arasında nohut büyüklüğünde sert yemek parçası bulunmamalıdır. Vücudun hiç bir yerinde suyun geçmesini engelleyecek balık pulu veya çiğnenip kurumuş ekmek parçası gibi bir şey de bulunmamalıdır. Çünkü bunların altlarına su geçmeyince, gusül sahih olmaz.
• Birbirine bitişik olup da aralarında su geçirmeyecek bir halde bulunan parmakları yıkarken, su ile aralarını ovmalıdır, içi boş olan göbeğin içini de yıkamalıdır. Üzerlerinde pislik bulunmasa da, avret yerlerini su ile yıkayıp temizlemelidir. Bunların da kuru kalması gusülün sıhhatine engel olur.
• Ayaklarda bulunan çatlaklar üzerine merhem koyulunca, eğer altlarını yıkamak zarar vermeyecekse, altlarını yıkamak gerekir. Zarar verecekse üstleri yıkanır. Bu da zarar veriyorsa, üzerlerini mesh etmekle yetinilir. Mesih de zararlı ise, mesh edilmez.
• Bir kimse guslettikten sonra ağzını veya burnunu yıkamadığını veya bedeninden bir yerin kuru kaldığını anlarsa, yeniden gusletmesi gerekmez; yalnız o yerleri yıkaması yeter. Bu arada farz bir namaz kılmışsa onu tekrar kılması gerekir.
• Gözlerin içini soğuk veya sıcak su ile yıkamak güç ve zararlı olduğu için, ne abdest alırken, ne de guslederken gözlerin içini yıkamak gerekmez. Körler için de böyledir. Temiz olmayan bir sürme ile gözler sürmelenmiş olsa bile, bunu yıkamak gerekmez. Gözlerin hafifçe kapatılması hem abdest için hem de gusül için bir engel teşkil etmez. Yeter ki su, kirpiklere ve pınarlara ulaştırılmış olsun.
• (Malikîlere göre gözlerin ve ağız ile burnun içleri, bir de meydanda olmayan kulak deliği bedenin dışından sayılmaz. Bu bakımdan bunları abdestte ve gusülde yıkamak farz değildir; sünnettir.
Hanbelîlere göre, ağız ile burnun içleri yüzden sayılır. Onun için hem abdestte, hem de gusülde yıkanmaları farzdır.)
• Takma olan gözleri çıkarıp abdest ve gusülde altlarını yıkamaya gerek yoktur. Bu yıkama zararlı olunca, zaten çıkarılmaları caiz olmaz.
Guslün Sünnetleri
Guslün başlıca sünnetleri şunlardır:
• 1) Gusle niyet ederek, besmele çekerek ve misvak kullanarak başlamak. Bu niyet guslün sıhhati için şart değildir. Sevabı vardır. Temizliğin bir ibadet sayılması için bir sebeptir. (Maliki ve Şafiî’lere göre, gusülde niyet farzdır. Hanbelîlere göre de, bu niyet guslün sıhhatinin şartıdır. Durum böyle olunca, ihtilaftan kurtulmak için guslederken abdestsizliği gidermeyi ve namaz gibi bir ibadetin yerine getirilmesini hatırlamalıdır.)
• 2) Gusülde önce elleri, sonra oyluk yerlerini yıkamak. Eğer bedende meni gibi bir pislik varsa onu gidermek.
• 3) Gusülden önce, sünnet üzere abdest almak. Bir kap içinde veya toprak üzerinde yıkanıldığı zaman ayakları yıkamayı sona bırakmalıdır.
• 4) Abdest aldıktan sonra önce üç kez başa, sonra üç kez sağ omuza, sonra üç kez sol omuza su dökmek. Her su döktükçe, beden iyice ıslansın diye, bedeni iyice ovuşturmak. Bir kap içinde veya toprak üzerinde yıkanılıyorsa, çıkarken önce sağ ayağını, sonra sol ayağını yıkamak. (İmam Malik ve İmam Ebu Yusuf’dan bir rivayete göre, gusül yaparken bedeni ovalamak farzdır.)
• 5) Gusül yaparken fazla su harcamamak ve çok kısıntı da yapmamak.
• 6) Kimsenin görmeyeceği bir yerde yıkanmak. Eğer erkekler erkekler arasında, kadınlar da kadınlar arasında bulunurlar da yıkanmak için tenha bir yer bulamazlarsa, bir köşeye çekilip avret mahallerini bir peştamal ile örterek yıkanırlar. Avret yerlerini açmaları caiz olmaz. Erkeklerin veya kadınlarla erkeklerin arasında bulunan kadınların da bunlar arasında yıkanmaları caiz değildir. Bu durumda teyemmüm ederek namazlarını kılmaları uygundur. Çünkü hükmen su bulunmamış demektir.
Yine, gerek erkekler ve gerekse kadınlar kendi cinsleri arasında yıkanmak için bir peştamal veya benzeri bir örtü bulamazlarsa ve böylece avret yerlerini açmak mecburiyetinde kalırlarsa teyemmüm ile kılarlar. Sonra tenha bir yer veya bir peştamal bulunca gusledip teyemmüm ile kılmış oldukları namazları iade ederler. Hamamlarda bu örtünme işine çok dikkat etmelidir.
• 7) Tenha bir yerde yıkanıldığı zaman, yine avret yerini açık bulundurmamak. Açık bulundurulursa kıble yönüne dönmemek.
• 8) Guslederken konuşmamak.
• 9) Gusülden sonra elbiseyi giyerken çabukça örtünüvermek.
• 10) Gusülden sonra bedeni bir havlu veya bir mendil ile silmek.
• 11) Bir kimse bir akarsuya veya bir havuza dalsa veya yağmur altında durup bütün vücudu ıslansa, ağzına ve burnuna su vermek halinde, gusül farziyetini yerine getirmiş olur. Bu durumda organlarını kımıldatır veya su içinde biraz beklerse, sünneti yerine getirmiş sayılır.
• 12) Yukarıda sıralanan sünnetlere uygun bulunmayan bir gusül, guslün edeplerine uygun düşmemiş ve kerahetten de kurtulmamış olur.
Abdestte sayılan edepler, gusülde de aynen uyulması gereken edeblerdir. Ancak guslederken kıbleye doğru durulmaz. Avret yerleri peştamal ile örtülü ise kıbleye dönülebilir.
Abdestte mekruh olan şeyler, gusülde de mekruhtur. Bir de gusülde dua okumak mekruhtur. Yine gusülde bir organdan su damlarken onu alıp diğer organı yere düşmeyen bu su ile yıkamak caizdir; çünkü gusülde bütün beden bir organ sayılır. Abdestte bunu yapmak caiz değildir.
Guslün Vasıfları
Yukarda geçen 169. maddede açıklandığı gibi, cünüplükten, hayız ve nifas kanlarından kesilişinden dolayı gusletmek farzdır. Bu farzın dışında bazı hallerde gusletmek sünnet veya müstahabdır. Bunların başlıcaları şunlardır:
1) Cuma ve iki bayram namazları için gusletmek.
2) Hac ve umrede ihrama girerken ve Arefe günü vakfe yapmak için yıkanmak (gusletmek).
3) Medine-i Münevvere ile Mekke-i Mükerreme’ye girmek için yıkanmak.
4) Müzdelife ve Mina’da bulunmak için yıkanmak.
5) Günahdan tevbe için yıkanmak.
6) Güneş ve ay tutulması halleri ile yağmur duasında bulunmak için yıkanmak.
7) Kan aldırmak ve ölü yıkamak için gusletmek müstahab olduğu gibi, baygınlıktan sonra ayılan kimsenin yıkanması da müstahabdır.
8) Yolculuktan dönenin ve yeni elbise giyecek kimsenin yıkanması.
9) Berat ve Kadir gecelerine kavuşmaktan dolayı yıkanmak.
10) İnsanların toplanacağı bir yerde bulunmak için yıkanmak.
11) İstihaze (illet kanından) kurtulan kadının yıkanması.
12) Cünüplüğünün hemen arkasından hayız (adet) görmeye başlayan bir kadın, isterse, cünüplüğü için yıkanır, isterse yıkanmasını âdetin sona ermesine bırakır.
13) Her cinsel ilişki için yıkanmak. Zevcesi ile cinsel ilişkide bulunan kimse, henüz yıkanmadan tekrar ilişkide bulunabilir. Fakat bu arada yıkanması veya abdest alması mendubdur.
14) Henüz namaz vakti gelmeden yıkanmak. Çünkü namaz vaktine kadar cünüp bir kimsenin yıkanmayı geciktirmesi günah sayılmaz; fakat daha önce yıkanmanın fazileti vardır.
Sünnet ve müstahab olan gusüller, sadece hürmet ve temizlik için yapılır. Bu kısım müstahab ve sünnet olan yıkanmalarda ağıza ve buruna su çekmek mecburiyeti yoktur.
Gusül Etmesi Farz Olanlara Haram veya Mekruh Olan Şeyler
Üzerlerine gusül farz olanlara, gusletmeden önce haram olan şeyler şunlardır:
1) Namaz kılmak. Bir ayet olsa bile, Kur’an niyeti ile Kur’an okumak. Hamd ve dua ile ilgili ayetleri, dua ve zikir niyeti ile okumak caizdir. Cünüb veya adet halinde olan bir kadının dua niyeti ile Fatiha Suresini okuması caizdir.
Yine bu durumda olan kimsenin çocuklara Kur’an ayetlerini kelime kelime öğretmesi de caizdir. Şahadet kelimesini söylemek, tesbih ve tekbir getirmek yine caizdir.
2) Kur’an-ı Kerime, bir veya yarım ayet olsa bile, el sürmek ve Mushaf-ı Şerif’i tutmak haramdır. Ancak Kur’an’a yapıştırılmamış olan bir kılıf, bir mahfaza ve sandık içinde onu taşımak ve onu dış taraftan tutmak caizdir.
3) Kabe’yi tavaf etmek ve bir zorunluk olmadığı halde bir mescide girmek veya içinden geçmek. Fakat zaruret hali olursa, geçilebilir. Bir kimsenin evinin kapısı, mescidin içine doğru açılsa ve evine girip yıkanmak için mescit içinden geçmek zorunda kalsa, o kimse mescit içinden geçerek evine girer ve yıkanır. Bu bir mecburiyet halidir.
Mescit içinde uyurken ihtilam olan kimse, dışarıya çıkmak için teyemmüm eder; fakat bu teyemmüm ile Kur’an okuyamaz, namaz da kılamaz.
4) Üzerinde ayeti kerime yazılı bulunan bir levhayı veya bir parayı el ile tutmak.
Üzerlerine Gusül Gerekli Olanların Yıkanmadan Önce Yapmaları Mekruh Olan Şeyler Şunlardır:
1) Din kitaplarından herhangi birini el ile tutup okumak.
2) El ve ağzı yıkamadan yiyip içmek.
El ile tutmayıp yer üzerinde bulunan bir sayfaya veya bir levhaya Kur’an’dan yazı yazmak. Bu da İmam Muhammed’e göre mekruhtur.
Cünüb ile hayız ve nifas halinde bulunanların Kur’an-ı Kerim’e bakmaları mekruh değildir. Bu, el ile tutmak hükmünde değildir.
(İmam Malik’e göre, Cünüb olan kimse, Kur’an okuyamazsa da hayız halinde olan kadın okuyabilir; çünkü cünüb olan kimse hemen yıkanabilir. Fakat adetli ise, adet müddeti dolmadan yıkanamadığı için özürlü sayılır.)